Yazar, düşünür Jean-Paul Sartre (1905-1980) öğretmenlik yaptığı zamanlarda öğrencinin biri gelir, bir fikir almak ister. “Aklıma birçok şey geliyor. Bunları yazmak istiyorum. Ama yazıp yazmamakta tereddüt ediyorum. Doğru mu yapıyorum yanlış mı kestiremiyorum. Sizden tavsiye almak istedim. Sizce ben yazmalıyım?”
Sartre gence, “Yazmadan durabilir misin?” diye sorar.
Genç, bu soruya olumlu bir cevap anlamında başını sallar.
Sartre,” Öyleyse yazma” der.
Zaman zaman aynı soruyu ben kendime sorarım, yazmalı mıyım? Yazmasam da olur mu? Sonra kendim cevaplarım. Yazmadan duramam.
İnsan zihninin girdileri, okumak, dinlemek ve gözlemlemektir. Çıktıları ise konuşmak, yazmak ve davranmaktır. Eğer okuyor, dinliyor ve gözlemliyorsanız ve işleyen bir zekânız varsa bunun mutlaka çıktıları olacaktır. Girdilerin kalitesiyle çıktıların kalitesi arasında anlamlı bir orantı vardır. Lüzumsuz yazılar okuyor, gereksiz dedikodular dinliyor ve cahil insanlarla vakit geçiriyorsanız, bunun çıktıları da benzer olacaktır.
Ben genelde mizahi yazılar yazıyorum. Bunun çeşitli sebepleri var. Topluma, yönetime, egemenlere doğrudan ayna tutmak, gerçek yüzlerini onlara göstermek çok risklidir. Aynadaki görüntülere bakıp kendilerini düzeltmek yerine ayna tutanı ortadan kaldırarak sorunları görmezden gelmek alışılagelen davranışlardır. Ancak diyeceksiniz ki mizah da bir aynadır; yanlışlıkları, çarpıklıkları açığa çıkarır, onlarla alay eder, eleştirir, egemenlerin gazabını üstüne çeker. Mizahı ustaca kullandığınızda gazap şimşeklerini üzerinize çekmezsiniz. Beydaba, Kelile ve Dimne isimli eseri esasında Padişaha ders vermek için yazmıştır. Oysa kitap eğlenceli ve düşünmeye yönelik hayvan hikâyelerinden oluşmaktadır. Sembolik bir dil kullanılmıştır. Ünlü mizah yazarı George Bernard Shaw, “Mizahla söylediğimi ciddiyetle söyleseydim beni öldürürlerdi.” demektedir.
Fıkra yazarken, geleneksel mizah anlayışıyla birlikte günümüz mantığına uygun olmasına dikkat ediyorum. İnsan ilişkileri, yönetim biçimi, toplumsal akıl çapı değişmiş, bu nedenle; artık Nasreddin Hoca, Hacivat Karagöz, İncili Çavuş, Bekri Mustafa fıkraları, mizah olarak yaşadığımız çağa cevap vermemektedir. Bu çağın zekâ seviyesine, sorunlarına uyacak yeni Nasreddin Hocaları, Bektaşileri, İncili çavuşları olmalıdır. Geçmişteki hayat tarzı ve yönetim biçimi o tür mizah kahramanlarını ortaya çıkarmıştı. Çağımızda ise bu ihtiyacı ancak usta mizah yazarlarının tiplemeleri karşılayabilir.
Mizah yaşanan çağın özelliklerine göre şekil almaktadır. Geleneklerden kopmuş köksüz bir mizahın zihinsel zenginliğimize katkısı tartışmalıdır. Popüler mizah, çağa hitap ettiği gibi çağın hastalıklarıyla da beslenip düşünce dünyamızı yozlaştırabilir. Günümüzde mizahın temel unsurlarından olan düşünme ve eleştiri devre dışı bırakılarak “mesaj kaygısız mizah” adı altında sabun köpüğü gibi içi boş, sadece gülmeye yönelik mizah, model olarak sunulmaktadır. Popüler mizahın genel karakteristiğini sayacak olursak;
İncelik ve zekadan yoksun, sadece güldürmek için tuhaf sözler söylemek, davranışlarda bulunmak.
Sürekli cinsel konuları argo ve küfürle besleyerek işlemek,
Apolitik davranarak toplumsal ve siyasal konuları göz ardı etmek, hatta o konuların düşünülmemesi için mizahı uyuşturucu bir eğlenceye dönüştürmek gibi özellikleri sayabiliriz.
Ben popüler mizahın aksine mizahı, bir düşünme ve eleştirme aracı olarak görüyorum. Mizahın gülümseyen bir felsefe olduğunu düşünüyorum. Ancak alıcısının çok az olduğunu biliyorum. Zekâ ve yetenek gerektirmeyen belaltı mizahının alıcı kitlesi geniştir. Çünkü zihinsel bir çaba gerektirmez. İçgüdüsel bir duyarlılık yeterlidir. Bu nedenle mizah pazarında felsefi mizahın alıcı kitlesi yok denecek kadar azdır.
Yazdığım fıkraların kitap haline dönüşmesini istemekle birlikte alıcısının olmaması beni hep düşündürmüştür. Meşhur sözdür. “Marifet iltifata tabidir/Müşterisiz meta zayidir” Kazanma şansı olan bir siyasetçi olsanız, parası olan herkes size sponsorluk yapar. Camiye yardım toplayacak olsanız, karşılığında cennetten yer kapma umuduyla çok destekçi bulursunuz. Ama konu kültür ve sanat olduğunda bunun toplumsal bir karşılığını bulamazsınız. Ama şu yakınmaya her zaman şahit olursunuz. Toplum olarak bilimde, sanatta, felsefede geriyiz. Dünya çapında düşünürümüz edebiyatçımız, sanat adamımız yetişmiyor. Yakındığı konuların aynı zamanda unsuru olan bir toplum, mizahın aynasında çok komik durmuyor mu sizce?
Durdu GÜNEŞ

Son Yorumlar