Bu yılın başlarında “Uzak Bir Yerde” adıyla romanınız yayımlandı. Şu sıralar ikinci baskıyı da yaptı. Tebrikler öncelikle. “Uzak Bir Yerde” bir dönem romanı. 1980 Askeri Darbesi sonrasını anlatıyor. Özellikle Güneydoğu’daki insanları ve onların hayatlarını. Böyle bir roman yazma fikri nasıl doğdu? Neler söylersiniz?
İnsanların ruhuna işleyen yurtsuzluk ve göçerlik, bir yerden kovulma veya göçe zorlanma… Dünya üzerinde birçok insanın yaşamış olduğu bir durum bu ve buna eklenen derin bir yoksulluk da cabası. Zaman zaman bu bizi üzer ve yaşam bu zorbalıklarla insanı kaosun kemirdiği bir varlık haline getirir. Kültürel ve siyasal anlamda en büyük zorbalık olan darbeler de birçok insanda kötü izler bırakmış, birçok insanı ailesinden, sevdiklerinden koparmış ve zulme maruz bırakmış. Kemirmiş, yontmuş… Bunları duymak, görmek, izlemek hepsi birer yazma sebebi.
Ben trajediden beslenirim. Günlük hayatta çok neşeliyim -elbette çok derinlerimde bir duygusallık ve kırılganlık var.- ama neşeli şeyleri yazmaya değer görmem pek. Çünkü asıl hayat trajedilerle doludur. Görüntüler, yaşananlar ve elbette trajediler bir şekilde bana dokunur ve içimde bir yerlerde yazılmak için fırsat kollar. Neticede bazen acı bir tebessüm, bazen hüzün ve neşe yan yana bir yazma serüveni içinde bulurum kendimi. Bana dokunan şeyleri yazmadan duramam. Korkunç Beyaz adlı öykü kitabımdaki Baraj öyküsü de bu yazma dürtümü perçinledi ve roman bu duygularla ortaya çıktı. Bunların hiçbiri olmasaydı yazmak için başka bir bahane bulurdum.
Günümüz roman ve öykülerinde geçmiş, çocukluk hep özlemle hatırlanan, güzel anılan zamanlar olarak işleniyor. Romanınızın başkahramanı Cahit ise çocukluğunu hatırlayınca hüzünleniyor, çocukluğunu yaşadığı yerlere gitmek istemiyor. Cahit’in çocukluğunun geçtiği yerler turizme açılmış ayrıca kültürel ve sportif faaliyetler yapılıyor. Bölgeyi yerli ve yabancı turistler gezsin diye turlar düzenleniyor. Cahit neden buraları görmek istemiyor? Çocukluğunun geçtiği bu yerlere uzak durmasının sebepleri nedir?
İnsan geçmişte güldüğü şeylere büyüdüğünde hüzünleniyor, küçükken uğruna ağladığı şeylere ise gülüyor belli bir zaman sonra. Bu, hem tecrübe hem de olgunlaşmayla alakalı bir şey. Dün en mutlu an oluyor bazen. Gelecek ise hep umut. Elbette belirsizlik de hemen arkasından geliyor umudun. Bu pencereden baktığımızda geçmiş özlem doluyken gelecek umuda gebe bir bekleyiş. O ümit edilenler gerçekleşmediğinde geçmişteki mutlu anlar kapınızı çalar ve bir melankoli oluşur insanda. Belki de bir daha hiçbir şey eskisi gibi güzel kalamayacağı ve bunun farkında oluşu üzüyordur Cahit’i.
Geçmişi hatırlama ağır bir yük ve Cahit bunun farkında. Onun kaygıları yüzeysel değil daha içten. O, anılarını tekrar tekrar yaşama arzusuyla dolu. Ama bunun mümkün olamayacağını biliyor. Bu, üzüyor Cahit’i. Bu, bence, herkesi üzer. Veya ben böyle budalaca bir fikre kapılıyorum. İnsanın geçmişte yaşadığı güzel şeyleri tekrar yaşamak istemesi gayet doğal bir istek diye düşünüyorum. Burada elbette gelecekte daha güzellerini yaşama arzusu da vardır ve olmalıdır da. Dengeyi sağlamak önemli. Cahit bu dengeyi sağlayamayanlardan. Doğup büyüdüğü yerlere gidememesi ve maziyi hatırlayınca üzülmesi bundan.
Roman düz bir zamanda ilerlemiyor. Şimdiden geriye, geçmişten bugüne, sondan başa gelişler söz konusu. Romandaki zaman kurgusu neden böyle?
Ben tekdüze zaman algısını pek sevmiyorum. Bu tamamen öznel bir durum. Zamanla oynamak hoşuma gidiyor, zira gerçek hayatta zaman bizimle oynuyor.
Klasik bir zaman akışı yerine geçmişten bugüne, dünden daha ötesine veya en baştan bugüne gibi bir zaman kurgusunu kullanmayı seviyorum.

“Uzak Bir Yerde” mekân açısından zengin bir roman. Gaziantep, İstanbul, Diyarbakır, Suriye sınırı, Cizre, Van… Romandaki mekân zenginliğine rağmen Cahit’te derin bir mekânsızlık var. Sürekli bir boşluk taşıyor içinde. Nedir bunun nedeni? Neler söylersiniz?
Yazarken bu boşluk hissiyatının oluşabileceğini tahmin edemedim. Sonra yazdıkça Cahit’in aslında tutunamayan bir insan olduğunu fark ettim. Hem ruhsal olarak hem de mekân anlamında bir yalnızlığa, bir yurtsuzluğa ve boşluğa sürükleniyor. Sanırım bazı kayıplar insanı o hale getiriyor. Bence Cahit umudunu bile kaybetmiş. Çünkü Cahit’i ben de henüz çok çözemedim. Benden de gizlediği şeyler oluyor ve hoşuma da gidiyor bu. Onu çok iyi tanıdığımı düşünsem de Cahit ile ilgili okurlardan gelen farklı yorumlar beni düşündürtüyor. Yine de memnunum yarattığım bu karakterden. Onu bir kalbe yerleştirdim. Bu, onu onaracaktır.
Romanı okurken fonda 80 Darbesinin havasını sürekli hissediyoruz. Yoğun bir kendini gizleme, her düşündüğünü dillendirmeme hissi var insanlarda. Sonrasında Turgut Özal’la gelen değişim. Köylere elektrik, su ve asfalt yolların gelmesi… Bu değişim aynı zamanda insanların köylerini, yurtlarını yok ediyor. Bu iki zaman hakkında neler düşünüyorsunuz? Ülkenin değişimi size neler anlatıyor?
Düşündüklerimizi dile vuramama her dönem moda olmuştur. Dün de öyleydi bugün de öyle. Değişen tek şey hükmedenler. İnsanların en büyük sırrı bu belki de, içindekileri dışa vuramama. Toplumlar giz ve saklanan duygularla ayakta. Tersi olduğunda dünya bir yangın yeri. Bunca savaş boşuna değil. O dönemi, darbeyi, yaşamış olanlardan dinledim ve hepsinin dediği şey şu: Askerden çok korkmak ve konuşmaya çekinmek. Bugün ikincisi hâlâ var!
Fırat ve Dicle nehirleri özellikle de Fırat adeta bir karakter olarak giriyor romanınıza. Nedir bunun hikmeti?
Çünkü her iki nehir o bölgenin can damarı. Biz nedense her iki nehre çok anlam yükleriz. Bozkırdaki insanlar için dereler, çaylar, nehirler çok önemlidir. Bir nefes gibidir akarsular. Bilmiyorum ama belki de bu sadece benim için öyle ve ben buradaki herkese genelliyorum.
Roman iki bölümden oluşuyor sanki. Asıl konunun yanında İstanbul’un tarihi mekân ve yapılarını anlatan bölüm. Bunun ne olduğunu romanın sonuna doğru anlıyoruz. Romanınıza neden bu bölümü eklediniz?
Ölümsüz Dük ile Cahit, Elif’in zihninde birbiriyle bağdaştırılan iki kişi. Ayrıca biraz tarih anlatma arzusu. Okura içerik hakkında daha fazla bilgi vermemek adına bu cümlelerle yetinmek istiyorum.
Başkahramanınız Cahit zor karar veren biri. İkircikli, kararsız… Neden böyle bir karakter yarattınız? Cahit’i böyle bir ruh haliyle yansıtmanızın sebepleri hakkında neler söylersiniz?
İdealist bir karakter yaratmak istemedim. Öylesi sahici de değil bana göre. Gerçek hayatta insanlar nasılsa Cahit de onlar gibi. Kararsız, telaşlı ve yorgun.
Romanda üniversite okurken muhalif olan, darbe yapmak isteyen gençler var. Cahit onlarla bir dönem beraber ama mücadeleyi bırakıp askere gidiyor, okulu bitiriyor, evlenmeye karar veriyor. Neden böylesi bir yol çiziyor Cahit? Burada şu soru aklımıza geliyor. Mücadele, muhaliflik değil de hayat kazanıyor? Neler düşünüyorsunuz?
Bu, birçok kez böyledir. Başkalarının yaşadığı özgürlük, ferahlık insana daha tatlı gelir. Cahit de başkalarının yaşamına bakarak kaosu değil yaşamı seçmiştir. Ölümü değil kalımı tercih etmiştir. Cahit, tutsaklığı değil hürriyeti seçmiştir. Bu seçimlerin çoğunda hayatın cazipliğinin yanında anne figürü ona hep yük olmuş ve tercihlerini belirlemiştir. Ama yine de hayatın trajedisi hep peşimizde. Seçimlerimiz yazgımız olur. Ama her seçim iyi bir yazgıya götürmez bizi. Cahit her ne kadar hayatı seçse de içinde bir yerlerde hep bir “acabası” var.
Romanınızda genelde üçüncü tekil şahıs anlatıcı var. Araya bazen birinci tekil anlatıcı giriyor. Romandaki anlatıcı hususunda neler söylersiniz?
Deneysel diyebileceğim bir hamleydi. Daha önce başka yazarlar da yapmıştı ve hoşuma gitmişti. Sevdiğim şeyleri yazarken malzeme haline getirmeyi seviyorum.

Bir de Elif var. Cahit’in sevgilisi. Üniversite okumuş, öğretmen olmuş biri. Cahit’in arkadaşlarıyla yasaklı toplantılara katılmasını, siyasi mücadele içine girmesini istemiyor. Amacı evlenip barklanmak. Normalde baskın bir karakter değil ama Cahit’i hayata döndürüyor. Burayı nasıl değerlendirirsiniz?
Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’da söylediği gibi “bir insan, bir insana herhalde yeterdi.” Elif, Cahit’e yetti. Yine de kesin konuşmamak adına yetmemesi de gayet doğaldır. İnsan değişir. Yaşananlar insanı törpüler ve onu kaderin hamlelerine karşı yeni hamleler geliştirmesini sağlar. Cahit, yaşadığı, gördüğü şeylere göre Elif’le olan ilişkisini yönetmeye/yönlendirmeye çalışıyor. Zaman zaman bu işleri daha karmaşık hâle getirse de bundan vazgeçmiyor. Elif de karşı hamlelerle ilişkiyi ayakta tutmaya çalışıyor. Zıt kutuplar veya tez antitez gibi benzetmeler yapmak ne kadar doğru bilmiyorum ama Elif ve Cahit ilişkisinde hayata dönme, yaşama tutunma gibi ögelerle hayata küsme, yaşamı kaçırma hep iç içe. Elbette yine yaşamdan yana olma kazanıyor.
Son olarak neler söylersiniz?
Teşekkür ederim.
Biz teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
İbrahim Halil ÇELİK
- Ekim 1989 Nizip doğumlu.
- Türkçe Öğretmeni.
- Korkunç Beyaz adlı öykü kitabının ve Uzak Bir Yerde romanının yazarı.

Son Yorumlar