“Hale Sert ve Yıldız Ramazanoğlu’nun iki öykü kitabı, geçmeyenlerle geçip gidenleri aynı okuma çizgisinde buluşturuyor.”
Öykü kitaplarını okumaya uzun süredir ara vermiş değildim belki ama yeni öykü kitaplarıyla arama mesafe koyduğum bir dönemden geçiyordum. Tek bir kitaba yumulmak, tek çeşit yemek gibi geliyor bana. Bu yüzden aynı anda birden fazla kitap okumak zamanla bir alışkanlığa dönüştü: Gündüz işte bir kitap, gece evde başka bir kitap, hafta sonu ise bambaşka metinler… Günler ve haftalar bu minval üzere akıp gidiyor. Bir de bu okumalardan geriye kalanları not alma meselesi var. Neticede yediğimiz her şey kana karışmıyor; sindiriliyor, gerekli olan depolanıyor, posası atılıyor. Kitaplarda da durum çok farklı değil. Bu kez mide değil, beyin aynı işlevi görüyor.
Ne tuhaf bir tevafuktur ki birlikte okuduğum iki öykü kitabının adları birbirini çağrıştırıyordu: Hale Sert’in Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler’i ile Yıldız Ramazanoğlu’nun Geçip Giden Şeyler’i. Dahası, iki kitap da aynı yıl, birbirine yakın aylarda ve farklı yayınevlerinden yayımlanmıştı. Yazarlar birbirlerinden haberdar mıydı, bilemiyorum. Ancak okur olarak bu iki kitabı art arda değil, iç içe okuyunca zaman zaman tek bir kitap okuyormuş hissine kapıldım. Geçmeyenlerle geçip gidenler, sanki aynı metnin iki yüzü gibi duruyordu.
Geçip Giden Şeyler
Yıldız Ramazanoğlu’nun öykülerine yabancı değildim; daha önce de okumuştum. Hale Sert ise benim için yeni bir isimdi. Bu iki yazarın öykü dünyaları arasındaki temel fark, yöneldikleri istikamette belirginleşiyor. Hale Sert daha çok içe dönük, soyut ve insanın iç dünyasında tortu bırakan hâller üzerinden ilerliyor. Yıldız Ramazanoğlu ise dışa dönük, daha somut ve toplumsal meselelerle temas eden bir çizgide yürüyor. Buna rağmen her iki kitapta da benzer kırılganlıkların ve ortak insan hâllerinin izini sürmek mümkün.
Ramazanoğlu’nun Geçip Giden Şeyler’inde dikkat çeken ayrıntılardan biri, her öykünün sonunda yer alan hayvan isimleri: Böcek, yarasa, yavru kedi, salyangoz, mercan, kabatay, kıtmir, yılan, kurt, tilki, kertenkele, kirpi, dantel böceği, karınca… Yalnızca son öyküde bu not “insan” olarak düşülmüş. Bunun neyin remzi olduğu merak uyandırıyor. Metnin içinde sessizce dolaşan bir anlamın izi mi, yoksa ileride şekillenecek başka bir anlatının habercisi mi? Bazı öykülerde sezilen masalsı tonla birlikte düşünüldüğünde, bu hayvan adları anlatının görünmeyen kahramanları gibi duruyor. Yazar, kendine has anlatı biçimiyle birlikte hayatımızdaki hayvanlara da ince bir selam gönderiyor.
Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler
Hale Sert’in Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler kitabının 2025’te TYB ve ESKADER tarafından hikâye dalında ödüle layık görülmesi boşuna değil. Sert’in öykülerinde “geçmeyen” şeyler; acılar, suskunluklar ve içte birikenler olarak karşımıza çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında küçük gibi duran hâller, içeride ağır ve kalıcı bir yankıya dönüşüyor. Yazarın özenli dili ve ustalıklı kurguları; insana bakmanın, insanı görmenin ve anlamanın kapılarını aralıyor. Kelimelerle kurduğu varoluşsal ilişki, öykülerin doğal bir parçası hâline geliyor.
Soğuk kış günlerinde, insanın içine dokunan; acele etmeyen, bağırmayan ama kalıcı izler bırakan öyküler okumak bana iyi geldi. Hayatın içinden, hayata dair incelikle işlenmiş bu metinler; benzetmeleriyle hayal dünyasını hem karıştırıyor hem de berraklaştırıyor. “Bir duygu ancak bu kadar naif anlatılabilir,” dedirtiyor insana. Bu iki kitabın, benzer bir duyguyu başka okurlarda da uyandıracağına inanıyorum.
Yusuf TOSUN
Kitap Künyeleri
Geçip Giden Şeyler
Yıldız Ramazanoğlu
İz Yayınları, Mayıs 2025, 128 s.
&
Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler
Hale Sert
Hece Yayınları, Şubat 2025, 80 s.

Son Yorumlar