- “Kötülük olmasaydı, Tanrı’ya inanırdım” diyen kişi, bu varsayımın gerçekleştiği bir alemde yaşasaydı yine Tanrı’ya inanmayacaktı. Çünkü kötülük olmadığında hastalığın, felaketlerin, ölümün olmadığı bir âlemde yaşayacak ve kendisini bu cennetimsi âlemde üstün/aşkın bir ilahtan müstağni (minnetsiz, muhtaç bulunmayan) sayacağından ‘Tanrı’ inancına ihtiyacı da kalmayacaktı.
- “Kötülükle dolu dünya Tanrı’nın olmadığına kanıttır” düşüncesi, insanın acıkmamasını, hatta et/kan/bedenden oluşan varlığa sahip olmamasını istemek anlamına gelir. Kötülük yoksa, insan dışında varlıklara da gerek kalmaz. Hatta kâinat da varlık kazanamaz; zira, varoluş zıtlarını barındırır ve zıtlıklar varlıklar için kötüdür. Sıcak/Soğuk zıtlığı görünüşte kötülükle eşitlenemez. Oysa kuraklık olur, susuzluktan canlı hayat kırılır; soğuk olur, zemheri kış gelir, hayat donar. İklim döngüleri zayıflar için kötülük, musibet kaynağıdır. Büyük balık küçük balığı yer; bunu kim engelleyebilir? Vahşi hayvanlar sürünün en zayıf halkasına saldırır. Sebe melikesi Belkıs, Süleyman hakkında şöyle demiştir: “hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar.” Kötülüğe itiraz eden ateist/agnostik kişi, olgusal gerçekliği reddetmekte, varlıkları zıtlıklarından arındırma fikrini öne sürmektedir; ki, bu da cennet istencidir. Ateizmin cennet beklentisi Din’den kopamadığını gösterir.
- “Kötülük” meselesini “fayda-zarar” tasavvuruyla veya “yeryüzüne imtihan için geldik” savunusuyla ele alamayız (alamam). Tam aksine “kötü olduğu için Tanrı yoktur” diyen aklın varsayımı üzerinden alırım. Kötülük yok ise insan varlığa da kâinatta bir gereklilik yoktur. Zira, insanın acıkmak, giyinmek, barınmak ile ilgili ihtiyaçları diğer varlıklar için kötüdür. Yani insan kötüdür, o halde yokum. Kötülüğü kaldırmak istiyorsan insanı da kaldırmalısın.
- “Kötülük olmamalıydı” diyen bir tanrıtanımaz, bu argümanıyla mantıken “ölüm de olmamalıdır” sonucuna varmalıdır. Zira ölüm, insan düşüncesinde “kötü”dür. Ölümü varoluşta öldürdüğümüz zaman ise yoktan var olamayız; hatta ateist/agnostik kişilerin teorik kabullerindeki evrim de olmaz. O zaman bu mantıkla biz “tanrıyız”.
- “Kötülük olmasaydı” önermesinin sahibi, insanın anne karnındaki ilk halini unutmaktadır. Kur’an bu hale “alak” der: rahim duvarına asılıp tutunan, annesinden sülük gibi kan emen. İnsan, masum sayıldığı ilk varoluş anında bile sömürüdür, sömürgecidir. Kötülük evrene sonradan gelmedi; o, hem insanın algı dünyasındadır hem onun özündedir. Kötülük, imtihan için araç olmadığı gibi, ahlâkî tekâmül bakımından bir süreç dinamiği de değildir. Kötülük bir realitedir.
- “İnsan özünde iyidir” diyenler, adaya düşmüş temiz ve sabi (masum) çocukların birbirini öldürdüğünü William Golding’den okumamış gibi konuşur. Machiavelli’nin de söylediği gibi, insan; “nankör, kaypak, içten pazarlıklı, korkak ve açgözlüdür.” Kötülük dışarıdan gelmez; insanın özündeki karanlıktan (the darkness of man’s heart: Joseph Conrad) kaynaklanır.
- Kötülük meselesini insanmerkezli değil, mahlûkat merkezli bakışla ele alıyorum. Tabiatta her şey her şeyi yemekte, sömürmekte, ezmektedir. Toprak bile bir ölü yiyicidir. Güneş kavuracak kadar sıcaktır; ama leopar ağaç dalında serinler, arslan gölgede yatar. İkisi de güneşe isyan etmez. Kuraklık başladığında gölün suyu çekilir; hayvanlar ölür. “Hayvanlar kuraklıktan ölmese” diyemeyiz; zira hayat varsa, ölüm de vardır. O halde tabiattaki varlıklar için “Kötülük neden var?” sorusu tutarsızdır; çünkü onlar kaybetmekten korkmadan ölüme koşan kullardır. Kötülük fikri, insanın varlığıyla ve “insan algısında” ortaya çıkmıştır. Kötülük, insan türünün cennet istencini yeryüzünde karşılayamaması nedeniyle Tanrı’ya isyan duygusundan neşet etmiştir.
- Yaşlanma ve ölme bilinci insana kötülük olarak görünür. “Kötülük varsa Tanrı yoktur” söylemi entropi yasasını unutmaktadır: tabiatta eskime, yaşlanma, çürüme kaçınılmazdır. Yok oluş süreci varlığın tabiatıdır. Doğada yaşlanma ve ölüm dışında bir de nefslerin kavgası bulunmaktadır. Köpeğin kendinden zayıflara saldırması ile burjuvanın emeği sömürmesi aynı başıbozuk nefsten gelir. Nefs, canlılık güdüsüdür; onun doğadan çıkarılması, ölüm (yaşamın sonu) anlamına gelir. Nitekim canlılar yaşlandıkça nefsin şehvet, şiddet, hırs, efendilik güdülerinden kurtulur ve acizleşir. İşte o zaman güçlüler ona saldırmaya başlar. Buna karma denir.
- “Tanrı kötülüğe müdahale etsin, yeryüzünde hep iyilik olsun” fikri, Tanrı’ya antroposentrik bir misyon yükler. Bu ise ateist/agnostik kişinin düşünce dünyasının teistik olduğunu gösterir.
- Ateist/agnostik filozoflar da Müslüman âlim/yazarlar da, Kur’an’da “insan” tasavvurunun özsel anlamda “kötülük” olarak vasfedildiğini dikkate almamakta; insanı ya evrim zincirinin en üstün varlığı yahut kâinat içinde en mükemmel (eşref-i mahlûk) saymaktadır. İnsan, Kur’an’da zalim, bozguncu, nankör, cimri, kafir, fasık, cahil gibi sıfatlarla anılan bir “kötü”dür.
- Kur’an’a göre insan; hayvanları yiyen, derilerini/yünlerini giyinen, onlara binen bir varlıktır. Doğa düzeni açısından bakıldığında, insan doğayı tahrip eden bir bozguncu kötüdür. Durum böyleyken, filozofların “Tanrı neden kötülüğü engellemiyor” sorusu tutarsızdır.
- Dinler de ideolojiler de kötülüğün yok edileceğini vaat etmiş ve etmektedir. Ne var ki, “Dünya iyilere kalacak” düşüncesi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir ütopyadır. Özünde “kötü” olan insandan dünyanın kurtarılmasını beklemek mümkün de değildir. Kur’an’da “Allah’ın bir zalimi başka bir zalimle cezalandırması”ndan bahsedilir. Yani Tanrı’nın “zalimi yok edeceğim” vaadi yoktur. Şeytan kıyamete kadar yaşayacak; bu nedenle doğruluk ve doğrular kimi zaman (yahut kısa bir zaman) varlık kazanabilir ama kötülüğü yok edemez. Erdemli bireyler hep var oldu; ama onlar ya fazıl toplum kuramadılar yahut kurdukları fazıl toplumlar erdemlerini kaybetti.
Lütfi BERGEN

Son Yorumlar