Aşktan Anlamayan Adam-I

Her yolculuk öncesi garip duyguları kapılırım. Kısa bir yolculukta bile yüreğim çarpar, yüzüm kızarır ve daha da nahifleşirim.

Nisan ayında Hollanda’ya davetliydim. Frankfurt’ta oturan Alman yayıncı dostum Hans Jurgen Maurer ile yaptığım kısa bir sohbet sırasında onun da Hollanda’ya gideceğini öğrendim.

“Beraber gidelim.” dedim. Kabul etti. Beş yüz kilometrelik yolu yalnız gitmeyecektim. Onu almak için ertesi gün Frankfurt’a geçtim. Küçük ama bir arşiv dairesini andıran evinde keyifli saatler geçirdim. Nereye baksam Kurban Said’den bir resim, bir yazı, bir işaret görüyordum. Hatta odanın bir duvarında Kurban Said’in lise aşkı olan Jenya’nın bir portresi bile asılıydı. Ondan izin alarak görebildiğim her şeyin fotoğrafını çekiyordum. Sohbet sırasında Hollanda’ya da Kurban Said için gittiğini anlattı. Yıllar önce Kurban Said hakkında araştırma yapan Dr. Hans Mulder’in eşini bulmuş ve Kurban Said konusunda Mulder’in yaptığı araştırma dosyasına bakma izni almıştı. Utrecht’te yaşayan Hans Mulder’in eşi, kocasıyla Ali ve Nino romanı vesilesiyle tanıştığını ve ona âşık olduğunu anlatmış. İlginç bir araştırma konusu daha çıkmıştı.

O anlattıkça ben ondan daha çok heyecanlanıyordum. Öğleden sonra saat dörtte yola çıktık. Sohbetimizin konusu da Kurban Said’di. Belki de ünlü Amerikalı gazeteci Tom Reiss’dan daha çok Hans Jürgen bu konuyla ilgileniyordu. Nerede bir yayın, bir araştırma, bir resim buluyorsa hemen alıyor ve arşivliyordu. Kurban Said için defalarca Azerbaycan’a da gitmişti. Orada, Kamal AbdullaŞahbaz Huduoğlu gibi tanıdıkları vardı.

Hans Jürgen’in bana birkaç hafta önce verdiği, 600 sayfaya yakın Kurban Said’e ait mektupları daha yeni okuyup bitirmiştim. 1941 ve 1942 yılının savaş ortamında küçük bir İtalyan kasabası olan Positano’da ölümü bekleyen 37 yaşındaki adam, Alman orduları her ilerlediğinde heyecanlanıyor ve yaşlı dostu Pima Andrea’ya “Ülkeme kavuşmama az kaldı. Belki de iki ay sonra Bakü’de olurum.” diye yazıyordu. Ama yakalandığı hastalıktan âdeta bir hortlağa dönen bu genç adam, 1942 yılının Ağustos’unda acılar içinde ölecek ve “Müslüman” adıyla denize bakan bir tepeye gömülecekti.

Hem sohbet edip hem de yol alırken Hans Jürgen bana bir sürpriz daha yaptı. Kurban Said’in yayımlanmamış son romanı “Aşktan Anlamayan Adam”ı çantasından çıkardı ve yandaki koltuğa bıraktı.

“Bu kitap üzerinde ben ve Ralf yıllardır çalışıyoruz. Yayımlamaya daha cesaret edemedik. Daha doğrusu üzerindeki çalışmayı bitiremedik. Sana güvenim tam. Bunu sadece bir geceliğine sana vereceğim.”

İki kişinin bir kitap üzerinde o kadar yıl çalışmalarına rağmen kitabı bitirememelerinin sebebini merak etmiştim.

Hans Jürgen kitabın çok karmaşık bir ruh hâliyle yazıldığını ve üzerinde çalışırken yazarı anlamaya çalıştıklarını söyledi. Bunun da zaman aldığını ve zor olduğunu sözlerine ekledi. Bana onun mektuplarını verirken de aynı şeyleri söylemişti. Göz ucuyla koltukta duran kalın kitaba baktım ve gülümsedim.

“Sana önce de söyledim.” dedim. “Sen de Ralf da diğer araştırmacılar da Batılısınız. Onu anlamanız mümkün değil. Onun aşk, kadınlar, Batılılar üzerine söyledikleri size çok karmaşık geliyor. Ama ben Doğuluyum, onu anlarım.”

Hans Jürgen muzip bir gülümsemeyle bana baktı ve kafasını salladı. Söylediklerim aklına yatmamıştı.

Gece saat 22’de Hollanda’ya vardık. Onu Utrecht’de otele bırakıp Den Haag’a geçtim. Aklım hep yan koltukta duran kitaptaydı. Bir an önce odama çekilip kitabı okumak istiyordum. Hollanda’daki dostum İbrahim Karabağ’ın ikide bir telefonla beni aramasından onun da geç kaldığım için merak içinde olduğunu anladım. Bir yıldan fazladır görüşmemiştik. Den Haag’ın yarı karanlık sokaklarında İbrahim’le buluştuğumuzda hemen eve gitme arzumu garip karşılamıştı. Oysa o, her zamanki gibi birkaç saat yemek yiyerek sohbet edeceğimizi düşünmüştü. Ona kısaca kitaptan söz edince beni hemen eve götürdü ve bana ayrılmış odayı gösterdikten sonra evden ayrıldı.

Gecenin sessizliğinde üzerimi çıkarmadan odadaki yatağa değil de divana uzandım. Saat on iki olmuştu. Sabah saat dokuza kadar bu kitaptan ne kadar okuyabilecektim. Sabırsızca kitabın sayfalarını çeviriyordum. Kurban Said’in ruhu sanki bizim sohbeti duymuş gibi kitabın aniden açılan 178. sayfasında bana cevap vermeye başladı: “Allah, biz Doğulu erkekleri Batılı kadınlardan korusun! Veya tam tersi… Biz Doğu’da daha farklı sever, daha farklı nefret ederiz. Kadına yönelik bakışımız da çok farklıdır. Biz de aşk için bedel öderiz. Ama bu bedel Batı’daki gibi maddi bir bedel olmaz. Biz bedelimizi kanımızla öderiz. Biz, aşkımız karşısında bir mahkeme kararı beklemeyiz. Biz sevince, aşkla nefes alır-verir, aşkla yunur-yıkanır ve aşk için ölürüz. Aşk söz konusu olunca düşüncelerimiz donar. Bunun için bir Batılı karşısında bizim aşkımız deli olmaktan farksızdır. Kim aşk hakkında düşünürse o aşkı bilmiyor demektir. Batılı kadın (veya erkek) âşık olunca planlar,  hesaplar yapar. Ama Doğulu yapmaz sadece sever, âşık olur. Batı ile Doğu bazı konularda birbirlerini anlayabilirler ama aşk konusunda asla anlaşamazlar! Batılıya göre bizim aşkımız mecnunluk, deliliktir. Kitaplardaki aşk kavramı anlamsızdır. Bize göre aşk, asla tercüme edilemez. Doğu’daki aşkın anlamı bambaşkadır. Bu sırrı anlayabilmek için aynı annenin sütünü emmekten başka bir yolu yoktur…

Bunun için tekrar ediyorum: Allah, biz Doğulu erkekleri (kadınları da) Batılı kadınlardan korusun!”

Kurban Said hasta, titreyen parmaklarıyla bu satırları karalarken kâh Bakü’deki geçmiş hayatını, kâh âşık olduğu ve birkaç yıl sonra hayatı ona zindan eden karısı Erika’yı (Monika) anlatır. Bütün anlatımların arkasında ise Doğu ve Batı vardır. Bütün cümlelerde benim Hans Jürgen’e söylediğim sözlerin benzerleri yer almaktadır.

Dört yüz sayfalık kitabın sayfaları arasında kendimi kaybederken, Utrecht şehrinde bıraktığım Hans Jürgen’in, Hans Mulder arşivinden neler çıkaracağını da  merak ediyordum.

Gelecek yazıda bir Hollandalının arşivindeki Kurban Said’i anlatırken bu çaresiz ve yalnız adamın dramına, memleket hasretine ve çaresizliğine yeniden döneceğiz.

Orhan ARAS                                   

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir