İnanç akılla birleştiğinde fıkıh oluşur. Fıkıh, bir şeyin niyesi- ni sormaktır. Her ne kadar günümüzde namaz, orucun ayrıntısı olarak sunulsa, gösterilse de Kuran’da fıkıh dini akılla yaşamanın ifadesidir. Bu nedenle istemsizce Müslüman görünmeye çalışan münafıklar fıkıhsızlıkla vasıflanır.
Bazılarının hz. Ali’ye isnat ederek “Din akılla olsaydı ben ayağımın üstünü değil altını meshederdim” diye bir cümleyi dinin akılsızlıkla eşleştiğini iddia etmesi kendi zihinsel kapasitelerinin düşüklüğünden başka bir şey ifade etmemektedir.
İbrahim peygamberin temsil ettiği, Kur’an’ın da bize her fırsatta aktardığı din her türlü düzeyde aklın yanında ve onun destekçisidir. Falancanın aklını rehber edindiği için dinden soğuduğu, soğuttuğu bir delil olarak kullanılıyorsa dini benimseyerek dinden uzaklaşan milyonlarca insan da aksi delil olarak kullanılabilir. Aklı reddetmek, aklını kullanmayan ve akletsinler diye vahiy gönderilen milyonlarca peygamber muhatabının doğru, peygamberlerin lüzumsuz ve inkarcı olduklarını iddia etmekle aynı şeydir.
Şu ana kadar hep bahsettiğimiz gibi, din ile aklın uyuşmadığını, aklın dini ya da dinin aklı reddettiğini iddia etmek müşriklerin, zalimlerin, fasıkların temel dayanağıdır. Çünkü akıl, sorgunun, düşünmenin, tahlilin mekanıdır.
Salondaki vazoyu kıran bir çocuk, bu vazoyu kimin kırdığının sorulmasını; bir katil dedektifin suç mahalline girmesini istemez. Suç işleyen, yaptığının kötü olduğunun farkında olan, suç mahalline suçu tespit eden hiçbir şeyin dahlini uygun görmez. Sorudan ve sorgudan suçun ortaya çıkmasından korkan suçlular kaçınır. Kabahati olan gizlemek, gizlenmek ister. Merdin, günahsızın polisten, mahkemeden, adaletten korkusu olmaz. Masum ve mazlum zalimden kaçınır. Adalet, erdemli ve günahsız insanları korur, onlara güven ve huzur verir. Zalim düzende yalnız birbirini kollayan zalimler, yandaşlar durumdan memnundur. Onlar da kendi zulümlerinin ifşasını, foyalarının ortaya, kirli işlerinin pazara çıkmasını istemezler. Bunu yapma gücü, imkânı olan herkesten ve her şeyden nefret ederler. Akıldan nefret eden dindarların sorunu onların dinden palazlanmaları, dinden geçinmeleridir.
Din sayesinde zenginleşen, insanların paralarını sadaka, bağış, himmet, inayet, ihsan vb. isimlerle toplayan yapılar, zihinlerini hikâyelerle, sihirlerle, kerametlerle düşünemez hale getirdikleri sadık müşterilerinin akıllanırlarsa keyiflerince sömüremeyeceklerini bildikleri için akıllanmayı dinin zıddı faaliyet telkinini kendi aralarında sıkça işlerler. O yapılar kendi müşterilerinin akıllanınca da onlara sorgusuz sualsiz aynı bağışları yapacağını bilseler hiçbir şekilde aklı reddeden, tahkir eden beyanları savunmazlar. Onların esas ve temel derdi sıfır maliyetle yüksek kazanç elde etmek, bu sömürü sisteminin her zaman devam ettirmektir.
Müşriklerin peygamber efendimizin çağrısına verdikleri reddin ardında ekonomik kaygılar olduğunu siyer eserleri kaydetmiştir. Ebu Cehil bir gün peygamberimizin yanına gelmiş “Muhammed ben senin söylediklerinin doğruluğuna inanıyorum fakat senin dediklerini kabul edip ilahlarımızdan vazgeçersek Kureyş aç kalır” demiştir.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar