Geçtiğimiz günlerde “Kırkikindiler Bittiğinde” adlı bir romanınız yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Romanınız, “Dışarıda dünden kalma bir yağmurun dalgınlığı vardı. Doğru dürüst uyunmamış bir gecenin bungunluğu.” cümleleriyle başlıyor. Bu cümlelerden anlaşılacağı üzere şiirsel, duygu yoğunluğu yüksek, tasvirlerle ve kişileştirmelerle dolu, sayfalar boyunca okuyana yağmurun eşlik edeceği bir metin bekliyor bizleri. “Kırkikindiler Bittiğinde” romanını yazmak için hangi olaylar, görüntüler, duygular etkiledi sizi? Baştan sona hüzün kokan bu metni kaleme almanızı sağlayan motivasyon neydi? Neler söylersiniz?
Uzun zamandır aklımda olan bir romandı. Zamanını bekledi. İlhan’ın hikâyesinin bir bölümünü çok çok önceden Kurutulmuş Gül Mevsimi adlı öykü kitabımda anlatmıştım. Ama onun hikâyesi bir öykünün sınırlarını aşacak boyuttaydı ya da zaman içinde ben öyle olduğunu düşündüm. Beni sık sık ziyaret eden, aklımı zorlayan ve ses vermek isteyen bir karakterdi İlhan.
Biz yazarların ortak sorunlarından birçoğu onun hayatında da büyük yer kaplıyor. Mevsim olarak kırkikindileri seçtim. Ankara’yı en iyi anlatan yağmurdur kırkikindi.
“Kırkikindiler Bittiğinde” samimi, gündelik ve akıcı bir dile sahip. Aynı zamanda roman kahramanlarının psikolojik çözümlemeleri başarıyla yapılmış. Romanın ana kahramanı İlhan çekingen, reddedilme korkusu olan, hayal kırıklıklarıyla dolu biri. Hayatı cesaretle korku arasında gidip geliyor. Bir erkek kahramandan beklenmeyecek derecede hayat karşısında güçsüz, nahif bir duruşu var. Neden böyle bir kahraman seçtiniz?
Kahramanın hayal kırıklıkları onun ruhsal yapısını somut biçimde yansıtıyor. Kendine nasıl bir dünya inşa ettiği de en az içine doğduğu dünya kadar önem kazanıyor bana göre.
Yaşamak istediği dünya ile yaratmak istediği dünya birbirine yakın duruyor ama o bu dünyaların yakınından bile geçemiyor. Sevdikleri için her şeyi göze alabilen biri. Böyle durumlarda kendini bir kenara bırakabiliyor. Kötülüğe, vicdansızlığa karşı savaş açıyor.
Onu güçsüz hale getiren belki de merhameti. Şermin’le ilişkisine böyle bakılmalı. Diğer taraftan bir yanı kırık. Çekingenliği, hayat karşısındaki tutukluğu ile çocukluğu arasında sıkı bağlar var.
Roman anlatım teknikleri açısından da zengin. Flashback (geriye dönüş), iç monolog, öyküleyici, betimleyici anlatım bu tekniklerinden bazıları. Neler söylersiniz romanınızın bu yönüyle alakalı?
Öykü ve romanlarımda farklı teknikler kullanmayı, hatta kendimce yeni teknikler bulmayı severim. Kırkikindiler Bittiğinde tek bir günün birkaç saatinde geçen bir roman olduğu için geri dönüşler, iç monolog vb. teknikleri kullanmak gerekiyordu zaten.
Kahramana yakın üst anlatıcı tipini seçtim. Karakterin yerine geçip birçok sözü bu anlatıcı söyledi çoğu zaman. Betimleme yapmayı severim bilirsiniz.
Roman kahramanımız İlhan’ın iç dünyası sıkıntılı, karamsar, karanlık. Romanın atmosferi de benzer şekilde karanlık, kederli, sürekli yağmurlu… Aynı zamanda romanın ana mekânı Ankara bir mekân olmaktan çıkıp bir kahraman, karakter haline geliyor. Neden roman kahramanının ruh haliyle roman atmosferini benzer kurguladınız?

Bu da teknik bir zorunluluk bana göre. Okuru atmosfere dahil etmek, metnin içinde tutmak ve inandırıcılığı artırmak için gerekliydi diye düşünüyorum. Kırkikindiler Bittiğinde’nin bir Ankara romanı olmasını istedim.
Birçok öyküm ve Köhne, Emanet Gölgeler Defteri gibi romanlarımın da ana mekânı Ankara’dır ama Kırkikindiler Bittiğinde’de Ankara adeta bir roman kahramanına dönüştü.
Romanın kahramanlarından İlhan’ın annesi Sabire, İlhan’ın sevdiği Derya, Öznur, İlhan’ın evlendiği ve sürekli intihar etme düşüncesinde olan Şermin… Bütün bu kadınların farklı duygu dünyaları olmalarına rağmen hepsi de hayattan ya da aileden tokat yemiş insanlar. Kadın kahramanları oluştururken neler düşündünüz?
İlhan gibi bir anti kahramanın hikâyesinin gerçekliği için bu tür dramatik yaşantılara ihtiyaç vardı. Önümüzde, sevmeyi seven, aşka âşık bir adam var. Yazıyor. Onun yazdıkları da yaralı yüreklerde karşılığını buluyor. Yaralarını sağaltmak görevi de İlhan’a düşüyor sonuçta. İki tarafın da beklentileri farklı ama onları bir araya getiren, aynı ortak noktada buluşturan şeyler de var.
Kadınların zihinlerine girmedim. Onların sesini ancak konuştuklarında duyabiliyoruz. İç sesleri yok. Kaderleri, ülkemizdeki pek çok kadının kaderiyle aynı. İlhan’ın yaşadığı çevreyi, içinde bulunduğu koşulları, onun dünyasını göz önüne aldığımızda hayatına giren kadınların romandaki kadınlar gibi olmaları gerekiyordu.
Son dönem öykü romanlarda aile, ebeveyn çocuk ilişkileri, kırsaldan kentlere göç ve yarattığı etkiler, darbeler -özellikle 12 Eylül Askeri Darbesi- ve tarikatlar gibi konular çokça işleniyor. Sizin romanınızda da bunlar var. İlhan’ın babasıyla ilişkisi sorunlu, yaralayıcı. 12 Eylül’ün etkileri az da olsa kendini hissettiriyor. İlhan’ın ailesinde etkili olan Cezayir kökenli Ticani tarikatı… Siz bu hususlarla alakalı neler düşünüyorsunuz? Neler söylersiniz?
Kırkikindiler Bittiğinde’yi yazarken son dönem romanlarda işlenen konular ya da temalar diye bakmadım meseleye. Uzun yıllar önce hayatının kısa bir dönemini anlattığım bir karakter vardı elimde. Anlattığım yıllar 12 Eylül dönemine denk geliyordu.
Ticani Tarikatı da İlhan’ın büyükbabasını anlattığım yıllarda gündemi meşgul eden bir tarikattı. Üstelik merkezi Ankara’daydı. O yıllardan günümüze din ticareti açısından hiçbir şeyin değişmediğini, tarihin tekerrür ettiğini, benzer şeyler, hatta daha beterinin yaşandığını göstermek istedim.
İlhan’ın babasıyla ilişkisi aslında psikolojinin ve edebiyatın değişmez konularından biri. İlhan gibi bir karakterin, dahası onun hayatına şu ya da bu şekilde giren kadınların aile ilişkileri, kendilerini içinde buldukları koşullar sonuçta onları getirip böylesi bir hayatın ortasına bırakıyor.
İlhan, edebiyat tutkusu ve ailesine karşı hissettiği sorumluluk duygusuyla 12 Eylül öncesi ve sonrasının sarsıntısını kolay atlatıyor. Yaşadığı yer gecekondu bölgesi olduğu için öncesinde göç olgusuyla karşılaşıyoruz sonra kentsel dönüşüm. Ülkemizin genel hâli…
Romanda metinlerarasılık tekniği de var. Attila İlhan ve şiirlerini görüyoruz. Burada edebiyatımızdaki büyük isimlere selam gönderme ve onları hatırlatma amacı mı güdüyorsunuz?
Romanda İlhan bir şair biliyorsunuz. Ve Attila İlhan hayranı. Ben de çok severim Attila İlhan’ı. İlhan öylesine hayran ki büyük şaire, oğlunun adını Attila koyarak şairi hayatının merkezine yerleştiriyor.
Metinlerarasılık tekniğini önceki metinlerimde de uyguladım. Şükrü Erbaş ve Tarık Buğra’yı öykülerimde ağırladım örneğin. Ayrıca kendi metinlerime de selam gönderirim sık sık. Kırkikindiler Bittiğinde’de de Köhne romanıma göndermede bulundum.
Romanda dikkatimi çeken nesnelerden biri de -aslında nostaljik nesne de diyebiliriz- 57 Chevrolet. İlhan’ın babasının arabası. Bu araba Amerikan otomobil kültürünün, gücün, tarzın ve 1950’ler “Amerikan Rüyası”nın en ikonik simgelerinden biri olarak kabul edilir. İlhan’ın babasının bu arabaya sahip olmasının arabanın simgesel özelliğiyle alakası var mı? Sizin klasik arabalara bakışınız nasıl?
Klasik arabaları çok severim. Küçük çaplı maket klasik araba koleksiyonum bile var. Klasik arabalar benim kuşağımın vazgeçilmezidir.

Romanda anlattığım yıllarda Ankara’da taksi ve dolmuş hizmetleri klasik arabalarla yapılıyordu. Yerli arabalar henüz yeni yeni ortalarda görünüyordu. Bu yüzden İlhan’ın babası bir 57 Chevrolet’ye sahip.
Romanınızın zaman kurgusu da dikkat çekici. Aslında roman bir günü anlatıyor. Ama zihinsel zaman üzerinden zamanı genişletiyorsunuz. Hatırlamalar, geriye dönüşler… Neden böyle bir anlatım tercih ettiniz?
Bu da şimdiye dek uygulamadığım bir teknikti. İlhan’ın değişmeyen yazgısını, zaman kavramının onun yaşantısındaki yerini ele alınca bu tekniğin uygun olduğunu düşündüm.
Hep aynı şeyleri, hep aynı günü yaşıyor neredeyse. Zamanın geçip geçmediğinin bir anlamı yok onun gözünde. Yaşadıklarına baktığımızda aynı zaman dilimine hapsolmuş görüyoruz onu.
Bizim onu tanımamız da geri dönüşlerle mümkün olabilirdi ancak.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Ethem BARAN
- 1962’de Yozgat’ta doğdu.
- İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı.
- 1983’te Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümü’nden mezun oldu.
- Çeşitli dergilerde öykü, deneme ve eleştiri yazıları yayımlandı.
- İlk öykü kitabı Sonrası Ayrılık 1991’de çıktı.
- Onu 1994’te yayımlanan Kurutulmuş Gül Mevsimi izledi.
- Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı (2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü),
- Unuttuğum Bütün Akşamlar (2005),
- Bozkırın Uzak Bahçeleri (2006),
- Evlerimiz Poyraza Bakar (2009),
- Bulut Bulut Üstüne (2011),
- Zira (2015),
- Döngel Dünya (2020 Sait Faik Hikâye Armağanı),
- Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor (2021) adlı öykü kitapları ve
- Yarım (2008),
- Emanet Gölgeler Defteri (2013),
- Köhne (2024),
- kırkikindiler bittiğinde (2026) adlı romanları vardır.

Son Yorumlar