Everdi: “Kültürel Kanonda Kayıp Bir Halkayım.”

“Sözlükten Taşan Kelimeler” adıyla yeni bir kitabınız yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Sözlükten taşan kelimeler diye neyi kastediyorsunuz? Bu başlık altında ne tür düşünsel bir çerçeve çiziyorsunuz? Nasıl taşar kelimeler sözlüklerden?

Kelime anlamı var sözcüklerin. Sözlüklerde bir kelimenin birkaç anlamı olabilir. Hatta cümle içinde kullanıma göre anlamları açıklığa kavuşturulur. Bazen vurgu bile kelimeyi farklı anlamlara taşır. Bu şekilde sözlükten taşar, bazı kelimeler. Yani tarihi derinliği vardır, etimolojik takibinde bir dilin gelişim sürecine tanık oluruz. Kimi zaman demokrasinin, yorucu ve yorgun siyasetin koridorlarındaki yenilgilerin tarihini anlatır. Bazen milletin makûs talihine ima eder. Oysa benim dile getirdiğim kelimeler, tarihî, sosyolojik, kültürel, folklorik anlamları ile birçok gelişmeyi ele verir. Anadolu’nun ahını dile getirir. Bir romandan bile uzundur çoğu zaman.

Bu konuda başka dillerde de örnekler var. Fransa’da sadece asiller için kullanılan centilmen kelimesi, İngiltere’de her erkek için, Amerika’da toplumsal alt sınıfta olanlar için bile kullanılır. “Dillerin biliminden tarihin bilimine doğru bir başka uygulama daha yapmak isterseniz, atası bizim gentilhomme sözcüğümüz olan şu gentleman sözcüğünün zaman ve mekân içindeki yazgısını izleyiniz. Yaşam koşulları birbirlerine yakınlaşıp birbirlerine karıştıkça, sözcüğün anlamının da İngiltere’de yaygınlaştığını göreceksiniz. Sözcük, her yeni yüzyılda, toplumsal tabakada biraz daha aşağıda yer alan erkeklere uygulanmaktadır. Nihayet İngilizlerle birlikte Amerika’ya geçer. Orada fark gözetmeksizin bütün erkek yurttaşları nitelemek için kullanılmaktadır. Sözcüğün tarihi bizatihi demokrasinin tarihidir.” Alexis de Tocqueville, Eski Rejim ve Devrim, s.128

“Sözlükten Taşan Kelimeler” kitabınız sadece bir dil incelemesi mi, yoksa düşünsel bir eleştiri metni mi? Nereye oturtulabilir bu çalışmanız? Nasıl tanımlarsınız kitabınızı?

Kitap kelimelerin geniş anlamlarına yoğunlaşırken, takip eden bölümlerde eleştirel düşünce metinlerine dönüşür. Günümüzün algılarıyla ve dijital dünyanın doğurduğu yeni sorunlarla, halimize ayna tutan bir çerçeveye de oturur. Kabına sığmayan bir kitaptır Sözlükten Taşan Kelimeler.

Okuma merakınızı, kitaba ünsiyetinizi, öğrenme merakınızı ateşleyen olguları merak ediyoruz. Nasıl başladı bu süreç? Bahseder misiniz okuma merakınızdan, kitapla olan ilişkinizden ve öğrenmeye merakınızdan?

Yaratılış sonsuzdur. Bizim başlangıcımızda rivayet muhteliftir. Başlangıç diye adlandırılan her şey, aslında devamın sadece bir kırılma anıdır. Anadolu zayıfken bizimle güçlenmeye niyetlenmiştir. Biz dahi, ilkokulda, ortaokulda yapılmaya başlamıştık. Okulların kütüphaneleri vardı. Kasabamızda da Halk Kütüphanesi. Yoksunluk içindeki hayatımız, kitaplarla teselli bulurdu. Bazen dünyalar keşfederdik bu kitaplarda, bazen kendimizi.

Ders müfredatında dünya sınırlı sorumlu ve milli eğitimin amaçları doğrultusunda yuvarlaktı. Dünyanın köşeli, elips, hatta yalan ve hayal olduğunu edebiyat dergileri ile anladığımda bir daha resmi standartları tutturamadım. Hep bir cinslik gelip beni buluyor. Bazıları ‘çıkmalık’ diye beni eleştirip hor görüyor ama bütün suç o kitapların kafamı karıştırmasından. Düz olamadım, derin de. Lakin iyi bir kitap okuyucusu oldum. Hâlâ bununla övünebilirim. Kitap okuma konusunda herkesle yarışabilirim. Kimse benim kadar güzel (ve çok) kitap okuyamaz.

Sizin okumaya başladığınız zamanlarla bugünü kıyasladığınızda neler söylersiniz? Dijital platformlarda okuma yazma daha kolay ve daha ulaşılabilir bir durumda. Her gün yeni yaratıcı yazarlık atölyeleri açılıyor. Her gün onlarca yeni kitap yayımlanıyor. Neredeyse her yerde yazmaktan okumaya fırsat bulamayan insanlar… Ne olursa olsun benim de bir basılı kitabım olsun diyor insanlarımızın kahir ekserisi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu? Neler söylersiniz?

Bizim zamanımızda elektrik yoktu, televizyon, telefon, sosyal medya da… Bu nedenle boş vaktimiz çoktu. Ya ocak başında masallar dinlerdik ailemizden. Ya da bireyselliğin adı konmamış anlarında kendimize meşguliyet bulurduk. Bunların en güzeli kitap okumaktı. Biz her şeyi el yordamı ile kendimizin saptığı patikalarda arayıp bulan insanlarız. Bugün her şeyin okulu, kursu, atölyesi var. Rehberiniz iyiyse arayışınızdaki mesafe kısalır. Bu nedenle bugünkü nesil daha şanslı. Ancak onlar meşguliyetlerin çokluğundan hiçbir şeye zaman bulamıyorlar.

Zamanı durdurmak isteyenler de benim de bir kitabım olsun hevesine kapılıyorlar. Kitap yazmak başlı başına bir duraklayış, değerli bir oyalanmadır. Sadece nitelikli olanları bulmak, çoğu zaman tesadüflere kalıyor. Sorun burada bence. Çok kitap yazılıp yayınlanmasında değil. İnsan yepyeni bir eşyaya dokunduğunda o eşya yaşamaya başlamış, tarihine dair kronoloji işlemeye durmuştur artık.

Her yeni kitapla dünya farklı bir anlama kavuşur. O kitabın dermanı varsa elbette.

Kitabınızın özellikle birinci bölümünde kelimeler üzerinden anlam analizleri yapılıyor. Bu analizleri yaparken Mustafa Everdi’nin herhangi bir felsefi veya ideolojik duruşu var mı? Varsa böyle bir duruş nereye ya da neye denk düşüyor?

Bir insan kuşatıldığı kültürün sınırlarını aşarsa, o güne kadar dayandığı temeli inkâr mı eder yoksa onu bir başka (üst) aşamaya mı taşır? Kurt Gödel’in eksiklik teorisine göre içinde yaşadığı kültüre “dayanan her sistemin tutarlı olması dâhilinde eksik olması gerektiği” anlaşılır. Ben bu kültürel sistemin içinde, kendisinden daha iyisi tasavvur edilemediği için kayıp bir halkayım. Bu nedenle her muhitten uzak, kendi başına anlam ve tamlık arayan eksikliğin ta kendisiyim. Bu nedenle benim başarılı, büyük yazar olduğum ispatlanamaz. Belki ima edilebilir.

Antik Mısır şiirlerinin birinde: “Güçlü olmak istersen söz ustası ol: Dil, yiğit elindeki kılıç gibidir.” Siz de kelimelerin, dilin gücünü dile getiren yazılar kaleme alıyorsunuz. Dilin gücü ve önemi hakkında neler söylersiniz? Dilin gücü ya da önemi nereden gelir?

Hiçbir nesnenin hazla sürekli bir ilişkisi yoktur, diye yazar Barthes. Ancak yazar için bu nesne anadilidir. Fakat ya anadilin kavruk kaldıysa? Belirli mahfillerin sembollerine ve kavramlarına takılıp kaldıysa? Ya o dil büyük bir boşluk ve birbirini onaylayan seri üretimlerin bir tekrarı ise? Bu yüzden sen hiçbir ekole, hizbe, dergiye ait sayılmayınca tanımsız bir boşluk olarak kalırsın. Benim için anadilimde yazmak demek,  kısmen Türkçe ama çoğunlukla Everdice konuşmak demektir.

Mustafa Everdi’ye göre dil gerçekten düşünceyi sınırlar mı? Yoksa bu tespit felsefî bir efsane mi?

Dil insana derdini anlatmak için malzemeler verir. Bu malzemelerden inşa ettiğin nedir? Sadece inananların inançlarını, ideolojik kesimlerin kof beklentilerini tasdik eden, bir kesime ait olduğunu ispat etmeye yarayan inşalar mı? Yoksa yerel hikâyeler anlatırken evrensel daireye katılmayı arzulayan bir çabayı mı öncelersin?

Dil büyük dehalar ve sanatçılar eliyle gelişir. Büyük düşünce olmayınca, dilin sınırlarına yaslanıp mazeret üretmek dilin sorunu değildir. Türkiye’de dil değil düşünce sorunu vardır. Sorun, düşüncenin olmayışıdır. Olanı da boğmak için kitlesel histeriye kapılanları tahrik eden odakların mevcudiyetini de ihmal etmeyelim.

Kitabınızdaki “Kültürlerin Denize Bakışı ve Balık İnsan” başlıklı yazıda “Çünkü bizlerde ne Anadoluculuk arayışı ne akademi kurma çabası ne de kültürel bir atılım niyeti var, geç kalmanın açlığı dışında.” diye bir tespitiniz var. Bu tespit ve yazınızdaki diğer noktalar dikkat çekici. Neye geç kaldık? Neyin geç kalmışlığı? Bu cümlelerinizi biraz daha açar mısınız?

Düşünce, sanat, edebiyat dünyayı tanıdıktan sonra gelen bir taşmadır. Anadolu sürekli açlık-tokluk, hayatta kalmak, günü atlatmak telaşı arasında debelenip duran bir mazlumdur. Bu sıkıntılardan temel sorunları düşünmeye, anlatmaya zaman ve imkân bulamayan bir tutunma çabasıdır Anadolu. Bu nedenle geç kalmışlığı tarihi bir vakıadır. Hâlâ geç kalmak için her gün gereksiz yüklerle yorgun düşerken, kültürel atılım, akademi, enstitüler kurması muhaldir. Gelecek umudu bile karanlıklar arasında parlayıp sönmek için işaret vermekten bile korkan bir ruh haline bürünmüştür.

Genelde yazılarınızda ironik bir dilin varlığı hissediliyor. Ciddi meselelerle ilgili yazarken bile bir şekilde ironiye, mizaha yürüyen bir kaleminiz var. Neler söylersiniz bu hususla ilgili? Neden ironi? Kişisel yaşamınızda mizah var mı?

Türkiye’de herkesin yazarda aradığı, eşiği aş(a)mayan bir koroya katılması beklentisidir. Koroya katılmayıp solo bir türkü söylemeye kalktığın zaman bunu hastalık, nevzuhur bir çıkış, hatta “haddi aşmak” görürler. Bu nedenle yalnız bir kovboy olma hakkını sürdürebilmek için mizaha, ironiye yaslanmak zorundayım. Dışarda zebaniler, ahkâm kesiciler, seni mülhid ilan etmek için pusuya yatmış troller var. Üstelik bunlar subaşını tutmuş, her derginin yönetim merkezine dahi tırmanabilmiş güçteler.

Ditijal bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya araçları iletişimi kolaylaştırdı. Fiziksel mesafeler önemini yitirdi. Yüz yüze görüşmek, dokunmak mümkün olmuyor artık. Dijital teknoloji kendi ortak kelimelerini oluşturuyor. Karekodlardan, emojilerden, avatarlardan müteşekkil yeni bir dil var karşımızda. Böyle bir dönemde kadim kelimelerimizi nasıl koruyacağız? Ya da eski(meyen) kelimelerimizi korumak zorunluluğu hissetmeli miyiz?

Kelimeler kayboldukça dilsizliğe düşer insanlık. Teknoloji bütün varlıklar arasındaki mesafeyi kapatılmayacak bir şekilde açar. Her şey soyut ve sanaldır. Gerçek hayat bile sanalın içinde digital kodlarla belirlenir. Öyleyse kelimeler gün gelip anlamla­rına avdet edecekse ilk, aslî anlamı kayıt altına alınmışsa referans değeri kazanır. Tarihi arkaplan sisler ardında unutkanlığa terke­dilemez.

İşte o referansların ne kadar sahih veya sanal olduğunu gös­termek için böyle bir kitaba cüret ettim. Eşyayı, kavramı, kuru­mu üreten adını koyar. Çocuk doğunca Dede Korkut’ta olduğu gibi adını kazanır. Yoğurt dünyanın her yerinde yoğurt diye yazılıp okunur. Kazandığımız adın, kelimelere ve kavramlara dönüşmesi onu üreten, yaratan, icat eden olduğumuzda bize aittir.

Mustafa Everdi’nin hayat hikâyesinde samimi, dürüst, okumuş Anadolu evlatlarının serencamını görebiliriz. Bugün Everdi nerede duruyor? İslamcı bir geçmişi olan Everdi’ye bir ömür muhasebesi yapsın desek genel hatlarıyla neler söyler?

Bizler Anadolu’nun yitik kasaba ve köylerinden büyükşehirlere gelip tutunmaya, var olmaya, farketmeye ve farkedilmeye çalışırken değişik duraklarda oyalanıyoruz. Bu duraklardan biri de ideolojik bir kesime mensubiyettir. Artık kendimi bu anlamda kaybolmuş ve yeni yolunu arayan bir yolcu gibi hissediyorum.

Bu yüzden hep yollardayım ve gezmekten daha eve dönecek kıvama gelemedim. Kaybolunca ancak dünyayı tanımanın imkânına kavuşursun. Yeteneklerin varsa o zaman değerli hale gelmeye başlar. Kitlesel dayanışma sadece zekayı aşağı çekmez, sanat edebiyat düşünceyi de ortalama (orta malı kılma) tehlikesi doğurur.

Son olarak neler söylersiniz? 

Son diye bir şey yoktur. Her şey sonsuzlukta bir akış içindedir. Biz bu akışa kapılıp selde sürüklenen bir kütük mü olacağız yoksa düşünsel bir temelden hareketle zamanımıza anlam katan beyanlarla ayakta mı kalacağız? Soru budur ve mutlu ya da acı son bu soruya verilecek cevapla gelecektir.

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Mustafa EVERDİ

    • 1957’de Niğde’nin Bor ilçesinde dünyaya geldi.
    • Niğde Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı ve 1982 yılında bitirdi.
    • Farklı şehirlerde öğretmenlik ve daha sonra Ankara’da avukatlık ve muhtelif şehirlerde noterlik yaptı.
    • Yazarın yazıları Yeni Devir, Zaman (eski), Yeni Şafak Star, Karar gazetelerinde,
    • İslâm, Kelime, Dergâh, Varide, Türk Edebiyatı, Yolcu, Öykülem, Hece ve Şiraze dergilerinde yayımlandı.
    • 21. Yüzyıl Yayınevi’ni kurdu.
    • Sahibi ve yayın koordinatörü olarak Dinazor adlı mizah dergisini çıkardı.
    • Roman, öykü, hatıra, gezi ve inceleme alanlarında kitapları bulunmaktadır.

Kitapları

    • Böyle Buyurdu Hukuk (1989, Nehir Yayınları)
    • Örgütlü Ölüler (1. Baskı Timaş Y. 1992, 2. Baskı Beyan Y. 2011)
    • Sen De Mi Sezar? (1. Baskı Ülke Y. 1997, 2. baskı 21. Yüzyıl Y. 2001)
    • Milletin Kırmızı Kitabı/Derin Demokrasi (21. Yüzyıl Y. 2003)
    • Kelebekler Yürümez (Gayr¬ı resmi Hatıra Kitabı) (21. Yüzyıl Y. 2004)
    • Diyanetin Hacısıyım/Hacerülesved Hastasıyım ( 21. Yüzyıl Y. 2005)
    • Yeşile ve Maviye Yürüyüş (Akçağ Yayınevi, 2010)
    • Davakıran (Beyan Y. 2012)
    • Kılçıklı Hikâyeler (Bilge Kültür Sanat, 1. Basım Şubat 2019, 2.Basım Nisan 2019)
    • Metropol Mücahidi (1. Basım Bilge Kültür Sanat, Mayıs 2019, 2. Baskı, KDY, 2023)
    • Dante’yle Şaman Dansı (KDY Ocak 2023)
    • Pasaport Lütfen (Hece Y. 2025, Ankara)
    • Sözlükten Taşan Kelimeler, Hece Y. 2025 Ankara)
    • İnsan Okudum (Hece Y. Ankara 2025)

2 Comments

  1. Doc.dr. nəzakət İsmayılova Reply

    Mərhaba sayın bilim adamları biri birindən maraqqlı məqalələr hekayələr şeirlər oxuduqca mən də bir məqalə göndərmək istəyirəm ancaq emailnizi tapa bilmirəm mənə kömək edə bilərsiniz? Rica ediyorum sizdən cavab gözləyirəm

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir