Harp, politikanın başka vasıtalarla devamıdır. Propaganda da gerek savaş, gerekse de barış döneminde hasım, ihtilaf ya da gerginlik içinde olunan ülkenin politik, ekonomik, askerî ve benzeri şekillerde manevra alanını daraltmak için başvurulan etkili bir yöntemdir. Bu çerçevede Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı Devleti’ne karşı bilhassa İngiltere, Çarlık Rusyası ve Fransa tarafından çıkarları için manipüle edilen ve kullanılan Ermeniler, 1970’li yıllardan itibaren de bahse konu savaş döneminde yapıldığı iddia edilen sözde soykırım iddialarına birçok Batılı Devletler nezdinde muhatap buldukları gibi kimi zaman da bu asılsız iddialar kimi Batılı devletler tarafından da alınan parlamento kararlarıyla Türkiye’yi politik olarak sıkıştırmaya yönelik bir enstrümana dönüşmüştür.
28 Temmuz 1914 tarihinde başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın üçüncü yılında Kafkas Cephesinde genel bir çatışmazsızlık hâli söz konusu olmuştur denebilir. 13 Mart 1917 tarihinde Çarlık Rusyasının başkenti Petrograd’da gerçekleşen ve Çarlık Monarşisinin yıkılmasıyla sonuçlanan Menşevik Devrimi’nin ardından Rusya genel bir istikrarsızlık içine girmiş, yedi ay sonra o dönemde Rusya’da kullanılmakta olan Julyen Takvimine göre 25 Ekim 1917 (Gregoryen Takvimine göre de 7 Kasım 1917) tarihinde gerçekleşen ve Ekim Devrimi olarak bilinen gelişmelerin ardından Rus Kafkas Ordusunun firarlar ile Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde işgâl ettiği yerleri boşaltmasıyla Rus Kafkas Cephesi çökmüş, gerek bu durum gerekse de eşzamanlı olarak Kafkasya’da meydana gelen gelişmeler Türkler adına avantaj oluşturmuştur.
4 Aralık 1917 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Mütârekesi’nin ardından 20 Aralık 1917 tarihinde Bolşevik Rusya ile Merkezî Devletler temsilcilerinin katılımıyla Brest-Litovsk’ta barış müzâkerelerine başlanmıştı. Bu sırada Kafkas sınırında, Rus işgâli altında bulunan bölgelerdeki Müslüman ahâlinin durumu da iyi değildi.
Ocak 1918 ayı başında Doğu Anadolu’daki Rus birlikleri tamamen Kafkasya’ya çekilmiş durumdaydı. Bu cepheyi boşaltan Rus askerlerinin yerini ise aynı zamanda onların silahlarını ele geçiren Ermeni birlikleri almıştı. Bu birliklerden başka bölgedeki asayişi korumak maksadıyla silahlı Ermeni milis teşkilâtı da kurulmuştu. Rus birlikleri tarafından boşaltılan yerlerdeki mahallî idarelere de Rus askerî makamlar tarafından Ermeni memurlar tayin edilmişti. Bu dönemde her ne kadar Brest-Litovsk’ta barış görüşmeleri devam ediyor ise de, Rusların Doğu Anadolu’da boşalttıkları yerleri Ermenilere vermeye yönelik bu icraatları, işgâl altındaki bu yerleri Osmanlı Devleti’ne iade etmemeye yönelik niyetlerinin ifadesiydi. Bu arada Rus Ordusundaki Antranik Ozanyan komutasındaki Ermeni Gönüllü Birlikleri de “Batı Ermenistan Geçici Hükûmeti”ni ilan etmişti.
Brest-Litovsk’ta barış görüşmeleri devam ederken Bolşevik yönetimi tarafından 11 Ocak 1918 tarihinde kabul edilen ve 13 Ocak’ta da Petrograd’da Pravda Gazetesi’nde Lenin, Stalin, Bonç-Brueviç ve Gobunof imzalı olarak yayımlanan “13 No’lu Kararnâme” kimi kaynaklarda da “Ermenistan Kararnamesi” olarak bilinir. Bu bildiri, Rus işgâli altındaki Doğu Anadolu’da Rus kuvvetlerinin, Ermenileri silahlandırdıktan sonra kesin olarak Türk topraklarından çekileceklerini ortaya koymaktaydı. Bu bildiriyi takiben Doğu Anadolu’da Ermenilerin Müslüman ahâliyi kasıp kavuran zulümleri daha da artmıştı. Bölgedeki elim olaylar bir Rus muhabirinin kalemiyle (sadeleştirilmiş hâliyle) şu şekilde ifade edilmişti:
“Kafkas sınırında Türklerden zapt edilen yerlerdeki Müslümanların hâli çok kötü ve her türlü yardıma alabildiğine muhtaç olduklarını herkesçe bilinmektedir. Ancak bu acıklı durumları ve yardıma ihtiyaçları zaman geçtikçe dehşet verici şekilde ilerlemektedir. Bunların pek çoğu yersiz, yurtsuz açlıktan kırılıp bittiler. Türklerden alınan yerlerdeki şimdi Rusya tebaası addedilen Türkler, Kürtler, İranlılar ve diğer ufak tefek Müslüman milletlerin çoluk çocuğu geçen kışta soğuktan fevkalâde ıstırap çektiler ve kayıp verdiler. Yurtları, yerleri tahrip edilen biçâre Türkleri, – 30-35 derece soğukta asker zeminliklerine tepelerindeki bacalar etrafında dörder beşer toplanıp oradan çıkan sıcak dumandan istifade edecek dereceye düşmüşlerdir. Burada soğuktan donup ölenler veya el ve ayak gibi organlarını donduranlar sınırsız ve sayısız idi.
Köpeklerden artan kemikleri kemiren at, öküz, deve leşlerini yiyerek kışı geçirdikleri gibi bu felâket arz eden durum şimdi de devam etmektedir. Kızaklar, askerler ve nakliye kolları ve özellikle Ermeniler tarafından gasp ve yağma ve tahrîp, çok acımasız bir şekilde devam ediyor. Ermeniler, Müslümanların çocuklarını, kadın ve kızlarını zorla alıyorlar. Çocukları zorla Ermenileştiriyorlar. Bunların saldırganlıklarından hiç bir kadının ırzı emniyette kalamıyor.
Aralarında her türlü zührevî hastalıklar çok yayılmıştır. Tabii yardıma son derece muhtaç hâlde bulunuyorlar. Son zamanda Ermeniler Müslümanlara karşı düşmanlıklarını artırmaya başladılar. Kürtler ile İranlıları, hükûmet tarafından tutuklatarak evlerini yağma ve zapt ediyorlar. Çok yerlerden Müslümanlar kaçmaya mecbur oldular. Vatanlarını terk ettiler. Asker oturan bir köy veya şehre, karnını doyurmak için gelen Müslümanları casus diye Ermeni gönüllüleri tutukluyorlar. Ermeniler, Müslümanlar aleyhinde fesatça hareketlere devam ediyorlar. kandırmak ve Müslümanlar hakkında hükûmet nezdinde olumsuz bir bakış açısı oluşturmaya çalışıyorlar. Ve çok yerlerde bunu başarıyorlar da.
Ermeniler, hükûmet nezdinde Müslümanları silahlanmak ve Türklere casusluk etmekle itham ediyorlar. Meselâ bir süre önce Erzurum’da dikkat çekici olaylar ve kan dökülmeler oldu. Bunlar gazetelerde yazılmış ve Müslümanlara karşı bir fesaddan ibaret olduğu ispat edilmişti. Şimdi de Hasankale’de bu fesat devam etmektedir. Hınıs’da açılan Müslüman Cemiyet-i Hayriyyesi (hayır derneği), bizim elimizdeki Anadolu Müslümanlarına erzak dağıtımına yetim ve fakirleri doyurmaya çalışmaktaydı. Hınıs etrafında pek çok fukara ve muhtacın ihtiyaçlarını gidermek için şu Müslüman dârü’lâcezesine (yaşlılar kurumuna) iltica etmişlerdir. Bunların toplandıklarını gören Ermeniler düşmanlıklarına son veremeyerek sokaklarda Müslümanlara saldırmaya ve onlara şiddet uygulamaya başladılar.
Can çekişen hastalar, ağır yaralılar ile Hasankale’nin içi ve civarı ağzına kadar doldu. Müslümanların malları, emlâk ve akarları (gelir getiren mülkleri) talan ve yağma olundu. Yağmacılar tarafından çoluk çocukları esir alındı. Pek çok masum insan Ermeniler tarafından tutuklanarak Rus hükûmetine teslim edildi.
Yerli Rus ve Ermeni tercümanları, müşteki Müslümanların ifade ve cevaplarını kasten aşağılıyorlar ve değiştiriyorlar. İslâmların ceplerine, eşyalarına arasına kasten yazdırılmış kağıtlar koyarak sanki teftiş sonucunda Müslümanların cebinde bulmuş olmak suretiyle Rus hükûmetine veriyorlar. Bugün Hasankale Hapishanesi zavallı Doğu Anadolu Müslümanları ve yerli Erivan Müslümanları ile doludur.
Ermenilerin Müslümanlara baskı ve eziyetleri dayanılmazdır. Zavallı Müslümanların hâl ve geçimleri çok fena ve tahammül edilemez durumdadır. Onları korumakla sorumlu olan yerel Rus yönetimi tarafından hiçbir güne maddî ve manevî yardım yoktur.
Hasankale İslâm Cemiyyet-i Hayriye ve Darü’l-âcezesi’nin Müdürü Canik Efendi, Bataş Müslümanlarını koruduğundan dolayı Ermenilerin ölüm tehditlerine mâruz kalarak hükûmetten biraz muhafız asker almıştı. Ancak o da çok sürmedi Hınıs’a gitti. Özetle Doğu Anadolu Müslümanlarının hâlleri perişan, çok perişan, karınları aç, kendileri çıplak ve sefil, her türlü maddî ve manevî yardımdan yoksun ve mazlum bir hâldedirler. Evleri kendi ellerinden alınmış mescid ve medrese ve başka kutsal yerleri aşağılanmıştır. Otuz milyonluk Rusya Müslümanlarının kaç yüz bin rublelik yardımları de bir damla kadar etki gösterememektedir.
Kadın ve kızların namus ve iffetleri Hristiyanlar tarafından çiğnenmiş ve çiğnenmekte ve birçokları Hristiyanların şevk ve eğlenceleri uğrunda kurban kılınmış ve kılınmaktadır. Her türlü salgın hastalıklar bir kıvılcım ateşi hızıyla yayılmaktadır. Doğu Anadolu Müslümanlarının durumu son derece dikkat çekici ve merhamete muhtaçtır. Bunların çektiklerini bir Allah’tan başka hakkıyla ifade edecek yoktur. Onların ah ve vahlarını duyan, işiten gören yok… Açlıktan, sefâletten kurtulmak ümidiyle hizmet ederlerse hizmet bedelleri verilmiyordu. Şikâyetlerini dinleyen sorumlu makam yok. Kafkas gazetelerinde yazıldığı üzere bütün Kafkas Müslümanları ile Ermeniler arasındaki düşmanlık gittikçe alevleniyor. Ermeniler silahlanmakta devam ediyorlar.
Ermeniler, Rusya’dan hüküm sürmesi gereken hürriyet, vicdan, adalet, eşitlik esaslarına rağmen İslâmların aleyhine şiddetli bir birlik hâlinde harekete devam ediyorlar. Ermeniler Doğu Anadolu içlerine ve Kafkasya’nın diğer yerlerine Ermeni çeteleri, Ermeni askerî bölükleri, Gönüllü Alayları oluşturarak gönderiyorlar. Bunlardan maksatlarının ne olduğu belli değildir. Fakat herhangi iyi bir niyet olmasa gerektir”
Bizzat Rus gazetesinde yayımlanan bu haber, Ermenilerin Doğu Anadolu’daki faaliyetlerini ve bölge halkının acıklı durumunu en iyi şekilde ortaya koyuyordu. Rusya’nın gazetelerde böyle bir habere yer vermesini, Ermenileri millî idealleri uğrunda destekleyen devlet olarak vasıflandırdığı için oldukça ilgi çekici bir olay olarak değerlendirmek gerekir.
Bölgeyi Rusların boşaltması üzerinde bölgede idareyi ele alan sözde Batı Ermenistan geçici Hükümeti emrindeki Ermeni birlikleri ve onlardan cesaret alan Ermeni milislerin ve Ermeni çetelerin bölgedeki Müslüman ahaliye yaptıkları vahşet ve katliam konusunda Brest Litovsk’ta devam eden barış görüşmeleri kapsamında Rusya temsilcileri nezdinde yapılan girişimler sonuçsuz kalınca Başkumadanlık Vekaletinin emri üzerine 3. Ordu birlikleri tarafından 12 Şubat 1918 tarihinde katliamı durdurmak, kaybedilen ve işgal altındaki vatan topraklarının kurtarmak maksadıyla başlatılan askerî harekat sonucu 24 Mart’ta savaşın başındaki sınırlara, 30 Nisan’da da 1878 sınırlarına ulaşılır.
Osmanlı vatandaşı olan Ermeni çete ve silahlı milisler ile Rus vatandaşı olan Ermeni çete, silahlı milis ve askerî birliklerin Kafkas Cephesine mücavir alandaki vahşetleri elbette ki 1917 yılı sonu ve 1918 yılı başındaki vahşet katliamlarla sınırlı değildir. Mart 1915 ayında Van kırsalında başlayan Ermeni Ayaklanmasının ivme kazanmasıyla Müslüman ahaliye karşı vahşetin boyutları da artmış Nisan ve Mayıs aylarında Van’da bu durum katliama varmıştır. Ruslar’ın 16 Mayıs’ta Van’ı işgâl ettiklerinde kentte Ermeni çete, silahlı milis ve askeri birliklerin yaptıkları katliamı durduracak herhangi bir güç de kalmamıştı.
Harp, politikanın başka vasıtalarla devamıdır. Propaganda da gerek savaş, gerekse de barış döneminde hasım, ihtilaf ya da gerginlik içinde olunan ülkenin politik, ekonomik, askeri ve benzeri şekillerde manevra alanını daraltmak için başvurulan etkili bir yöntemdir. Bu çerçevede Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı Devleti’ne karşı bilhassa İngiltere, Çarlık Rusyası ve Fransa tarafından çıkarları için manipüle edilen ve kullanılan Ermeniler, 1970’li yıllardan itibaren de bahse konu savaş döneminde yapıldığı iddia edilen sözde soykırım iddialarına birçok Batılı Devletler nezdinde muhatap buldukları gibi kimi zaman da bu asılsız iddialar kimi Batılı devletler tarafından da alınan parlamento kararlarıyla Türkiye’yi politik olarak sıkıştırmaya yönelik bir enstrümana dönüşmüştür. Tarihi başkalaştırarak siyasete alet eden bu uygulamaların bir yenisi de (9 Nisan 2019 tarihinde ABD Senatosu’na getirilen ve sekiz ay bekletildikten sonra) 12 Aralık 2019 tarihinde ABD Senatosu tarafından alınan sözde soykırım kararıdır.
Türkiye’nin tarihin tarihçilere bırakılması, Ermeni iddialarının da arşivler üzerinden incelenmesine yönelik iddiaları bu konuda haklılığını tescil edebilecek hususlardır ama ve dış dünyada bağlamından kopartılan bu konu politik bir enstrümana dönüştürülmüş olduğu için Türkiye’nin makul önerileri uygun ve etkili bir zeminde muhatap bulamamaktadır.
Bir ülkenin hâriçteki gücü dâhildeki gücünden azâde değildir. Bu itibarla dâhilde güçlü olan bir ülkenin bu gücünün diplomasisine ve uluslarası camiadaki itibarına da katkı sağlayacağı izahtan vârestedir. Türkiye ile ihtilaf içinde olan çevrelerin ve ülkelerin bu konudaki politikalarının süregideceği aşikâr olmakla birlikte Türkiye’nin güçlü bir ekonomi ve demokratik nizamı ile, kendisini politik olarak sıkıştırmaya yönelik bu kabil dış politik hamlelerin ve etkilerinin görece azalacağı, konuya ilişkin Türkiye’nin bu zamana dek dile getirdiği haklı tezlerinin ve çözüm önerilerinin daha çok muhatap bulacağı ve kabul göreceği değerlendirilmektir.
Konu hakkında Türkiye’nin farklı kurum ve kuruluşları tarafından gerek iç kamuoyunun gerekse de uluslararası kamuoyunun sağlıklı bir şekilde aydınlatılması için yapılan çalışmalar kapsamında Türkçe ve yabancı dillerde birçok değerli çalışmalar yapılmış ve basılmıştır. Bu çerçevede TBMM tarafından da bu zamana dek aynı maksada yönelik olarak Türkçe ve yabancı dillerde birçok eserler (İsmet Binark, Ermeniler’in Türklere Yaptıkları ezalim ve Soykırımın Arşiv Belgeleri, TBMM 2001; İsmet Binark, Genocidul şi atrocitatile armenilor impotriva turcilor reflectate in documente de arhiva, TBMM 2002; İsmet Binark, Archive documents about the atrocities and genocide inflicted upon Turks by Armenians, TBMM 2002; İsmet Binark, Osmanlı’nın Son Döneminde Ermeniler, TBMM 2002; Türkkaya Ataöv, The Armenians in the Late Ottoman Period, TBMM 2002; Hikmet Özdemir, Türk-Ermeni İhtilafı: Makaleler, TBMM, 2002; Hikmet Özdemir, Ercan Durdular, Ali Hakan Velidedeoğlu; Veyis Karakuş, Türk-Ermeni İhtilafı: Makaleler, TBMM 2007; Hikmet Özdemir, Yusuf Sarınay, Orhan Avcı, Ali Birinci, Ayşe Doğancı, Wendy Kasap, Sadi Çaycı, Türk-Ermeni İhtilafı Belgeler Turkish-Turksh Armanian Conflict Documments, TBMM 2007; Aziz Akgül, Ermeni Meselesi ve Doğrular, TBMM 2007; Hikmet Özdemir, Ermeni İddiaları Karşısında Türkiye’nin Birikimi, TBMM 2008) basılmış ve yayımlanmış, 24 Mart 2005 tarihinde de TBMM Eski Senato Salonunda ABD’li tarihçi Prof.Dr. Justin McCarthy tarafından “Ermeni Sorunu Gerçeği” konulu bir konferans verilmiş, akabinde de bu konferansın metni TBMM tarafından “Ermeni Sorunu Gerçeği – Konferans – Conference on the Reality of the Armanian Question” başlıklı eser olarak basılmış ve yayımlanmıştır.
İrfan PAKSOY
Faydalanılan Kaynaklar
-; Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, 1914-1918, C. I, Gnkur. Bsmv. Ankara 2005.
-; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı, C. II, Gnkur.Bsmv., Ankara 1993.
Bashanov, Mihail; Türkiye’de Ermeni Meselesi-Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri, (Çev. Prof.Dr. İlyas Kerimoğlu), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2019.
Binark, İsmet; Ermenilerin Türklere Yaptıkları Mezalim ve Soykırım Arşiv Belgeleri, TBMM Yayını, Ankara 2007.
Gürün, Kâmuran; Ermeni Dosyası, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1988.
Karabekir, Kâzım; Ermenilerin Yaptığı Soykırım 1917-1920 Arasında Erzincan’dan Erivan’a Ermeni Mezalimi, Truva Yayınları, İstanbul 2019.
Karabekir, Kâzım; Birinci Cihan Harbine Neden Girdik, C. 4, Emre Yay., İstanbul 1994.
Kurat, Akdes Nimet; Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1970.
Öke, Mim Kemâl; Ermeni Meselesi, Aydınlar Ocağı Yay., İstanbul 1986.
Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.
Selvi, Haluk; “Birinci Dünya Savaşı Sırasında Doğu Anadolu’da Ermeni Faaliyetleri”, HYPERLINK “http://www.satemer.sakarya.edu.tr/pdf/BirinciDunyasavasiermpolitikalari.pdf”http://www.satemer.sakarya.edu.tr/pdf/ BirinciDunyasavasiermpolitikalari.pdf, Erişim Tarihi: 10.10.2014.
Şahin, Enis; Diplomasi ve Sınır Gümrü Görüşmeleri ve Protokolleri 1918, 1. Baskı, Yeditepe Yay., İstanbul 2005.
Yarbay Tverdohlebov, Gördüklerim Yaşadıklarım (Erzurum 1917-1918), Gnkur. Bsmv., Ankara 2007.
Yavuz, Nurcan;“Doğu Anadolu’daki Ermeni Mezaliminin Brest-Litovsk Barış Görüşmelerinde Protestosu”, “http:// dergiler.ankara. edu.tr/dergiler/45/814/ 10333. pdf” http://dergiler.ankara.edu.tr/ dergiler/45/814/ 10333.pdf. Erişim Tarihi: 15.11.2013.
Yılmaz, Veli; Türk-Ermeni Sorununun Tarihî Gelişimi, Harp Akademileri Bsmv., İstanbul 1993.

Son Yorumlar