Zemheri Zamanına Uygun Mercimek Çorbası Hikâyesi

Almanya’da zemheri soğuklarının başladığı bir kış günüydü, işlerim erken bitince arabanın yönünü çocukların okuluna çevirdim. Küçük kızımı okuldan alıp baş başa yemek yiyelim istedim. Her çocuk gibi annesinin arabasını okulun önünde görünce sevindi.

‘Söyle ne yemek istersin? Pizza, hamburger, patates kızartması fark etmez’ dedim…

Emniyet kemerini takarken çocuğun düşünmesi beni şaşırttı. Çünkü sevinçle pizza diye bağırmasını hatta çığlıklar atmasını bekliyordum fakat kızım beklenmedik şekilde.

‘Anne mercimek çorbası içmek istiyorum’ dedi.

Şaşırdım… Sanki Köln caddeleri, sokakları, evleri, trafik ışıkları hepsi şaşırdı.

Herhalde fast food tarzı hazır gıdalardan hoşlanmadığım için faydalı bir şey söylemek istedi diye düşündüm. Sanki o bir şey söylememiş gibi:

‘Kocaman bir pizza yemeye ne dersin?’ diye sordum.

Yüzüme şaşkın şaşkın baktı.

‘Anne duymadın mı, mercimek çorbası dedim ya…’

Arabayı kullanırken ne diyeceğimi bilemedim. Zira evde en çok pişirdiğim yemek mercimek çorbasıydı. Şimdi bu ne demek oluyor diye düşündüm, kafam karışmıştı. Araba Köln caddelerinde süzülürken içeride derin bir sessizlik hâkimdi. İkimiz de bunun fırtına öncesi sessizliği olduğunu biliyorduk. İki tane ergen annesi olarak düşünmeden konuşmamayı öğrenmiştim. Normalde çocuklar dışarıda sağlıksız şeyler yerdi çünkü biz Türk anneleri onları kesinlikle evimize sokmazdık. Özellikle küçük kızımla aramızda fast food konusunda çok savaşlar geçiyordu, bu yüzden içinde bulunduğumuz durum mevsim normallerinin üstündeydi.

Sonra sakin bir sesle:

‘Daha dün akşam mercimek çorbası içtin yemekte, özlemiş olamazsın’ dedim fakat sonra dayanamadım,

‘Sen hep dışarda pizza yemek istersin, şimdi nerden çıktı mercimek çorbası… Ne demek istiyorsun?’ diye sordum.

Çocuk: “Sakin ol anne, dışarıda tadı farklı oluyor” dedi.

Ama sakin olamıyordum. Kafamda farklı düşünceler dolaşıyordu, Türk kadınlarının kafasında böyle akın akın düşünceler dolaşır. Bazı konularda ki fikirlerimi söylediğimde Alman arkadaşlarım böyle şeylerin hiç akıllarına gelmediğini söylemişlerdi. Onlar tahmini şeylere kaygılanmazdı, o yüzden de kafaları bizimkilerden daha sakindi. Bu ne der, şu nasıl cevap verir, böyle olursa şunu nasıl yaparım, şöyle olursa ne derim gibi düşünceler bizlere Anadolu topraklarından kalmış bir çeşit mirastı.

Ve bu miras bende yeterince vardı.

Benim de canım bir pizza kaçamağı yapmak istemişti ve çocuğa pizza yedireceğim diye ben  de pizzacıya gitmeyi hayal etmiştim. Belki de bir çeşit hayal kırıklığı yaşıyordum.

Bu arada Türk mahallesine geldik, arabayı park edip Türk restaurantlarının birine girdik. Çorbası gelene kadar nasıl heyecanla beklediğine gözlerimle şahit oldum. Çocuk çorbasını içerken ona kötü kötü baktığımı fark etmemiştim.

‘Anne bakma öyle rahat yiyemiyorum’ deyince başımı başka tarafa çevirdim.

Nasıl bakmam, çocuk kıtlıktan çıkmış gibi mercimek çorbasını içiyordu. Evde her hafta yaptığım mercimek çorbası benim için gurur meselesi olmuştu. Güzel yapamıyor muydum diye düşündüm. Hatta Türkiye’deki mahallemde olsam konu komşu ne der diye düşünecektim. Ama Almanya’da böyle bir komşu kaygım yoktu, o yüzden düşüncelerimi abartamadım. Çorbası bitince döner dürüm söyleyelim mi diye sordum. İlla ki çocuğa evde yapmadığım bir yemek yedirme düşüncesi beni dürtüp duruyordu. Ama vicdansız kızım garson gelince ikinci çorbasını söyledi, ve bir sepet daha kızarmış pide istedi. İkinci çorbayı da mis gibi kokan kızarmış pideleri bandıra bandıra yedi. Oysa ben de çorbanın yanına ekmek kızartırım. Bir şey söyleyemedim, sadece hayretler içinde izledim.

Ergenlerle kapışmaya niyetim yoktu. Bütün bunlar 12 yaşında abur cubur seven bir çocuk için normal hareketler değildi. Dışarıda zararlı şeyler yemeye bayılan kızımın neden hep evde içtiği çorbayı tercih ettiğini düşündüm. Bana bir işaret mi vermek istemişti, acaba dün arkadaşına gitmesine izin vermedim diye bir tepki miydi, ama bu nasıl tepkiydi, yoksa beni protesto mu ediyordu ama mercimek çorbasıyla nasıl bir protestoydu, aklım bir türlü almıyordu.

Bu yaptığının amacı nedir anlayamıyordum. O sırada kızım:

“Anne soru sorar gibi bakıyorsun, sor bari” dedi.

Karşısında biraz kıvrandım, nasıl soracağımı bilemedim, havadan sudan konuşayım sonra arada çaktırmadan sorarım diye düşünürken beynim yine bana oyun oynadı ve birden:

“Mercimek çorbası içmekteki amacın ne” diye sordum.

Sesim de biraz gergin çıkınca çocuk,

“Anne bir düşün, amacım ne olabilir sence” dedi ciddi bir sesle.

O an kovboy filmlerinde karşılıklı düello için bekleyen kovboylar gibiydik, gözlerimizi birbirimize dikmiş, ilk kim ateş edecek diye tetikte bekliyorduk. O an bir çok şey düşündüm, hafta sonu odasının dağınıklığına kızmıştım, dün pişirdiğim kereviz yemeğini yememişti ona kızmıştım, o yüzden mi bugün benim pizza kaçamağı yapma hayallerimi suya düşürmüştü acaba, bir çeşit hayalleri yıkma intikamı mı alıyordu. Ama bunların hiç birini ona söylemedim, hayat bana ergenlere aklıma gelen her şeyi söylememeyi öğretmişti.

‘Bulamadım… Sen söyle’ dedim. Artık uçağımız şiddetli türbülansa girmişti, emniyet kemerlerimizi takmamız gerekiyordu.

Masadan üzerime yaklaştı gözlerini yüzüme dikti, çok ciddi baktığı için biraz gerildim. Ne gelecek diye heyecanla bekliyordum. Yaklaştı yaklaştı.

‘Duyacaklarına hazır mısın?’ dedi. Biliyordum altından karmaşık bir şeyler çıkacağını.

Titrek bir sesle ‘Hazırım’ dedim.

Kulağıma eğildi, belli ki kimsenin duymasını istemiyordu, çok önemli bir şey söyleyeceği için sevindim. Belki bu aramızdaki bazı buzları eritecekti, bazı sorunları çözecektik, dikkat kesildim.

Kulağıma yaklaştı ve fısıldayarak,

‘TEK AMACIM KARNIMI DOYURMAKTI ANNE’ dedi.

Önce anlayamadım… Hayretle yüzüne baktım, gülmeye başlayınca ben de dayanamadım güldüm. Gözlerimizden yaş geldi gülmekten. Çok karmaşık şeyler düşünmekten insanoğlunun en temel ihtiyacını göz ardı etmiştim. Hayatta bazı şeyleri ciddiye almamayı gülüp geçmeyi öğrenmenin yaşı yok diye düşündüm.

Ve bir mercimek çorbası da ben söyledim, yanında kızarmış pide de istedim. Pideleri banmak benim de hakkım diye düşündüm..

Madem dışarda farklı oluyormuş…

Meltem ÇİMEN

instagram: @meltem_ozbek_cimen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir