Elazığ Uzun Çarşı

“Elazığ  uzun çarşı
Dükkanlar karşı karşı
Sevmişim alacağım
Dosta düşmana karşı.”
Elazığ Türküsü

Biz ‘mecburiyet caddesi’ derdik aramızda Gazi Caddesi’ne. Dükkanların karşı karşıya olduğu ‘uzun çarşıdan’ kasıt bu cadde üzerindeki çarşı olsa gerek. Gazi Caddesi hem cadde hem çarşının kendisidir çünkü. Bütün taşra şehirlerinde bir ‘mecburiyet caddesi’ vardır mutlaka. Bu tanımlama kimi zaman bir bıkkınlığın, bir sıkışmışlığın dışavurumunu ifade etse de aslında bir vazgeçilmezliği, iflah olmaz bir görme arzusunu ve bir bağlanmışlık hissini de bağrında taşımaktadır. Elazığ’a gitmek veya ‘çarşıya gitmek’ bir anlamda Gazi Caddesi’ne gitmektir. Gazi Caddesi’ni boydan boya bir defa turlamamış iseniz şehri gezmiş veya şehirde dolaşmış olamazsınız  Elazığ’da. Bu böyle bilinir, dile getirilmese de böyle inanılır.

“Gazi Caddesi, İzzet Paşa Camii önündeki caddeden batıya doğru uzanan caddenin adıdır. Harput şehrinin, ‘mezre’ denilen bugünkü yerine 19. yüzyılda taşınmasını müteakip, 1896’ da inşa edilen Hükümet Konağı, 1932 yılında hizmete açılan Belediye Binası ve 1934’te hizmete açılan Elazığ Halkevi’nin (Elazığ Öğretmenevi) bu cadde üzerinde bulunması ayrıca 1928’de yapılan Tarihi Kapalı çarşının caddeye yakınlığı nedeni ile bu cadde zamanla gelişerek çarşı ve şehrin merkezi olmuştur.” 1

Gazi Caddesi şehrin kalbi ve şehirdeki yaşamın atardamarıdır. Elbet sadece iktisadi noktada şehrin ana membaı olmasından mütevellit bir kabul değil bu. Şehrin kültürel ve toplumsal serencamının mücessem şeklidir  aynı zamanda Gazi  Caddesi. Geçmiş ile gelecek, eski ile yeni, sükûnet ile hareket bir arada ve iç içe  geçmiş. Ve kendine has bir ağırlığından, nevi şahsına münhasır bir tesirinden bahsetmek abartı olmaz asla.

Şehirler ve şehirler  ile özdeşleşmiş mekanlar ile insanlar arasında sağlam bağlar mevcuttur. Modern dünyanın keşmekeşi içinde bu hal  bir istihza unsuru muamelesi görse de  insanoğlunun mekan ile  ve şehir ile kavga ve sevdası bitmez hiçbir zaman. Kişiyi kendine çeken, bağlayan mıknatısları, görünmez çekim güçleri var şehirlerin. Kıyıda köşede durmalara, uzaktan bakmalara  tahammülü yok  şehrin. Sarıp sarmalamak, kuşatmak ister ve başarır bunu bir şekilde her defasında.  “Şehirler kulağınıza küpe takar. Parmaklarınıza çentik atar. Dillerinize işaret koyar. Alnınıza mührünü basar. O mührün kocaman iziyle birlikte izin verir sokaklara dağılmanıza. Artık o şehirlisinizdir.” 2 Bu ilişkiyi bir aşk ilişkisine benzetir ve “Şehirler son derece kıskançtırlar” der ‘Asyalı Ozan’ Metin Önal Mengüşoğlu. “Ellerinden kaçacağını sezdiği bireyinin görünen yerlerinden birine öyle işaretler koyar, mühürler basar ki (şark çıbanı gibi) insan yüzünü kazısa bile o izden kurtulamaz.” 3

Bu izlerin içinde türkülerin önemli bir yeri vardır elbet. Bu anlamda Harput/Elazığ türkülerinin halk  kültürü içindeki  ayrıcalıklı konumundan bahsetmek gerekir. Fikret Memişoğlu Halk müziğinin beşiği Harput’tur“4 der. Elazığ/Harput türküleri üzerine kapsamlı bir araştırma yapmış olan Tahir Abacı ise, Elazığ/Harput müziğini Anadolu’nun diğer yörelerinden görece farklı biçimde bir yöre müziği olarak değerlendirir ve yüzyıllardan  süzülüp gelen bir zenginlik olarak tanımlar. “Harput-Elazığ yöresi, folklor bakımından yüzyıllardan süzülüp gelen bir zenginliğe sahiptir. Ancak bu zengin folklorun asıl özgün yönünü Anadolu’nun diğer yörelerinden görece farklı biçimde yöre müziği oluşturmaktadır. Geleneksel birikimi, incelmiş yapısı, ezgisel (melodik) zenginliği ve çeşitliliğiyle yöre müziği, geleneksel halk müziğinden belli farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık, icra tarzından çalgılara kadar yansımaktadır.” 5

Tahir  Abacı’ya göre bir sentez müziğidir Elazığ/Harput müziği. Hem halk müziğinden hem de divan müziğinden (sanat müziği) ilmekler alarak ve dahası yerelden evrensele bir güzergahta farklı musikilerin tarz ve muhtevalarını bünyesine taşıyarak devasa bir zenginlik ve ilginçlik kazanmıştır. Bu noktada elbette müzik kadar müzik kültüründen de bahsetmek gerekir. Bu gelişkin sentezi ve zenginliği besleyip büyütebilecek ve geleceğe taşıyabilecek bir kültürel iklimin mevcudiyeti ve gerekliliği yadsınamaz bir hakikattir.

“Harput müziğinin, hangi inanç kesiminden olursa olsun, hangi etnik kökenden gelirse gelsin her tür insana seslenen, herkesi kucaklayabilen, evrensel, lirik temaları kullanan bir yapısı var. Çeşitli kavimlerin , çeşitli toplumsal kesimlerin, çeşitli coğrafyaların katkısıyla ortaya çıkmış, gelişkin bir sentez müziği. Hem halk müziğinde, hem Divan müziğinden ilmekler almış, bir yandan hafızlar eliyle, öte yandan işret aleminde yer alanlar eliyle geliştirilmiş, ilginç bir müzik. Müziğin gelişebilmesi için sadece üretilmesi yetmez, ayrıca ortam ve çevre de gerekir. Müzik, bu açıdan da Harput’ta uygun bir ortam bulabilmiş. Orada usta icracılar kadar, onları dinleyen titiz kulaklar da önemli katkılarda bulunmuşlar.” 6

Halk müziğine kaynaklık eden halk şiiri formel yapısını dörtlük üzerine  bina etmiştir. Hece taşları ile örülen arı duru dörtlüklerde çoğunlukla söylenmek istenen duygular üçüncü ve dördüncü mısralarda yer bulur kendine. İlk iki mısra dolgu mısralar olup, sonradan söyleneceklere yol aralama babında girizgah mahiyeti taşırlar . Bu hususu Tahir Abacı Harput müziği özelinde şöyle değerlendirir. “Harput-Elazığ türkülerinde doğa motifi , mutlaka sevda temasına dayanır. Daha doğrusu türkü deyişleri söze doğa ile başlar ve konuyu sevdaya, sevgilinin hallerine, ayrılığın getirdiği çeşitli durumlara bağlar. Tıpkı çeşitli toplumsal durumlar gibi, doğa öğesini de ancak giriş dizelerinde, yani “doldurma” dizelerde somut biçimde görürüz. Ancak bu dizeler anlamsız değildir ve yöre halkının hayat pratiğinin yansımasıdır.” 7 ‘Elazığ uzun çarşı’ türküsünün sözlerine bu noktadan baktığımızda görürüz ki esas dile getirilmek istenen, dost düşman herkese duyurulmak istenen “sevmişim alacağım/dosta düşmana karşı” meydan okuyuşudur. Aşktan mütevellit gözü karalık türküye damgasını vurmuştur.

Aşk insanın kendi benliği kadar dost ve düşmana karşı da verdiği bir mücadelenin, varlık yokluk kavgasının adıdır hakikatte. Ne pahasına olursa olsun vuslatı hedefleyen, olmazsa uğrunda ölümün göze alındığı bir mecnunluk hali. Zaten sıradan bir sevgi ve bağlılığı aşk mertebesine ulaştıran ruh haline böylesi bir esriklik ile varılabilir. Yoksa türkünün ikinci kıtasında ifade edilen korkuyu anlayabilmek, izah edebilmek mümkün değildir.

“Elazığ’da bir oda
Ay giriyor buluda
Korkaram düşem ölem
O yar beni unuta.”

Ölmekten değil de yâr tarafından unutulmaktan, yârin gönlünden silinmekten korkan bir insan benliğini sevdası yoluna kül eylemiş, kendi varlığından feragat etmiş, canını sevdiğinin uğruna feda etmiş bir kişidir.

Tahir Abacı, bu türküyü Harput ahalisi Elazığ’a taşındıktan sonra yakılmış bir uşşak türkü olarak tasnif edip yörede bu tarz türkülere ‘şıkıltım’  denildiğini yazar ve şıkıltımın tarifini de yapar. “Tempoları hızlı, hareketli türkülerdir şıkıltımlar. Bunlar, oyunlara geçişi hazırlayan türkülerdir aynı zamanda. Tempo tutmaya uygun olan şıkıltımlarda neşeli, coşkulu bir içerik de bulunur…” 8 Ayrıca “şıkıltımlara ezgili okunuşta çeşitli söz katmaları da yapılır. Bu söz katmaları hem ritmi zenginleştirir, hem türkünün anlamını daha belirgin kılar.” 9 Bu söz katmalarına bahsi geçen türkünün farklı varyantlarında da rastlamak mümkün. Harput müziği bu anlamda da zengin bir hazineye sahip olup, esnek bir icraya  imkan sağlamaktadır.

Gazi Caddesi’nden yola çıkıp Harput Müziği üzerine mülahazalara demir attık. Aslında bu ikisinin yok birbirinden farkı. Çünkü Gazi Caddesi bu müziği de içine alan zengin bir kültürün mücessem sergi alanıdır aynı zamanda. Gazi Caddesi’nde bir tur atmak, caddeyi baştan sona geçip geri dönmek, turlarken onlarca dosta, ahbaba rastlayıp selamlaşmak iflah olmaz bir tutkudur her Elazığlı için. Her ne kadar yaşı kemale erenler “Nerde o eski Gazi Caddesi” hayıflanmalarıyla yitip giden maziden  ve o maziyi anlamlı kılan değerlerden bahsedip  bu günden ve bu günün cümle getirip götürdüklerinden şikayetlerini uluorta dile getirseler de yeni neslin yaşanılan zaman ile  ve bu zamanın kazandırdıkları ile bir alıp veremediği yok. 

Türküleri ‘tarihin atardamarı, halkın kalp atışları’ olarak değerlendiren Metin Önal Mengüşoğlu “Hafızaların kadim defterinden her şey silinse türküler silinmez.” 10 der. Geçen zaman ve farklılaşan yaşam her noktada insanoğlunun önüne  farklı imkân ve zenginlikler çıkarmaktadır. Bu anlamda mazinin zengin mirasını bu imkanlarla geleceğe taşımak, kültürel mirasın kökleri üzerine geleceğe dallar uzatmak yeni nesillerin görev ve sorumluluğudur. Bu zenginliğin içinde yoğruldukça ve bu sorumluluğu yüklendikçe güçlenecektir yeni nesil…

Fadıl KARLIDAĞ

Kaynaklar

1-http://elaziggezi.com
2- Harput Şehrengizi-Metin Önal Mengüşoğlu-Okur Kitaplığı-s. 15
3- A.g.e-s.17
4- Elazığ-Harput Türküleri- Osman Yücesu (Basılmamış Yüksel Lisans  Tezi)- https://tez.yok.gov.tr
5-Harput/Elazığ Türküleri (İnceleme)-Tahir Abacı-Genişletilmiş –Ekli 2. Baskı-İkarus Yayınları-s. 39
6- A. g.e. -s.172
7-A.g.e- s.124
8-A.g.e.-s.85
9-A.g.e.-s.138
10- Harput Şehrengizi-Metin Önal Mengüşoğlu-Okur Kitaplığı-s. 65

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir