Dumlupınar

“Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyleyeyim ki; benim, ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin ve ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.”
Mustafa Kemâl Atatürk

 

13 Eylül 1921 tarihinde kazanılan Sakarya Zaferi sonucu Yunan kuvvetleri Sakarya nehrinin batısına atılmış, Yunan taarruz gücü kırılmış, Yunan kuvvetleri savunma pozisyonuna geçmiş, TBMM orduları da stratejik taarruz yapabilme evresine gelmişlerdi. Gerek geri çekilen Yunan gerek birliklerinin yol ve köprüleri tahrip etmesi gerekse de Yunanları Anadolu’dan söküp atmak için yapılacak bir harekâtın gerektirdiği silah, mühimmat ve diğer lojistik ihtiyaçların yetersizliği Sakarya Zaferi ardından Yunan kuvvetlerine karşı yapılan takip harekâtının sınırlı olmasına neden olmuş, söz konusu ihtiyaçların tamamlanmasının ardından Yunanları Anadolu’dan söküp atacak bir genel ve büyük taarruzun yapılmasına karar verilmiştir. Yaşanan kimi dış politik gelişmeler de söz konusu olunca bahse konu taarruzun 26 Ağustos 1922 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir.

Büyük Taarruz, planlandığı üzere 26 Ağustos’ta Gazi ve Müşir Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın müstesnâ sevk ve idaresinde Afyon güneyinden başlatılır.

Yunanların asıl kuvvetleri Afyon bölgesinde konuşlu olduğu için asıl taarruz, bu kuvvetleri ezmek üzere Nurettin (Konyar) Paşa komutasındaki 1. Ordu bağlısı birlikler tarafından Afyon güneyinden ve doğusundan yapılır. Türk harekât planı gereği Eskişehir doğusunda bulunan Yakup Şevki (Subaşı) Paşa komutasındaki 2. Ordu birlikleri de bu bölgedeki, Yunanların asıl taarruzun istikametini bir süre anlayamamaları için Yunan kuvvetlerine aldatma taarruzu yapar.

Harekâtın ilk günü başarılı topçu ateşleri ve piyade taarruzları sonucu her ne kadar çok güçlü bir şekilde tahkim edilmiş Yunan savunma hatları yarılamamış ise de Afyon güneyi ve doğusunda  birçok Yunan savunma mevzii alınır. Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu da Afyon güneybatısındaki Ahır Dağlarını aşarak Yunan kuvvetlerinin Afyon Grubunun arkasına sarkarak muhtemel bir Yunan geri çekilmesine karşı yol, köprü ve demiryolu hatlarını tahrip eder,

Başkumandanlık için 27 Ağustos gününe ilişkin icrâ planı aynı şekilde, taarruzla düşman cephesinin yarılması… Gün ışımadan önce Kocatepe’deki Başkomutanlık karargâhının emniyeti için bu karargâhın geçit yeri olan Kocatepe ilerisindeki Kurtkaya ve bunun devamındaki Kalecik bölgesi süngü hücumu ile ele geçirildi. Saat 08.00 civarında 1.301 rakımlı Erkmentepe zapt edildi, bir saat sonra da bir gün önce ele geçirilen ama ardından kaybedile Kırcaaslan Tepesi’nde Türk süngüsü parladı.

Yunan ve İngiliz Genelkurmay Başkanlarının dünyaya, geçilmez ilan ettiği Yunan savunma hatları peş peşe geçilmeye ve zaptedilmeye başlanmıştı. Yunan birlikleri başarılı Türk taarruzu karşısında tutunamıyordu. Saat 12.30’da cephedeki hedeflerini ele geçirmiş olan 23., 15., 3. ve 14. Türk Tümenleri ovaya çekilen 1. ve 7. Yunan Tümenlerini takip ediyordu. Saat 13.00’te Afyon Cephe Komutanı Tümgeneral Nikolas Trikupis [1] daha batıda bir savunma hattı tutmaya karar vererek karargâhı ile Afyon’u terk etti. Saat 15.30’da da Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa 2. Orduya sol yanı ile şiddetle Yunan savunma hatlarına taarruz emri verdi. Devam eden Türk taarruzlarında tüm hatlarda düşman mevzilerine şiddetli darbeler indirildi.

Türk birlikleri sarp kayalık, diken ve çalılıktan oluşan, iyi tahkim edilmiş ve 12 kilometrelik asıl yarma [2] sahası dışındaki Çiğiltepe’yi de saat 17.00’de zapt ettiler. Çiğiltepe zapt edildikten bir süre sonra da bir yıldır Yunan işgâlindeki Afyon’a da girildi. Gözün aydın Afyon, kutlu olsun âzadlık. Yunan kuvvetleri perişan bir hâlde Afyon batısı ve Dumlupınar güneyindeki Sincanlı ovasına [3] atıldı.

1. Ordu Kumandanı Nurettin Paşa Afyon’un alındığını Batı Cephesine bildirince Gazi ve Müşir Başkumandan, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa onu kutladılar. İlk zafer haberleri üzerine yurdun her tarafından Meclise, Başkomutanlığa, gazetelere ve Hükûmete tebrik ve sevinç telgrafları yağmaya başladı. Rusya Federatif Sovyet Şûrâlar Cumhuriyeti [4] Dışişleri Bakan Yardımcısı Lev Mihayloviç Karahan, [5] Ankara Hükûmetine gönderdiği telgrafta zaferi kutladı ve zaferin Rusları da sevince boğduğunu, kesin zaferin yakın olduğuna inandıklarını bildirdi. Başvekil Rauf (Orbay) Bey de ertesi gün bu nâzik mesaja teşekkür etti ve barıştan sonra da iki ülkenin dostluk ve yardımlaşmasının daha da güçleneceğini bildirdi.

Gazi ve Müşir Başkumandan’dan Meclis’e gönderilen telgraf ise şu şekildeydi: “İki gündür kesintisiz devam eden muharebeler sonucunda Afyon’u kurtardık. Esir, ağır ve hafif top ile her çeşit malzemeden ganimet çoktur. Kumandanlarımız sevk ve idarede kumandanlarından üstündür.” Bu telgrafı tâkiben Meclis de Başkumandanlığa zafer diledi, Afyon’un alınmasından dolayı selam ve saygılarını bildirdi.

28 Ağustos Pazartesi. Büyük Taarruz’da üçüncü gün.

Devam eden şiddetli muharebelerde Türk birlikleri tüm hatlarda yiğitce ve şevkle harp etmeye devam ettiler. İzmir’deki Yunan Küçük Asya Ordusu [6] Başkomutanlığı İzmir’e giden hatlarının emrettiyse de Afyon Cephe Komutanı General Nikolas Trikupis bu emri alamadı.

Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Georgos Hacıanesti’nin [7] İzmir’deki genel karargâhındaki irtibat subayı E. Kazanidis sanki komedi türü bir tiyatro oynuyormuşçasına Batılı gazetecilere şöyle diyordu: “Mustafa Kemâl, Ankara’da perişan olan saygınlığını pekiştirmek için bir savaş başvurmuştur. Kim bilir belki de iki gün sonra esir Mustafa Kemâl’i size burada takdim edebilirim.” Lâkin Afyon Cephesinden gelen vahim haberler nedeniyle Korgeneral Hacıanesti, Küçük Asya Orduları Başkomutanlığı görevinden istifa edecektir. Afyon bölgesini savunmakla sorumlu 1. Yunan Kolordusu Komutanı Tümgeneral Trikupis’e bağlı 1. Piyade Tümeni Komutanı Tümgeneral Franko devam eden çatışmalardaki carî duruma ilişkin gönderdiği raporda, zayiatın büyük olduğunu, askerlerin savaşmak istemediğini, devam eden çarpışmalarda askerlerin saftan ayrılma eğilimlerinin görüldüğünü bildirdi.

Sincanlı… Afyon’dan Uşak ve Antalya’ya giden karayolları arasında ve Afyon’un 33 km batısında (ve bugünkü ismi de Sinanpaşa olan) bir kaza. Türk askeri gün içinde orasını da kurtardı Yunan işgâlinden. Kurtuluş coşkusuyla bir ana – baba günü yaşayan Afyonlular, komutanlara ve askerlere sevgi gösterilerinde bulunuyor, şehirden geçen askerlere ikramda bulunmakta yarış ediyor, onlara su, helva ve pilav dağıtıyor. Gün sonunda Yunan kuvvetlerinin ilk hatları tamamen ele geçirildi ve çekilme yolu da tamamen tutuldu. Gazi ve Müşir Başkumandan saat 20.30’da Afyon’a girdi.

Bu esnada cephedeki Yunan kuvvetleri de üçe bölünmüş durumdaydı. General Petros Sumilas [8] komutasındaki 3. Yunan Kolordusu dört tümen hâlinde Eskişehir’de, General Trikupis komutasındaki 1. Yunan Kolordusu dört tümen hâlinde (Kütahya’nın Dumlupınar gibi Afyon’a komşu ilçelerinden olup, Kütahya’nın doğusunda, Dumlupınar’ın kuzeyinde, Afyon’un da kuzeybatısındaki) Altıntaş – (Afyon’un Sincanlı ya da yeni ismiyle Sinanpaşa ilçesine bağlı bir köy olan) Balmahmut arasında, General Kimon Diyenis [9] komutasındaki Ordu / Cephe ihtiyatı görevindeki 2. Kolordu da üç tümeni ile Afyon kuzeybatısındaydı.

Gün sonunda düşmanın ikinci kademe mevzîlerde tertiplenmesi de önlendi. Yunan kuvvetleri bir an evvel Dumlupınar’a çekilip ayrı düşmüş Franko Grubu ile birleşip yeniden cephe tutmak ve tertiplenmek isterken, TBMM Orduları da Yunan kuvvetlerinin başka yerde savunması için tertiplenmesine fırsat vermeden imhâ etmek istiyordu.

27 Ağustos’ta sakin bir Pazar günü geçiren Anadolu’daki İtilaf Devletleri diplomatlarının çoğu Büyük Taarruz’u 28 Ağustos’ta da geç saatlere kadar öğrenemediler. Günün geç saatlerinde İngilizlerin İzmir Başkonsolosu Sir Harry Lamb, Türklerin Uşak doğusunda demiryolunu keserek Afyon’u tecrit ettiklerini, hatta Afyon’un Türkler tarafından alındığının bile kendisine haber verildiğini telgrafla Londra’ya bildirdi. Amerikan Yüksek Komiseri Amiral Bristol’un [10] Washington’a gönderdiği telgraf ise şu şekildeydi: “Türkler bütün cephelerde taarruza geçmiş olduklarından, Anadolu ile bütün haberleşme kesilmiştir.”

29 Ağustos Salı. Büyük Taarruz’un dördüncü günü…

Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa kendisine bağlı 1. ve 2. Ordulara gönderdiği emirde düşmanın muharebeyi nerede kabul edeceğinin belli olmadığını, amacın düşmanı Anadolu içinde imhâ etmek olduğunu, bunun için düşmanın çekilme yolu ile telefon ve telgraf hatlarının kesilmesini, demiryolu ulaşımının engellenmesini, menzil kollarına baskınlar yapılmasını, Kocaeli Grup Kumandanlığına da sorumluluk bölgesindeki harekâtın gizli tutulmasını, yaklaşma yürüyüşlerinin de gece yapılmasını emretti. Sabah erkenden 1. Ordu bağlılarından 1. Kolordu Komutanı Albay İzzettin (Çalışlar) Bey de şiddetle takibe devam emri almıştı. General Franko Grubu’nun Dumlupınar mevzilerinde tutunmasına imkân vermeden Trikupis Grubu ile birleşmesini önlemeli, Toklu Sivrisi, [11] Kaplangı Dağı [12] ve Arpa Gediği alınmalıydı.

Saat 08.00. 11. Türk Tümeni ile 5. Yunan Tümeni arasında (Afyon’un batısında Sincanlı ya da günümüzdeki ismiyle Sinanpaşa ilçesine bağlı bir) Başhimse köyünde şiddetli çarpışma yaşandı. 4. ve 9. Yunan Tümenleri de mevzilenince muharebe (Kütahya’nın Dumlupınar ilçesine bağlı bir köy olan) Selkisaray köyü bölgesine yayıldı. Cephe ana – baba gününe döndü.

Saat 10.00.14. Türk Süvari Tümeni Yunan birlikleri ile temas sağladı. Dumlupınar bölgesinde 23. Yunan Tümeni şimdi de 14. Türk Süvari Tümeni karşılarına çıkınca şaşkına döndü ve telaşa kapıldı.

Saat 12.30. Toklu Sivrisi 6. ve 57. Türk Tümenleri tarafından ele geçirildi.

Saat 14.30. Tam da Franko ve Trikupis Grupları birleşmek üzereyken hiç hesapta olmayan Yarbay Ömer Halis (Bıyıktay) Bey komutasındaki 23. Türk Tümeni araya girdi ve Trikupis Grubu’nun yolunu kesti. Bu tümen, Dumlupınar’ı alıp kuzeye geçerek Arpagediği’ni zaptetme görevi almıştı.

Saat 16.00. 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa, muharebe alanında düşmanın telaşla batıya doğru   sıyrılmaya çalıştığını gördü ve 23.Tümen’e (Kütahya’nın güneybatısındaki Aslanapa ilçesinin güneybatısında yer alan bir köy olan (Kütahya’nın güneybatısındaki Aslanapa ilçesinin güneybatısında yer alan bir köy olan) Çalköy – (Sincanlı’nın kuzeybatısındaki) Dumlupınar yolunun kesilmesini emretti.

Kendileri açısından son derece vahim olan bu gelişmelerden bir ölçüde haberdar olan İngilizlerin İstanbul Yüksek Komiseri [13] Sir Horace Rumbold [14], Londra’ya peş peşe üç telgraf çekti:

– Birincisinde, “Kemalist saldırının başladığını ve Anadolu ile haberleşmenin kesik olduğunu” haber verdi.

– İkincisinde, “Anadolu limanlarının yabancılara kapalı olduğunu, bir İtalyan gemisinin de Antalya limanına sokulmadığını” belirtti.

– Üçüncüsünde ise “İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un önceki günkü sorusuna karşılık vererek sonuç alınamadan dağılan Londra Konferansı yerine [15] yapılması düşünülen Venedik Konferansı’nı [16]  mümkün olduğunca çabuk toplanmasını” önerdi ve Yunan Ordusunun Anadolu’yu boşaltmasına karşı olan görüşlerini tekrarladı.

Cepheden Meclis’e, Meclis’ten de basına ve vatan sathına yayılan haberler sevinç gösterileriyle karşılanmakta. Adana’da da Rus Konsolosu, Vali Refet Beyi makamında kutlayarak “Bu Şark’ın zaferidir.” dedi.

29 Ağustos akşamı. Gün boyu süren muharebeler sonucunda Yunan Küçük Asya Ordusunun Trikupis Grubu beş tümeni ile birlikte doğuda (Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı ve Dumlupınar’ın kuzeyinde bir köy olan) Hamurköy, güneyde (Kütahya’nın güneybatısındaki Aslanapa ilçesine bağlı bir köy olan) Aslıhanlar, ortada Çalköy olmak üzere çember içine alınmıştı. Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki 5. Kolordu süvarileri de 2. Ordu bağlısı 6. Kolordu, tümenleri ile birlikte kuzey ve kuzeydoğudan, 1. Ordu bağlısı 4. Kolordunun tümenleri de güney ve doğudan Yunan kuvvetlerini sıkıştırmaktaydı.

Trikupis Grubu’nun emniyetle geri çekilebilmesi için sadece kuzeybatıda Kızıltaş Vadisine giden bir açıklık kalmıştı. Bu sırada batıdaki Dumlupınar istikâmetine doğru ilerlemekte olan Yarbay Ömer Halis Bey komutasındaki 23. Tümen ise devam eden harekâtın gidişâtını değiştireceğinden habersizdi. 23. Tümen, 1. Ordu bağlısı 1. Kolordu’nun en kuzeydeki tümeni olup görevi ise Dumlupınar’ın kuzeyinde bulunan, 5. Yunan Efzun Alayı’nın [17] savunduğu Arpagediği’ni zaptetmekti. 23. Tümen’in öncü alayı buradaki Efzun Alayı’na karşı muharebeye girer. 23. Tümen’in diğer alayları ilerlerken, bir Yunan birliğinin Dumlupınar istikâmetinde ilerlediği haberi gelir. 23. Tümen Komutanı Yarbay Ömer Halis Bey kendisine verilmiş olan emre rağmen tümenini iki gruba ayırmış ve kuvvetinin büyük kısmını Dumlupınar’a yürüyen Yunan birliklerinin önünü kesmek için kuzeye yönlendirir.

Bu sırada Dumlupınar yolundaki Yunan birlikleri ile Arpagediği’ndeki birlikler arasında yaklaşık 10 kilometreden az bir mesafe kalmıştı. İşte 23. Tümen’in kuzeye yönelmesi, Yunan kuvvetlerinin bu boşluğun kapatmasına meydan vermedi.

Yunan Küçük Asya Ordusu üç gruba bölünmüş ve bu gruplar arasında da fizikî temas imkânı kalmamıştır.

Saat 21.00. General Trikupis, kuvvetlerine Çalköy’e çekilme emri verdi. Dumlupınar yolu tıkandığı için Çalköy’de birlikleri toplayıp Kızıltaş Vadisinden Uşak istikâmetinde çekilmeyi düşünüyordu.

5. Tümen Komutanı Albay Rokas, 9. Tümen’den bazı birliklerle müştereken Dumlupınar yönünde bir yarma taarruzu gerçekleştirmiş ise de 23. Tümen’in kararlı savunmasıyla bu deneme sonuçsuz kalır.

Saat 22.00. 5. Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa cephânesi azaldığından topçu ateşini durdurur ve Yunan kuvvetlerine karşı atlı hücum emri verir. 5. Süvari Kolordu’suna bağlı 14. Türk Süvari Tümeni’nin atlı gece baskınları Yunan birliklerinde yıkıcı tesir yaptı. Aşağıdan da 12. Türk Piyade Tümeni iki alayıyla gece baskını yapınca ortalık hayli karışır. Trikupis Grubu tarafından uzun süre yol bilen bir kılavuz arandı. Yürüyüş kolundan biri, zifiri karanlıkta Türk süvarileri zannederek 1. Yunan Kolordusu karargâhına ateş açtı.

Trikupis Grubu’nun durumu ümitsizleşmişti Afyon Cephesi’ne yardıma çağrılan Bağımsız Yunan Tümeni de, çekilen Trikupis Grubu ile bağlantı kuramayarak Eskişehir güneyinden batıya doğru çekilmeye başladı. Bu arada cephedeki Yunan birliklerine yeniden tertiplenmesi emredildi. Trikupis, ağır topların taşınması mümkün olmadığından namlu kapaklarının alınarak topların bırakılmasını emretti. 2. Yunan Kolordusu’nun kalan telsizinin taşınmasını da emrettiyse de askerler onu da tahrip ederek bıraktılar. Yunan birlikleri karmakarışık hâlde Çalköy etrafında yığılmaya devam eder.

Gece boyunca, Yunan askerlerinin kuşatmayı yarmasını engellemek için Türk taarruzlarının devam etmesi kararlaştırılır. Aynı akşam Türk birlikleri tarafından Dumlupınar soşesi ele geçirildi, Aslıhanlar ovasına hâkim tepeler zapt edildi. Dumlupınar – Uşak yolu kapatıldı. Özetle, torbanın ağzı büzüldü, Trikupis Grubu çembere alındı, Eskişehir’deki Yunan kuvvetleri (3. Yunan Kolordusu) ile de Trikupis Grubu’nun bağlantısı kesildi.

Geceleyin üç parçaya bölünmüş hâldeki Yunan Küçük Asya Ordusu biraz daha birbirinden koptu, bu nedenle birleşip bir cephe de tutamadılar. 26 Ağustos’tan beri yaşanan peş peşe başarısızlıklar ile ön ve arka cenahı kuşatılmış olan Trikupis Grubu’ndaki subayları ve askerlerindeki paniği de büyüttü. Yunan subaylarının dörtte üçü bu şartlarda muharebeyi sürdürmenin faydasız olduğunu düşünmekteydi.

26 Ağustos’tan beri devam eden harekâtın düğümü artık kopmak üzeredir.

29 Ağustos gecesi Gazi ve Müşir Başkumandan Afyon’daydı. 1. Ordu’nun devam eden harekâta ilişkin cârî durum raporu onu ayağa kaldırdı. Durum haritasına göre Yunan Afyon Cephe Komutanı Trikupis, Dumlupınar kuzeyindeki 10-12 km genişliğinde arızalı ve yolsuz bir kısım sayılmazsa tam bir kuşatma altındaydı. Gazi ve Müşir Başkumandan o zamanı şöyle anlatıyor:

 “Arkadaşlar!

Haritada gördüğüm şu idi ki, Ordularımız, düşmanın büyük kısmını kuzeyden, güneyden ve batıdan kuşatmaya uygun durum almış bulunuyorlardı. Şu hâlde tasarladığımız ve en büyük sonucu sağlayacağını ümit ettiğimiz durum gerçekleşiyordu.

 “Derhâl Fevzi ve İsmet Paşa’ları çağırınız” dedim.

Üçümüz toplandık. Durumu bir daha görüştük ve kesinlikle anladık ki Türk’ün gerçek kurtuluş güneşi, 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün parlaklığı ile doğacaktır. 

Bu karara göre Ordulara 06.30’dan önce yeni emir yazıldı. Fakat durum o kadar önemli, o kadar sürat ve şiddet gerektiriyordu ki bu yazılı emirlerle yetinmek yeterli olmazdı. Onun için Fevzi Paşa Hazretlerinden bizzat 2. Ordu’nun ve 5. Süvari Kolordusu’nun yanına giderek düşüncelerimize göre harekâtı yürütmesini kendilerinden rica ettim.

1. Ordu karargâhına da bizzat ben gidecektim. İsmet Paşa’nın karargâhta kalıp genel durumu düzenlemesini uygun gördüm.”

Kader söyleyeceğini yüksek sesle belirtmek üzereydi…

29 Ağustos Salı. Gün sonu.  26 Ağustos sabahından beri iki günü mevzi çökertme ve diğer iki günü de takip ile sürüp giden dört günlük zorlu bir harekâtın sonuna gelindi. Kader söyleyeceğini yüksek sesle belirtmek üzereydi. Daha da geri çekilemeyen Yunan kuvvetleri Dumlupınar’da sıkışmış ve çembere alınmıştı. Burada çaresiz bir şekilde muharebe düzeni aldı. Yunan kuvvetleri.

Kurt kapanı düzeni…

1. ve 2. Ordulardaki muharipler de dirâyetli kumandanlarının yüksek sevk ve idaresinde Alviran, Çalköy, Zafertepe, Küçükaslıhanlar ve Büyük Aslıhanlar hattında kurt kapanı düzeni aldılar. Hazırdılar Gazi ve Müşir Başkumandan’ın dirâyetli sevk ve idaresinde, Yunan’a nihâî ve öldürücü darbeyi vurmak için imhâ muharebesine.

 30 Ağustos (1922) Çarşamba. Büyük Taarruz’un beşinci günü.

Saat 07.00. Yunan kuvvetleri, büyük kısmı ile geceyi (Kütahya’nın güneybatısındaki Aslanapa ilçesinin güneybatısında yer alan bir köy olan) Çalköy ve (Kütahya’nın Altıntaş İlçesi ile Dumlupınar İlçesi arasında Çal Köyü’nün güneybatısındaki) Adatepe bölgesinde geçirmiş ve bu sabah Çalköy’ü yararak batıya yürüyüşe geçmiş, Kızıltaş vadisinden kaçabilmeyi planlıyordu.

Saat 09.00. 1. Ordu Komutanı Nurettin (Konyar) Paşa, 4. Kolordu Komutanı Albay Kemâlettin Sami (Gökçen) Bey’e, Yarbay Ömer Halis (Bıyıktay) Bey komutasındaki 23. Tümeni takviye etmesini ve Kızıltaş Vadisini de kapamasını emretti. Bu konu çok önemliydi. Zirâ… 29 Ağustos’ta gün boyu süren muharebeler sonucunda Trikupis Grubu (1. Yunan Kolordusu) beş tümeni ile birlikte doğuda (Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı ve Dumlupınar’ın kuzeyinde bir köy olan) Hamurköy, güneyde (Kütahya’nın güneybatısındaki Aslanapa ilçesine bağlı bir köy olan) Aslıhanlar, ortada Çalköy olmak üzere çember içine alınmıştı. Bu durumda Trikupis Grubu’nun emniyetle geri çekilebilmesi için sadece kuzeybatıda Kızıltaş Vadisine giden bir açıklık kalmıştı. Bu sırada batıdaki Dumlupınar istikâmetine doğru ilerlemekte olan Yarbay Ömer Halis Bey komutasındaki 1. Ordu bağlısı 1. Kolordu’nun en kuzeyindeki tümen olan 23. Tümen ise görevi olan Dumlupınar’ın kuzeyinde bulunan 5. Yunan Efzun Alayı’nın savunduğu Arpagediği’ni zapt etmek üzere öncü alayı ile burada muharebeye girdiğinde  Yarbay Ömer Halis Bey harekât ortamındaki bu süratli değişkenlik karşısında inisiyatif kullanarak tümenini iki gruba ayırır ve kuvvetinin büyük kısmını Dumlupınar’a çekilmekte olan Yunan birliklerinin önünü kesmek için kuzeye yönlendirir. Bu sırada Dumlupınar yolundaki Yunan birlikleri ile Arpagediği’ndeki birlikler arasında yaklaşık 10 kilometreden az bir mesafe kalmıştı. İşte 23. Tümen’in kuzeye yönelmesi, Yunan kuvvetlerinin bu boşluğun kapatmasına engel oldu. Yarbay Ömer Halis Bey’in bu kritik ve öngörülü kararının uygulanması sonucu Yunan Küçük Asya Ordusu (Tümgeneral Nikolas Trikupis komutasındaki 1. Yunan Kolordusu ya da Afyon Grubu, Tümgeneral Kimon Diyenis [3] komutasındaki 2. Yunan Kolordusu da Yunan İhtiyat Kolordusu, Tümgeneral Petros Sumilas komutasındaki Eskişehir Grubu ya da 3. Yunan Kolordusu olmak üzere) üç gruba bölünmüş ve bu gruplar arasında da fizikî temas imkânı kalmamıştı. Bu durumdan hareketle, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa tarafından 4. Kolordu Komutanı Albay Kemâlettin Sami Bey’e verilen söz konusu konu emir, geceleyin 23. Türk Tümeni tarafından sağlanan başarının genişletilmesine yönelikti.

Saat 10.00. Mustafa Kemâl Paşa 1. Ordu karargâhına ulaştı. Geceki toplantıdan sonra Başkumandan karargâhında bıraktığı Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’ya Çalköy’de Yunanların mutlaka imhâ edilmesini, esir Yunan subaylarından aldığı bilgiler sonucu Trikupis ve Diyenis’in de çember içinde kaldığını bildirerek bunların da esir alınmasını emretti.

Saat 13.00. Gazi ve Müşir Başkumandan Yunan mevzilerinin hayli yakınında bulunan Çalköy yakınlarında karargâhını kurdu, Fevzi Paşa da Genelkurmay Karargâhını 2. Ordu Karargâhında kurdu.

Saat 14.00. 2. Orduya bağlı (farklı sınıftaki birliklerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş) Mürettep Süvari Tümeni Kütahya’ya girdi. Yunanlar burada 70 esir 300 ölü verdi. Eşzamanlı olarak Gazi ve Müşir Başkumandan Çalköy’ün doğusundaki asıl muharebe hattına yani muharebeyi bizzat yöneteceği (Kütahya’nın güneybatısında bulunan Aslanapa ilçesinin güneybatısında bulunan ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin sevk ve idare edildiği 1.181 rakımlı tepe olan) Zafertepe’ye çıktı ve 11. Tümen yanında muharebeye bizzat komuta etti.

2. Ordu bağlısı 6. Kolordunun 16. Tümeni, çekilmeye çalışan 5. Yunan Tümenine taarruz etti. 2. Ordu da ağırlığını koymaya başlamıştı.

Saat 17.00. 2. Orduya bağlı 61. Tümen batıya sıyrılmaya çalışan 12. Yunan Tümeninin karşısına dikildi ve Çalköy kuzeyinde Akpirim tepelerinde bu iki tümen arasında şiddetli bir muharebe başladı.

Trikupis Grubu, kuzeydeki 2. Türk Ordusu ile güneydeki 1. Türk Ordusu arasında sıkışıp kalmıştı. Gazi ve Müşir Başkumandan’ın 1-2 km ilerisinde Türk ve Yunan kuvvetleri arasında göğüs göğüse muharebe yapılıyordu.

25-30 kilometrekarelik alana 30-35 bin insan, at, araba, araç – gereç, top, tüfek sıkışmış çırpınıyordu.

Saat 18.30. Gazi ve Müşir Başkumandan Zafertepe’den 5. Tümene süngü taarruzu ile Küçük Adatepe’yi ele geçirme emri verdi. Saat 19.00’da da ele geçirildi.

Yunan kuvvetleri çözüldü, panik başladı, topçuları da büsbütün sustu… Yunan Küçük Asya Ordusu’nun en büyük parçası olan Trikupis Grubu son nefesini veriyordu…

Öğleyin başlayan şiddetli muharebe akşama dek aynı şiddetle devam etti. Yunan kuvvetleri kaçmak istedilerse de başaramadılar. Yunan Bağımsız Tümeni, Trikupis Grubu ile bağlantı kuramayarak batıya çekildi.

Dumlupınar Muharebesi Yunan Küçük Asya Ordusu’nun biraz daha küçülmesi ve bu ordunun bilhassa da Afyon Grubu’nun perişan olmasıyla sonuçlandı.

Saat 23.30. 23. Tümen süngü hücumu ile Büyük Adatepe’yi ele geçirdi.

Trikupis Grubu tüm araç – gereçlerini bıraktıkları için geceleyin Kızıltaş vadisinden on bine yakını kaçabildi.

Yunan Küçük Asya Ordusu, Dumlupınar Muharebesi ya da daha sonra Başkomutan Meydan Muharebesi olarak anılan bu muharebede yirmi bin esir ve ölü verdi.

Gazi ve Müşir Başkumandan, Zafertepe’deki asıl muharebe hattından bizzat sevk ve idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi için şu ifadeleri dile getirir:

“30 Ağustos’ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti´nin yanımda bulunduğu hâlde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif çok zordur. Eğer ben, izah edemezsem, beni mâzur görünüz.”

Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemâl, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni Nutuk’ta şöyle anlatmaktadır:

“Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın (Afyon)Karahisarın güneyinde 50 km. ve doğusunda 20-30 km. uzunluğundaki müstahkem cephelerini düşürdük. Yenilen düşman, ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar [18] yöresinde kuşattık. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda, düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusunun Başkomutanlığını yapan General Trikupis de esirler arasına girdi.  Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu.”

Kocatepe’de olduğu gibi Dumlupınar’da da yani Zafertepe’den muharebeyi bizzat dirâyetle sevk ve idare eden Gazi ve Müşir Başkumandan komutasındaki kutlu savaşçılar bir destan daha yazdılar Malazgirt’teki kutlu cetleri gibi, bir kez daha destansı bir şekilde muharebe ettiler ve Yunan kuvvetlerinin kayda değer bir kısmını imhâ ve esir ettiler. Kalan dağınık hâldeki Yunan kuvvetleri de geceleyin bozgun hâlinde Kızıltaş vadisi üzerinden Uşak’a doğru geri çekilmeye başladılar.

Büyük Taarruz’un başlangıcı olan 26 Ağustos’tan Yunanların belinin kırıldığı Dumlupınar Zaferi’ne kadar olan beş gün zarfında tarafların kaybına gelince…

TBMM Ordularının zâyiatı (146’sı subay) 2.543 şehit, (378’i subay) 9.977 yaralı, (2’si subay) 55 esir olmak üzere 12.575 kişi iken Yunan Askerî Tarihine göre Yunan kuvvetlerinin zâyiatı ise 20.000 civarındaki esir hâriç olmak üzere 121.500 kişidir.

İngiltere’de yayımlanan günlük bir gazete olan The Daily Express de 30 Ağustos 1922 tarihli baskısında “Türk Ordusu Çökertti!” şeklindeki büyük puntolarla manşetten verilen haberde sayfanın yarısı bu konuya ayrılmıştı.

30 Ağustos ya da Dumlupınar büyük ve görklü bir zaferdi. Türk Yüksek Komutanlığı, hedef, taarruz, sıklet merkezi, kuvvet tasarrufu manevra, emir-komuta birliği, emniyet ve baskın şeklindeki harp prensiplerini başarıyla uyguladı.

Gün sonunda Yunan Küçük Asya Ordusuna ait 12 Tümenin beşi imhâ edilmiş durumdaydı. Kalanlar ise bütün ağır silah ve araç – gereçleri atıp canını kurtarmak için bozgun hâlinde kaçıyordu. Artık sıra Türk kuvvetlerinin başarıyı genişletmek üzere takip harekâtı başlatmasına gelmişti.

Gazi ve Müşir Başkumandan’ın dirayetli sevk ve idaresindeki TBMM Orduları ile 26 Ağustos’ta Afyon dolaylarında aniden kopan Türk kasırgasının hızını kaybedeceğine dair herhangi bir emâre de yoktu.

30 Ağustos’ta Dumlupınar’da beli kırılan Yunan kuvvetleri Uşak’ta yahut daha gerilerde toparlanıp bir savunma hattı kurabilirdi. Bu ise elde edilen başarıyı sınırlı kılabilirdi. Oysa Gazi ve Müşir Başkumandan’ın amacı Yunan kuvvetlerini kutsal vatan topraklarından söküp atmaktı. Tabiatıyla Dumlupınar’da elde edilen başarı genişletilmeydi. Öyle de olacaktı.

Gazi ve Müşir Başkumandan, 30 Ağustos gecesi, şifahen Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’ya

geri çekilmeye başlayan Yunan kuvvetlerinin toparlanmasına fırsat verilmeden takip edilmesini emretti. Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa da anında Gazi ve Müşir Başkumandan’ın bu şifahî direktifini Batı Cephesindeki 1. ve 2. Ordu Kumandanlarına iletti.

Devam edecek…

İrfan PAKSOY

© 2023. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Sonnotlar

[1] Nikolas Trikupis (1868 – 1959 ), Yunan  asker, kara subayı ve tümgeneralidir. Yunan kuvvetlerinin 19 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkmasından sonra başlayan Türk-Yunan Savaşı’nın ilk yıllarında  3. Yunan Tümenine komuta etmiş,  Ocak ve Mart 1921 aylarında gerçekleşen I. ve II. İnönü Muharebelerinde görev almış, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde (10-25.07.1921) Eskişehir’i ele geçirmekle görevli Yunan Kuzey Grubuna komuta etmiş,  Aralık  ayında  da  Yunan Afyon Grubu da denilen 1. Yunan Kolordu Komutanlığına atanmıştır.  26 Ağustos 1922 tarihinde Afyon’un güneyinden Trikupis kuvvetleri üzerine yapılmış olan Büyük Taarruza hazırlıksız yakalanmış ve cephenin çökmesini önleyememiştir. Dumlupınar Muharebesi’nin (30.08.1922) ardından emrinde kalan birlikler geri çekilmeye başlamış, 2 Eylül’de Uşak  yakınlarındaki Göğem köyü civarında maiyetindeki kuvvetle birlikte esir edilmiş, 3 Eylül’de Uşak’ta Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın huzuruna çıkarılmış, 1923 yılında gerçekleşen savaş esirleri mübadelesi gereği 1926 yılında Yunanistan’a geri döndüğünde askerlik görevine devam etmiş, 1927 yılında emekliye ayrılmadan önce korgeneralliğe terfî etmiş, daha sonra da Attika ve Boeotia’da vali olarak görev yapmıştır.

[2] Yarma – yarma harekâtı, (girme, başarıdan faydalanma, takip gibi) taarruzî nitelikteki kara harekâtı çeşitlerindendir. Yarma harekâtı, taarruz kuvvetlerinin, düşmanın asıl savunma mevziinin içinden geçerek, onu tamamen parçalamak, düşman kuvvetlerini, tesislerini araç ve gereçlerini tahrip ya da tesirsiz hâle getirmek ve savunmanın devamlılığını bozacak hedefleri ele geçirmek için yapılan bir taarruzî kara harekâtı şeklidir. Bu harekât; düşmanın savunma mevziinin parçalanması, açılan gediğin genişletilmesi ve düşman savunmasının devamlılığını yok eden/edebilecek hedeflerin üzerinden geçilmesi şeklinde üç aşamada yapılır.

[3] Sincanlı, Afyonkarahisar’ın batısında bir ilçe olup günümüzdeki ismi ise Sinanpaşa’dır.

[4] Rusya Federatif Sovyet Şûrâlar Cumhuriyeti (RFSŞC) – Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (RFSSC), 7 Kasım 1917 tarihinde gerçekleşen Ekim Devrimi ile kurulmuştur. 30 Aralık 1922 tarihinde RFSŞC / RFSSC’nin, (Kızılordu tarafından işgâl edilmeleri sonucu yönetimleri sosyalist yapılan Belarus SSC, Ukrayna SSC, Orta Asya ve Kafkas Cumhuriyetleri ile birleşmesiyle de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen kurulmuştur.

[5] Lev Mihayloviç Karahan (1889-1937) Gürcistan doğumlu Ermeni devrimci ve Sovyet diplomat. 1904’ten ölümüne kadar RSDRP (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) üyesiydi. İlk başlarda Menşevik olan Karahan, Mayıs 1917 ayında Bolşeviklere katılmıştır. Ekim 1917 ayında Devrimci Askerî Konsey üyesi olmuş, Brest-Litovsk barış görüşmelerinde de Sovyet delegasyonunun sekreteryasında bulunmuştur. 1918-1920 ve 1927-1934 yılları arasında Dışişleri Bakan Yardımcılığı, 1921 yılında Polonya‘da Sovyet Büyükelçiliği; 1923 ve 1926 yılları arasında Çin‘de Sovyet Büyükelçiliği ve 1934’ten sonra Türkiye‘de Sovyet Büyükelçiliği yapmış, 1937’de SSCB’deki “Büyük Temizlik” sırasında tutuklanmış ve idam edilmiş, 1956’dan sonra hakları gıyâben iade edilmiştir.

[6] Küçük Asya Ordusu: Kurtuluş Savaşı’nda Batı Anadolu’da Türk kuvvetlerine karşı savaşmış Yunan ordusudur. Bu ordunun büyük bölümü 26.08-18.09.1922 tarihlerindeki Büyük Taarruz’da TBMM Orduları tarafından imhâ edilmiştir. Anadolu’da imha ve esir olmaktan kurtulanlar da gemilerle kaçmış, Doğu Trakya’daki Yunan birlikleri ise Mudanya Mütârekesi sonrasında bu bölgeyi terk etmiştir.

[7] Georgios Hacıanesti (1863-1922), Yunan kara subayı ve generali. Yunan Küçük Asya Ordusu’nun Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki yenilgisinden sonra 19 Mayıs 1922 tarihinde görevden alınan General Papulas’ın yerine Küçük Asya Ordusu Komutanlığına atanmış,  5 Haziran’da İzmir’e gelerek göreve başlamış, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un ardından 2 Eylül’de görevinden alınmış ve yerine General Trikupis getirilmiş, Küçük Asya Felâketi sonrasında Yunanistan’da yaşanan  askerî darbe döneminde askerî mahkemede yapılan ve Altılar Davası olarak bilinen yargılamada idama mahkûm edilmiş ve idam hükmü 18 Kasım 1922 tarihinde Atina yakınlarındaki Gudi’de Averof Hapishânesinde kurşuna dizilerek infaz edilmiştir.

[8] Petros Sumilas (1861-1955), Yunan kara ordusu subayı ve generalidir. Mayıs 1921 ayında Anadolu’daki 10. Piyade Tümen Komutanlığına atanmış, Kütahya – Eskişehir Muharebeleri (10-25.07.1921) ile Sakarya Meydan Muharebesi’ne (23.08-13.09.1921), 1922 yılında da (Ağustos 1922 ayında Küçük Asya Ordusunun Anadolu’dan yenilmesi ve geri çekilmesi sırasında komuta ettiği) 3.  Kolordu’nun komutanlığına getirilmiş, Anadolu’da yaşanan hezimet nedeniyle ordu birimleri arasında geniş bir katılımla gerçekleşen ve 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan ve Eylül 1922 Devrimi’nin başlamasının ardından 17 Ekim’de görevden alınmış ve  Altılar Davası’nda  ifade vermiş, 1923 yılında da ordudaki görevinden emekli olmuştur.  

[9] Kimon Diyenis (1871–1945), Yunan kara ordusu subayı ve generali. 1920 sonunda Küçük Asya’daki 13. Piyade Tümeni Komutanlığına atanmış, 1921 yılında İnönü Muharebeleri ve Sakarya Muharebesi’nde görev yapmış, 1922 yılında tümgeneral olarak Küçük Asya’daki 2. Kolordunun komutanı olmuş,  Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin ardından  Türklere esir düşmüş,  Yunanlıların Küçük Asya Felâketi’nden sonra 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan Eylül 1922 Devrimi’nin ardından ordudan ihraç edilmiştir.

[10] Amiral Mark Lambert Bristol (1868-1939), ABD Deniz Kuvvetlerinde tuğamiral, rütbesine yükselen ve bu sıfatla aktif ve muharip görevlerde bulunan bir deniz subay ve amirali. Aynı zamanda, 1919-1927 arasındaki kritik geçiş döneminde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde, ülkesini Yüksek Komiser sıfatıyla temsil görevini üstlenmişti.

[11] Toklu Sivrisi, Afyon’a bağlı, Afyon’un il merkezinin 5 km batısında bir yerdir.

[12] Afyon iline 5 km mesafede ve Uşak ilinde Banaz’ın doğusunda bir dağ olan Kaplangı Dağı, Dumlupınar’ın güney batısı ve Banaz’a bağlı bir köy olan Halaçların da güneyindedir.

[13] Diplomaside ‘yüksek komiser’ rütbe ve rol bakımından büyükelçiye eşdeğer kabul edilir.

[14] Sir Horace Rumbold (1869-1941) bir İngiliz diplomat olup 17 Kasım 1920’de Amiral Sir John de Robeck’in yerine İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliğine atanmış, İngilizlerin İstanbul’u boşaltmasından itibaren de İstanbul’da İngiltere büyükelçisi olarak bulunmuş, 1924 yılında da Madrid’e büyükelçi olarak atanmıştır. 

[15] Londra Konferansı: I. İnönü Muharebesi sonrasında Batı Anadolu’da Yunan ilerlemesinin durdurulması üzerine Sevr Barış Antlaşması’nın hükümlerini tâdil etmek üzere İtilaf Devletleri ile Yunanistan ve TBMM Hükûmeti temsilcilerinin katılımıyla 23 Şubat 1921 tarihinde Londra’da toplanan konferansta herhangi bir sonuca ulaşılamamıştır.

[16] Venedik Konferansı: Büyük Taarruz öncesi ve sonrası özellikle İstanbul basınının ilgisini çeken en önemli konu, 23 Şubat 1921 tarihinde toplanan Londra Konferansı’nın sonuçsuz kalması nedeniyle yeni konferansın nerede, ne zaman, kimlerle toplanacağı, hangi konuları görüşeceği sorularında yoğunlaşmıştır. Londra Konferansının sonuçsuz dağılması üzerine, yeni konferansın Venedik’te toplanacağı haberleri verilmeye başlanır. Ağustos 1922 ayının sonuna doğru, konferansın Ekim’de toplanabileceğine kesin gözle bakılmaya başlanır. Büyük ümitler bağlandığı görülen konferanstaki belirsizlik; büyük devletlerin kendi aralarında bir türlü anlaşamamaları, karşılıklı notalarla zaman harcamalarından ileri gelmektedir.

[17] Efzun Alayı: Yunanistan kara kuvvetlerinin muharip birliklerinden biridir. Efzunlar bugün ağırlıklı olarak tören kıtası görevi yaparlar. Efzun Alayı 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkan Yunan kuvvetleri arasındaydı. Bu alay Yunan Ordusunda Özel Kuvvetler Alayı olarak, her zaman en kanlı ve en önemli savaşlarda yer almıştır.  Kasım 1919 ayına kadar İzmir ve çevresinde kalan bu alay, bu tarihten sonra İtilaf Devletleri Yüksek Konseyinin, Yunan Ordusunun Yunan işgâl bölgesi sınırlarının ötesine ilerlemesine izin vermesiyle birlikte ileri harekâta iştirak etmiş birçok bölgede Yunan işgâllerine destek vermiştir. Efzun Alayı, II. İnönü Muharebesi’ne (23.03-01.04.1921) ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde (10-24.07.1921) Afyon’un işgâline iştirak etmiştir. Büyük Taarruz’un ardından 30 Ağustos’taki büyük yenilgiden sonra hızla geri çekilen Yunan kuvvetleri ile birlikte bu alay da 15 Eylül’de Çesme (İzmir)’den gemiyle Sakız adasına kaçmıştır.

[18] Aslıhanlar, Kütahya’nın güneyindeki Aslanapa ilçesine bağlı bir köydür.

Kaynak

Makale, İrfan Paksoy’un “Büyük Taarruz Destanı” isimli (basılmamış) eserinden derlenmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir