Büyük Bir Sosyal Bilimci, Dev Bir Entelektüel Yalçın Küçük Üzerine…

Bilgili, bilginin peşinden gider
Ey Dost, bilginin tadını bilgili bilir
Bilgi bildirir insana bilginin kadrini
Bilgisiz odun ne yapsın bilgiyi
Edip Ahmet Yüknekî (Atebetü’l-hakâyık)

12. yüzyıl Karahanlılar Dönemi Büyük Türk Şairi Edip Ahmet Mahmut Yüknekî yukarıdaki epigraf olarak aldığımız mısraların devamında “Cahillik, yıkamakla arınmayan bir kirdir” der. Aydınlar veya arifler işte bu arınmayan inatçı kirlerle ve kirlilerle sebatla uğraşan su gibi kimselerdir. Yeni Ortaçağ diye Tekeliyet eserinde Yalçın Küçük’ün ısrarla vaaz ettiği “yeni” karanlık o eski cehaletin Platon’un meşhur mağarasından hortlamışçasına her yeri kaplamıştır. İşte karanlıkta her türlü kan içme ve türlü sapıklıklar ve sapkınlıklar yapma gücüne sahip cehalet vampirlerine bilgi güneşinden en çok ışık yontan sert adamlardan biri Prof. Dr. Yalçın Küçük meydan okuyup canlarını çok acıtmıştır…

Yaşadığı dönemin 14. Yüzyılın en büyük bilgini de sayılan İtalyan hümanist ve şair Francesco Petrarca Türkçeye “Dünyanın Anlamsızlığı Üzerine” adıyla çevrilen kitabında Ortaçağda “hakikate duyulan nefret ve de avamın yaratıcılığı olan kişilere gösterdiği sevgisizlik” ten bahseder. Yalçın Küçük geçtiğimiz günlerde vefat etti ve eski bir Kıbrıs Gazisi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri vefasını gösterdi ve bir yanda Türkiye Komünist Partisi bayrak ve flamaları sallanırken onu askeri törenle uğurladı. Son derece duygulandırıcı bir görüntüydü. Ergenekon, Balyoz vb. kumpas davalarında en çok direnen ve hapis yatan aydınlardan biriydi çünkü O. Tarihin doğru tarafında yer almıştı. Kıbrıs’ta Rumların EOKA’sına, Enosis’isine silahla mukavemet ettiği gibi Türkiye’de ABD’ nin FETÖ’süne kalemle, basınla, tv programlarıyla direndi, pabuç bırakmadı. Sözümona “Takvalı” birçok din adamı, bazı devlet adamları, bürokratlar sınıfta kalırken O adeta bir kitabındaki veciz ifadesiyle devleşti: “Allah büyük Yalçın Küçük”

Elinde klavye, telefon tuşuyla her öleni öven veya her ölene söven budalalar yüzünden sosyal medya hesabım hiç yok ve onların ne yazdığı da kim olduğu da beni hiç ilgilendirmiyor ancak aptal ve sürü imalatında kimlerin nasıl rol aldığını ve neler yaptıklarını Yalçın hocadan vaktiyle ve ayrıntısıyla bilimsel olarak öğrenmiş bulunuyorum. Kir Teorisi kitabının önsözünde yazıyordu: “Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır. Çok cahilleştik… Bütün Orta Çağ’larda olduğu gibi, cahilleştik. Bütün dünyada bir cahilleşme var. Ama bizdeki tam bir cahilleşmedir. Mutlak cahilleşme, bilgisizleşme ve unutma dönemidir.” Aynı yazının devamında Küçük, tarihteki örneklerden hareketle ilginç ve günümüze açıklık getirebilecek bazı öngörülerde de bulunuyor: “Bütün cahilleşme süreçleri yaygın bir tutuklamayla birlikte gider; ‘1951 Komünist Tevkifatı’ bütün aydınları hapse attı. Biz çocuktuk henüz o zaman, giremedik. Ruhi Su, Ahmet Arif, Arif Damar vb. girmeyen aydın kalmadı. Orta Çağ, cahilleştirme hapislerle beraber olur. 2007-2008’de aynı şeyi akepe de başlattı. Hiçbir neden yokken aynı hapisler başladı, herkesi Silivri’ye topladılar. Şöyle söyleyebilirim, bu aşağı yukarı, alık Truman’la, öteden beri güler, aptal bir insan derler, 1947’de Truman’la başladı ve şu yaşadığımız günlerde, alık Truman’la başladı, kaçık Trump’la bitti… Bir tek özelliği var, müthiş bir İslam düşmanıdır…” Buradaki sözler 2018’deki Kir Teorisi kitabından alıntılanmıştır. Ona göre “cahilliğin teşhis ve tedavisi bir Kir Teorisi’dir. Bütün cahillerin yüzüne baktığınız zaman kir görürsünüz…”

Dün arkadaş grubumuzda söyledim “Bu ülkeye bin yılda gelmez, Yalçın Hoca gibi dev bir entelektüel” karşı çıkanlar oldu. Karşı çıkanların hiç biri Yalçın Küçük’ün tam bir kitabını okumamıştır. Okumayanın anlaması mümkün değildir kaldı ki bazen okuyanın bile anlamadığı söylenir… Yalçın Küçük düşünmeden okunamaz. Onu okumak düşünmektir. Düşünmek anlamaktır. (Sanırım ona benzemeye başladım…)

Eski Yunancadan Türkçeye “İskender’in talihi ve erdemi üzerine” başlığıyla çevrilen kitabında Plutarkos: “Bilgeliğe âşık olmak ve bilge insanlara hayranlık beslemek gerçekten de filozof bir ruhun işaretidir” der. Ona göre “talih, genelde korkak ve aptal insanlara kendilerini rezil etmeleri için askeri güçler ve egemenlikler bahşeder ve böylece insanı büyük ve iyi kılan tek niteliğin Erdem olduğunu gösterir.” Petrarca’nın ifadesiyle: “Erdemi arzulamak da erdemin büyük bir bölümü” olduğuna göre bilgiyi sevmek, bilgeliğe âşık olmak büyük bir erdemdir. Yalçın Küçük bu erdeme sahip olan ve başkaları da sahip olsun diye çırpınan büyük bir düşünürdür. Kitapları yaşamaktadır. Onun da dediği gibi o “kitap yazmaz kitap sıkar”dı ama okuyucuyu sıkan hiçbir kitabını hatta paragrafını daha da el yükselteyim cümlesini okumadım. Tezi yazıyorum: “Sıkılmış kitaplar okuyucuyu sıkmazlar” ya da şöyle diyelim “Sıkılan okuyucular henüz Yalçın Küçük okumamışlardır.”

Yalçın Hoca Roma Tarihini de yazdı ama maksadı hep Türkiye tarihi yazmaktı veya Gizli Tarih eserinde dediği gibi “masal yazıyor”du. Kendi ifadeleriyle “Ben hep Türkiye’den aradım ve Türkiye’den çıktım. Evrensellik anlayışım işte budur. Buldum, gördüm, kurdum.” Ona göre “Artık resmi tarih, sadece hutbedir.” “insan, bir tarifler bütünüdür. Tariflerden çıktığı zaman ise sürüdür.” Yalçın Hoca’ya göre ülke “bir avuç okumuş ile hiçbir titreşimi olmayan büyük bir sürü olarak ayrılmış haldeler…sürüleştirme planlıdır ve en tepeden başlatıldığını biliyoruz.” Sonunda “ne sağcı, ne solcu, sadece futbolcu” bir üniversite nesline de ulaşmıştık. Anladığım kadarıyla Türkiye’de Yalçın Küçük kadar geniş ve derin bir eleştiri kültürünü yaratan ikinci bir aydın mevcut değildir. Bunu şahıslar bazında demiyorum sadece kütleler, yazarlar, sosyal sınıflar ve bürokrasi…O bürokratizmi, derinlikten yoksunluk veya güç giymiş bir sığlık, arkası boş bir güç olarak tanımlıyor. Bu yüzden dede Korkut’u saymazsak “pek masalsız bir toplumuz”. Ona göre “En güzel insanlarımızı tasfiye ettiler. Meydanı, en güdük ve en hödük olanlara, bıraktılar. Bütün kabiliyetlileri kuruttular, idareyi bütün kabiliyetsizlere devrettiler. Sivas’ta bir tabur güzel insanımızı cayır cayır yaktıklarında Erdal İnönü iktidardaydı. Özal sadece tom miks okumakla övünüyordu. Erdal İnönü, bir cümleyi doğru dürüst kurarsa taraftarları bayram yapıyordu.”

Merhum Uğur Mumcu için şu tespitlerde bulundu: “Sabahattin Ali de Uğur da gizli servisleri etkileyebileceklerini düşündüler. Yanlış idi… beş parası olmadı, Hasan Cemal misali milyon dolarlık villa almadı. “Mossad ve Barzani” ilişkisi üzerine yazdıktan 17 gün sonra öldürüldü. Hasan, Öcalan dâhil her kime gidiyorsa önce servislere uğruyor ve dönüşünde bilgi veriyordu.” Tabii Yalçın Hoca’nın bu yazdıkları benim hiç uzmanlık alanım değil ama O söylediği için ehemmiyetli gördüm.

Yalçın Küçük adında bir yazarı veya gazeteciyi evine mutad olarak Cumhuriyet gazetesi giren bir evde büyüdüğüm için her zaman farkındaydım. Ancak onun fikirleri ve kitaplarıyla ilgilenmeye henüz genç bir üniversite öğrencisi iken milliyetçi ve Erzurumlu bir tarihçi hocamın tavsiyesi üzerine  ciddi olarak ilgilenmeye başladım. Hocam onu 1970’li yıllardan beri takip ettiğini söyledi ve ciddi bir sosyal bilimcidir sen de onu okumalı ve takip etmelisin deyince meselenin derinliğini kavramaya başladığımı sanıyorum. Özellikle 1244 sayfalık Türkiye Üzerine Tezler beynimde depremler olmasına yetmişti. Üstelik çok sevdiğim 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel bu eseri en çok etkilendiği kitap olarak söylediğini dinleyince benim için mesele bitmişti. Yıllardır dönüp dolaşıp tekrar tekrar okuduğum başucu eserlerdendir. Üniversiteler için söylediği “Üniversiteler mi boşlukları rakip saymayacak kadar hâlâ sınırlardayım” sözlerini hiç unutmuyorum. Yalçın Küçük düşünür, düşündürtür, hisseder, hissettirir, sorgular, sorgulatır…Brian Fay’ın ifadeleriyle onda “Benlik, süregiden bir öz yaratım etkinliğidir, önceden var olan bir deneyim deposu değil.” Yani benlik, çeşitli durum değişiklikleri geçiren bir öz veya şey değil de, bunun yerine, belli bir şekilde ilintilenen çeşitli bilinç durumlarının kendisidir. Bu nedenle olsa gerek hayatımda gördüğüm en eleştiriye açık insandı. Çünkü “benlik” denen olgunun bazılarının pek yanlış zannettiği gibi sabit ve katı bir töz değil çok yüzlü ve kendi içinde çatışan bir enerji alanı olduğunu pekâlâ biliyor, öğretiyor ve gösteriyordu. Yalçın Küçük okumak, anlamak ve değişmektir. Alfred Adler’in İnsanı Tanıma Sanatı kitabında vurguladığı gibi “insan bir kez değişecek ve değişince bu değişik durumunu korumaya veya sürdürmeye devam edecektir.”

Yalçın Küçük gibi dev bir entelektüeli ve devrimciyi anlatmak, tasvir etmek, birkaç sayfada özetlemek inanın o kadar zor ki en iyisi onun kitaplarını satır satır okumak, not almak, üzerine derin derin düşünmektir. Nitekim O sadece büyük bir entelektüel değil Türkiye tarihinde aktif rol almış sıkı bir devrimcidir de ama onun bu tarafını entelektüel devrimcilere bırakmak en isabetli olanıdır. Onu hep cümlesinin önemli yerinde elini şaklatırken, oturduğu koltuktan yükselip inerken, sesini alçatıp birden yükseltirken hatırlayacağım. Yalçın Hocamıza rahmet dilerken onu sol bir jargonla uğurlamak gerekir. Devri daim olsun ve ışıklar içinde uyusun bu toprakların derin düşünürü ve heyecanlı devrimcisi beyin kırışıklarımızda bıraktığı sonsuz tesirlerle daima yaşayacak olan Türkiye’nin filozofu.

Cihan KARA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir