A-Ş-K

Yanağı, utangaç sivilcelerden silinmiş kızın, okul sıralarında, hocasına hayran hayran bakması. dijital yüzlü genç  popçunun, kuşe kağıda, 4 renk ofset baskılı, evdeki baskılardan da baskın, popstar yarı finalinden duvara düşmüş suretiydi      A-Ş-K …

 Düğünlerde arka saflardan bakan, kuşkulu, ümit var, çiçeği burnunda, son sigarasıyla orta yerde azize oynayan, ilk defa gördüğü kıvrak ve işveli yabancıya, recmlerin karıştığı düğün pistinde, adrese teslim, doygun doygun yazmasıydı      A-Ş-K …

 Önü Türkçe, arkası matematik bölümlü defterin yamalı yerine, baş harfi Sevda olan toplu çekilmiş bir hatıra fotoğrafının ortasındaki, orta boylu, esmer ve flu bir geçmişin acıtan izleriydi    A-Ş-K …

Büyük şehirde gayri menkul, altılı ganyan, kazı kazan, bir sonraki bahara kalmışlardaki taze umuttu. “Paran yoksa aşk yok” diyen puştperest adamların kurduğu, sanal bir korku, doymamış yağ oranı yüksek, mutlu azınlığın tekelindeki, janjanlı bir çizgi romandı     A-Ş-K …

Elektrikler kesilince, komşu kızının resim defterinde kalan, “Cin Ali Ayşe’yi seviyor” yazılı fişlerin hecelerinde, ergenliğe girememiş yaramaz cingöz çocuktu. Delikanlılığa girerken, herkes kendini bekliyor zanneden, saf bir tertibin, “Önce vatan” yazılı tepelerden haykırdığı, asker dönüşü, geri dönüşüm tenekelerinin kenarına bırakılmış vaatlerdi      A-Ş-K …

 Annenin dantel işleyerek kızına aldığı kareli defter, babanın seyyar tablada satarken ısladığı, “Ne alırsan 1 lira” lık alın teriydi. Parklarda sevgililere, hiç sevgilisi olmamış simitçinin, boynuna yüklediği, bir kat simit bir kat hayal örüntülü, yutkunduğu, devasa sessizliğiydi      A-Ş-K …

 Kısmetsiz ceviz sandığına, evde kalmış pembe kimliğini, dedikodulardan naftalin, keşkelerden defne yaprağı, annesinden dırdır, babasından hırgür koyduğu, sararmış çeyizleriyle; oturma odasında 52 ekran stereo yalan, ulu orta öpüşen pembe dizilerden gelip kurtaracak,  “herkes sevdiğini mi aldı ki” telkinli,  Beyaz atlı prensti     A-Ş-K …

 Alarak acılarını kurak bedenlerin, ıslak dudağıyla tepeden tırnağa her yerinin ve dökülen düşlerini yağmur gibi sızarak yanaklarına, her zerrede patlayan, nar çiçeği gibi dokunduğunda dudak kıvrımına küçük ateşlerle, en dibine kadar çektiğin, yosma bir sigaraydı      A-Ş-K  …

Yeni alınmış otomobilin, sökülmemiş naylon kılıfı kadar yakışan ihtiras. Kapı çalındığında sofradaki tatlıyı masa altına saklayan el kadar haris ve tamahkar, “ Ellere varda bize yok mu” nağmelerin katran katran zift akıttığı kalleş kıskançlığı, “Benim olmazsan kara toprağınsın” sancılarının tek kişilik bencilliği, çift kişilik oyunu, Üç kişinin bildiği ve bindiği dalı kesen, sermayesi hayallerden hacizli iflastı    A-Ş-K…

Sevgilinin gözünde, kendini severken, en kuytu yerlerde şımarmış şehvetlerin kaynaştığı, hacanası dahil 3 kişilik tövbe umuduyla tatlanmış günah. Dudaklarda tarçın, nefeslerde mentol, kolonya çiçeği, limon ferahlığı, mutluluğunda kakao yağı saklı, ayrıntıydı     A-Ş-K…

Kör noktasında nasır, her santiminde kıymık, kesik yara, kesif korkularla, karanlık travmalara sarılıp ağlarken; gözüne toz kaçmıştı dedirten, hep aynı parçaya takılı, bayati makamında müziğin tekrarıydı    A-Ş-K…

Ön koltukta cama yaslanmış, ayrılığa el sallayan buğu gözlü nihayet. İlk dokunduğu kestane  saçları, ellere bıraktığı nedamet. mazbut sızının pençesinde, sarsılmış  kalplerin ilk titrediği bidayetti     A-Ş-K…

 Elmaların portakal tadı mümkünsüz rüyası, Aldatılmışlığın kardeşi, şehvetin kan davalısı,  

Bedenin en büyük azabı, hiçbir yardımın ulaşmadığı, ödeyicisi bulunmayan borç…

Müdahil avukatların samimiyete el koyduğu vicdansız zaferlerdi    A-Ş-K…

Yakan –kavuran- savuran- tüketen- öldüren

ve

yeniden yaratan…

YERYÜZÜNÜN DAR OLDUĞU TEK MEKÂN…

Oysa ıssız bir adaya düştüğünde, yanına alamadığın üç şeyin toplam bakiyesidir    A+Ş+K…

Erkan BOZKURT

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir