“Ölümle biten bir hayat, saçmadır, evet. Bunda kuşku yok. Ama yaşam ölümle bitiyor diye kapayacak mıyız, gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına çaresizliklerine? Mademki yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir,” diyerek başlar, Albert Camus (1913-1960) kendi felsefesine…
20 yüzyılda “varoluşçu felsefede” etkin önemli bir kişiliktir O. İnsanın varoluşuna ilişkin sorular soran, anlamsız, tutarsız ve çelişkili bulduğu bir hayatı “absürt” olarak niteleyen insan olarak…
Dünyanın “absürtlüğüne” karşı bazen karamsar (intihar eğilimli) duygu taşısa da boyun eğmemeyi, kötülüklere karşı çıkmayı öğütleyen “Başkaldıran İnsan” adlı eseriyle, hayatın anlamını yorumlar.
“Kimdir başkaldıran insan? Hayır diyen biri.” diye başlar, kitabın ilk sözleri…
Acaba insan neden, neye “hayır” der ki?
“Başkaldıran insan” kutsalın öncesinde ya da sonrasında yer alan, bütün cevapların insani, yani akla uygun olarak belirlenmiş olduğu bir düzen isteyen insan olacaktır. “Özgürlüğe, adalete ve doğruluğa” olan özlemle dolu bir insan… Zira “Bu insan, herhangi bir biçimde, herhangi bir yerde haklı olduğunun duygusunu taşımadıkça, başkaldırma olmayacaktır.” Başkaldırı, “haklarının bilincine” varmış, “bilinçli kişilerin” işidir.
“Her başkaldırmada, haksıza karşı bir tiksinti ve isyanla birlikte, insanın kendi benliğinin herhangi bir yanına tam ve birden bire bir katılışı vardır” demektedir bize.
Başkaldıran insan, kendisine haksızlık yapana karşı “Ben varım ve benim varoluşuma saygı gösterilmesine istediğim var” demektedir. İnsan var olmak için, başkaldırmak zorundadır zira. ‘Başkaldırıyorum, öyleyse varız’ düşüncesidir bu aslında.
Albert Camus’a göre tarih, katillere fazlaca alışkındır: İlkin Tanrı’yı yadsıyan başkaldırmış kişi, sonunda onun yerini almaya bakmıştır. Sınırsız özgürlükten yola çıkanlar, sınırsız zorbalığa gelirler. Mesela “Faşizm” hor görür insanı ve herkesi… ‘Tanrılaşan devlet’ fikri ile devlet dışında, devlet üstünde, devlete karşı hiçbir şey olamaz. Her şey devletindir, devlet içindir(!) Faşizm ile birlikte “Cinayet suçlusu olanlar, ‘suçsuzluk postuna’ büründü mü, haklı çıkmak için suçsuzu sıkıştırır” der Camus. Savaşta galip olan her zaman yargıç, yenilen de sanık olacaktır.
Suçsuzun ya da haklının tavrı “ya hep, ya hiç” şeklinde ortaya çıkar: “Eğer birey, başkaldırı devinimi içerisinde ölmeyi kabul ediyorsa, bununla kendi yazgısını aştığını düşündüğü bir değer uğrunda, kendini kurban ettiğini gösteriyor demektir.” Başkaldıran kişinin eylemi, asla ‘bireysel bir çıkar’ için değildir. Talep, tüm insanlar için geçerli olacak “ortak değerlerin” benimsenmesidir.
Bütün ezilenler adına, her türlü haksızlığa başkaldıran insan “kendisini” ortaya koyar. Artık başkaldırı ile özdeşleşmiş benlik, başkalarına da yapılan haksızlıklara tahammül edemez hale gelir. “Diz çökmüş halde yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih edenin” durumudur bu… Camus, başkaldırının yalnızca Batı toplumlarına özgü olduğunu söyler. Doğu toplumlarını ise ‘itaatle’ özdeşleşmiş olarak görür.

“Hepimiz zindanlarımızı, cinayetlerimizi, yıkımlarımızı kendi içimizde taşırız. Ama görevimiz, bunları yeryüzüne salıvermek değildir, ister kendi içimizde olsunlar, ister başkalarında, onlarla savaşmaktır” ondaki beklenti.
Ama ”Başkaldıran insan, kendini suçsuz bulduğundan, kötülükle savaşmak için iyilikten vazgeçer ve kötülüğü yeniden yaratır” diyerek uyarır.
“Erdem bile, kargaşa zamanlarında cinayetle birleşebilir” çünkü…
O halde, yok etmeye varan başkaldırı, mantığa aykırıdır. “Başkaldırmışın mantığı, koşulun adaletsizliğini artırmamak için adalete yardımcı olmak istemek, evrensel yalanı yoğunlaştırmamak için açık konuşmaya çalışmak, insanların acısı karşısında zarını mutluluk için atmaktır.” Gerçek başkaldırı, değerler yaratmada başarılı olduğu zaman anlamlıdır. “Tek çıkar yol ölümse, biz doğru yolda değiliz. Doğru yol insanları yaşatmaya, güneşe götürendir” diyerek cümlesini tamamlar.
Albert Camus’un “Başkaldıran İnsan” eseri, anlattıklarının bütünlüğü içinde, her türlü yok etmeye, haksızlığa, karanlığa, cinayete karşı insan ruhunu; özgürlüğe, haklılığa, adalete, çağırmaktadır.
Metin KAZAN

Son Yorumlar