I
İnsanların çoğunun ve özellikle anlayışı kıt, peşin kanaatli varlıkların anlamadığı bir husus var. Neden anlayamadıklarını anlatmaya çalışacağım.
Selefi, tarikatçı, fıkıhçı ya da avam fark etmiyor. Hepsinin bir kanaati ortak. Allah’ın sözü ezeli ebedidir değişmez. Neden değildir meselemiz o.
Bir sözün anlamından bahsediyorsak mutlaka konuşanın kastını (niyet) ve muhatabın idrakini (algı) irdeliyoruz demektir. Muhatap sözü anlamayacak, taşıyamayacak durumdaysa konuşanın kastının yüceliğinin hiçbir değeri yoktur. İlkokul öğretmeni derste felsefe anlatamaz bu yüzden. Çünkü muhatapları soyut düşünebilecek seviyeye erişememiştir. Öğretmenin buna kabiliyeti varsa belki arkadaşlarına sunabilir derdini lakin idraki kapalı çocuklara soyut meseleleri anlatmasının gereği yoktur.
Aşkın varlıktan bahsediyorsak yine aynı durumu kendimizde yaşayacağız demektir. Allah’ın sözünün anlamından bahsediyorsak Allah’ın kastını mı esas alacağız insanların idrakini mi her ikisini mi hiçbirini mi_
Allah’ın kastını esas alamayız çünkü onun açıklamadığı hiçbir şeyi başka bir kaynaktan teyid imkanımız yok. Hele ki şimdi hiç. Belki evvelde peygambere sorma imkanından söz edilebilirdi.
Muhatabın kastını esas alacaksak insan çeşit çeşit hangisini kıyasa vuralım. İlk dönemde hadis ashabının tutumu bu açıdan tutarlı ve gerekli idi, sonraki dönemde ise fıkıh ve ehli rey’in.
Sözün anlamsız oluşu imkansız olacağından mümkün olan tek şey muhatapların idrak ve imkanını esas almak olacaktır. Öyleyse Kuran ya da başka kutsal kitaplar neden kutsal olsun?
Toparlayarak gidelim. Kutsal kitaplara bu ismi verişimizin nedeni onların kaynağının insanüstü olduğuna dair inancımızdır. Onların bizim idrakimizin seviyesinde olması sıradanlığının değil başka bir mucizenin neticesidir. Kuran’ın kendisi başka bir mucizeye gerek bırakmayacak kadar olağanüstüdür. Basitliğiyle, zorluğuyla her bir özelliğiyle.
Kutsal olması onu dokunulmaz kılar mı, hayır. Kutsallığın erişilmezlik ve erişilebilirlik boyutu söz konusu. Su mesela. Olmadığında erişim imkanımız yok fakat olduğu için herkes erişebiliyor.
Kuran kutsaldır dediğimizde onun Allah’tan ve bize geldiğini de kabul edebiliriz. Bu kutsallığıyla çelişmez. Kutsal olanın bozulmamasının garantisi yoktur dolayısıyla. İnsan eline geçirdiği her şeyi bozabilir.
II
İnsan eline geçen her şey bozulabiliyorsa bu Kuran’ın da bozulabileceği anlamına gelir mi? Madden hayır manen evet. Mushaf metni bozulmaz fakat onu taşıyanlar eksiltip fazlalaştırabilir. Kuran’ın bozulduğu yer de kaynağı değil taşıyanlarıdır. Kitap yüklü eşekler diye tanımladığı insanlar, mushafı kutsayıp manaya israiliyyat, mevzuat (uydurma sözler-hadisler) kattığı için kendini müceddid diye satanlar bir müddet satışı devam ettirebilmek için tabiri caizse pişmiş aşa su katmışlar, sahih ve duru manayı yorum ve ekleriyle muhteşem tadını bozmuşlar.
Müritlerince fahruddin, bediuddin, bediuzzaman, fahrul islam gibi lakaplarla anılabilen bu zevat, esasen çok tabi bir insani görevi ifa ederken, muhatapları bunun mucizevi, kerametli bir iş olduğunu düşünmüş, bu insanları anlamak yerine kutsamayı, eleştirmemeyi, eleştirenleri sapıklık, küfr, zındıklık ile yaftalamayı tercih etmişler, bu sayede yeniden düşünme zahmetinden kurtulmak istemişler.
İnsan kutsama putperestliğin kalıntısı bir alışkanlık. Herkesin varoluşsal eşit, emek ve zahmetle bilgiyi telif edebilmiş insanların bilgisi nispetinde kıymet kazandığı adil toplum fikri, baştan beri İslam’ın beş şartının [adalet, tevhid, akıl, ahlak, fıtrat] gereği olarak peygamberlerin asli tebliği olmuş.
Şimdi düşünelim. O kadar peygamber gelmiş hepsi de Allah’ın mesajını getirmiş. Bu insanları gönderen aynı Allah mı, evet. Aynı mesaj mı, evet. Aynı şey mi, hayır. Neden?
Kuran’ı indiren Allah o mesajları da indirmemiş miydi? Evet. O mesajlarını indirirken şimdilik bununla vakit geçirin, ben esas mesajı 610’da Mekke’de birine göndereceğim demiş mi? Hayır. Yani İsrailoğullarının tevratı, İsa’nın incili de kurtuluş mesajıydı. Ne oldu? Bozuldu. Kuran bozuldu mu bozulmadı mı?
III
Kuran ile mushafı birbirinden net bir şekilde ayırt etmeliyiz. Kuran, anlam yüklü mesaj, metin, sistemin adıdır. Mushaf ise iki kapak arasındaki metnin adı. Kuran dediğimizde içine yer, gök, insanın içi, dışı, uzay, evren, fizik, geometri de girer. İçinde anlam barındıran her bir varlık o tümün bir parçasıdır.
Elimizdeki mushaf bozulmadı, bozulması da imkansız. Ona yönelen insanların tavır ve anlayışları ise aşırı tamamen farklı. Aynı ayetten on, yirmi farklı manayı çıkarabilmişiz.
İyi de hangisine itibar edeceğiz? Mushaf mı Kuran mı? Elbette Kuran. Anlamı dondurulmuş bir metnin bize faydası yok. Anlayacağız ki algımız, davranışımız faydalansın. Ama bu bir tehlike aynı zamanda. Muhataplar anlamdaki değişikliği algılayanın kapasitesine değil algılanan metnin tabiatından biliyor. Kimse hocasına, şeyhine toz kondurmadığı için bütün tozlar mushaf yapraklarında kalıyor.
İşte bu tutum Kuran dahil bütün metinlerin bozulma nedeni. Tahrif, harf katma, “Ben anladım” yerine “Burada o anlatılıyor” dilini benimsemenin sonucu.
“Yazıklar olsun o kimselere ki elleriyle yazıp bu Allah’tandır derler dünya malına satmak için” ayetinin muhatabı Kuran’ın indiği dönemde Yahudi ve Hıristiyanlardı ama bugün bizzat Müslümanlar.
Kuran kıyamete kadar bozulmadan kalmayacak, hayır biz bugün şeyhler, evliyalar, tarikatlar mafyalarının eline bırakarak çoktan hakkından geldik ve bugün o metin bize hiçbir fayda sağlamıyor tam aksine bütün fırkalaşmaların kaynağında o var. Bunu o yapmıyor biz ona yaptırıyoruz.
Bundan nasıl kurtuluruz sorusunu NASIL başlığına bırakıyorum.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar