Hakikati Bulma Çabası

Metin Kazan’ın “Hakikati Bulma Çabası” adlı kitabı, “Victor Frankl, insanın en temel ihtiyacının ‘varoluşunu anlamlandırmak’ olduğunu söyler. Ona göre insanlar her türlü ihtiyaç ve dürtüleri tatmin edilse bile var oluşlarını anlamlandıramazlarsa psikolojik tatmine ulaşamazlar.” diye başlıyor. Kitabı okumaya başlayınca ister istemez elime bir kalem alarak satır altlarını çizmeye başladım. İnsan bazen birini görünce onu sandığından daha çok özlediğini anlar ya, ben de kitabı okudukça kitaba daha çok sarıldım.

Kitabın Anlam Arayışı bölümünden: “Bu çağ tüm anlam değerlerimizi yıktı. Doğruluk değerleri yalanın zehri ile birlikte tümden ‘göreli’ hâle geldi. Anlamlar kayboldu, iyi ve kötü birbirine karıştı. Yaşadığımız bu dönem anlam yüklü düşüncelerin kaybedildiği ‘Ne olursa gider.’ tarzından daha öte, tuhaf bir anlam boşluğunun ya da anlamsızlığının egemen hâle geldiği bir zaman oldu. Söylenen her söz ve düşünce ‘suya yazılan yazılar’ gibi kaybolmakta ya da akıntıya kapılmaktadır. Bu akıntı, bir daha hatırlama ve anlamı anlama fırsatı vermeyen özellikte… İnsan, hayatın anlamını yitirmiştir. Akıl, her gün binlerce bilgi bombardımanına uğramış ve bilgi karışıklığı meydana gelmiştir. Laf ve kelime fazlalığı karşısında insan düşünmemeyi tercih etmiştir. Günü yaşamak, geçmişin muhasebesini unutmak, gelecekte ise ne olacağına aldırmamak bir yaşam şekli olmuştur. Görsel dünyanın göze sunduğu her ‘simge ve simülasyon’ bedene bir davet durumundadır. Pozitif kültür, maddi değerleri ön plana çekmiştir. Diğer taraftan ince duygulu insanlar bile ‘süslü görsel sunum’ karşısında bozguna uğramış ve ‘merhamet yorgunu’ olmuştur. Düşünenlerden geriye ne kaldığı da artık meçhuldür. İnsanın karakterini oluşturan, temeli sağlam duygu ve düşünce de kalmamıştır. Neden böyle olmuştur? Evet; geçmiş zaman, geçmişte kaldı. Geleceğin kurgusu şimdiki gençlerin yeni düşünceleri ile oluşacak ama geçmişteki ‘anlamların’ gelecek zamana ‘öncülük etmesi’ benim beklentim. Bu eserin yazılma nedeni de budur zaten. Zamanı yakalayıp bana göre eskinin değer dolu anlamlarıyla yenilenen dünyanın düşüncelerini ve değerlerini buluşturmak…”

Gerek normal hayattaki gerekse sosyal medyadaki ilişkilerimde, insanlara, ideolojik bakış açılarına göre değil ahlaklı ve tutarlı oluşlarına göre değer veririm. Kitapta da insanların ahlaki olgunluğa ulaştıklarında ideolojileri değil “karakter erdemlerini” önemseyeceği anlatılıyor. Kültürel farklılıklarımıza tahammül ederek birlikte yaşama kültürünü edinmemiz gerektiği, ayrışma yerine farklılıklarla birlikte bütünleşmenin bizi huzura kavuşturacağı belirtiliyor. Kitapta Mustafa Kemal Atatürk’ün insanlığa sunduğu bir ölçüsüne rastlamak hoşuma gitti: “Biz kimsenin düşmanı değiliz yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”

Yazar, kendi hayatından kesitler vererek adalet, merhamet, doğruluk gibi değerlerini kaybetmemek için makam, mevki, para, rahatlık, lüks vb. şeylerden vazgeçtiğini anlatıyor. Ancak bu şekilde onurunu, kendine saygısını koruduğunu; hakikat yolunda, kendi olma amacına ulaşmaya çalıştığını anlatıyor.

İnsanın hakikati bulma çabası her zaman bedel ister. Her hakikat yolunda ilerlemeye çalışan, ne demek istediğimi anlayacaktır.

Çoğunluk felsefeye sıcak bakmasa da gelişme yolunda felsefe, olmazsa olmazdır. Bu manada kitapta, felsefe ve sosyoloji konusunda okuduklarım bana çok şey kattı.

Descartes ve Kuşkuculuk bölümünden: “Kuşku duymuyorsam zaten hiçbir şey üzerine düşünmüyorum.” demişti Descartes

Böylece modern felsefenin kurucusu olurken yöntemsel olarak kuşkucu olmayı, bir durum ya da olayı kritik etmeden kabul etmeye üstün tutacaktı. Onun için var olmak, kuşkuyla düşünmektir! İşte bir akıl yürütme yöntemi… Düşünceye saygılı olmak için önce kendi düşüncelerinin iyi bir kritiğini yapmayı hedeflemesi… Kendince “Bir sandıkta çürük ya da sağlam elma ayrımı nasıl yapılır?” sorusu üzerinden hakikate ulaşması: Herkesin yaptığı gibi çürükleri, çoğunlukla “göz kararı” bularak ayıklamak? Yeterli mi dersiniz? Ama bu durumda arkada kalan ve unutulan çürük elmalar, sağlamları da çürütülebilir. Öyleyse yapılması gereken, tüm elmaları sandıktan çıkarıp kontrol ettikten sonra sağlamları sandığa geri koymak olmalıdır. O hâlde beynimizdeki düşüncelerimiz de sandıktaki bir dolu elmadır. Yanılgılarımız çürük meyveler… Ön yargı, peşin hüküm ve kalıplaşmış yargılar çürük düşünce…

Bir konuyu dogmatik düşünceden uzak tutarak, zihni boşaltıp sağlamcı sorgulama ile “hakikat olanı” yerine koymak için anahtar cümle: Mutlak hakikat diye hiçbir yargıyı doğru kabul etmemek, hepsinden yeterince şüphelenmek! Ama bununla da yetinmemek… Dönem dönem sorgulamacı anlayışla “düşünce sandığını” yeniden kontrol etmek! Saf düşünce içerisinde, öğrenilen her bir düşünceyi kontrol ederek “çürük” olanları beyin sandığından çıkarmak…

Kitabın Ahlakın Temelleri kısmında Kohlberg araştırmaları sunuluyor: “Kohlberg, yaptığı araştırmalar sonucunda insanların ahlak düzeylerini üç sınıfa ayırıyor.”

“Gelenek öncesi” ahlak düzeyindeki insanlarda, ceza ve itaat eğilimi vardır. Olayların dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler. Kurallara, cezadan kurtulmak için boyun eğilir ya da ödül almak üzere itaat edilir. Kuralların doğruluğuna yönelik değerlendirme yoktur, kuralların doğruluğuna inanılması da gerekli değildir. Diğer insanların da ihtiyaçlarının farkındadırlar ancak birinci planda kendileri (bencil çıkarları) vardır.

“Geleneksel” ahlak düzeyinde birey, dış dünyaya ve olaylara kendi dışındaki bir bakış açısından yaklaşmaya başlamıştır. Davranışlarında, yardımlaşma ve iş birliği gözlenir. İyi davranış, başkalarına yardım etmek ya da onları mutlu etmektir. Artık yaptıklarını ceza almamak için değil, aynı zamanda başkalarını mutlu etmek için yapmaya çalışır. Yine de doğru davranış otorite ve sosyal düzene uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir.

“Gelenek üstü” ahlak düzeyindeki az sayıda insan ise genellikle toplumsal değerlere uygun davranışlar sergilemekle birlikte, insani değerlerle çatışan yasal düzenlemeleri sorgular, bu kuralların değişmesi gerektiğini savunarak gerekirse bunları reddeder. Kanunların demokratik yollardan değiştirilebilmesi gerektiğine inanır. Kişi, ahlak ilkelerini kendisi seçip oluşturur. Bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı esas alır. Evrensel ilkeleri ihlal eden kanunlara uymayabilir. Çünkü “Adalet, yasanın üstündedir.” görüşünde olur.

Kitapta Filibeli Ahmet Hilmi‘nin (1865-1914), felsefe ilminde “yöntem – metot” üzerine önemli çalışmalarından bahsediliyor: Filibeli Ahmet Hilmi, İslam dünyasını ve Doğu’yu eleştirel düşünceyle incelediğinde en büyük eksikliğin “yöntemsizlik” olduğunu görmüştür. Onun tespitlerine göre Doğu’da egemen olan yöntemsizlik nedeniyle “Doğu, servetini ve zekâsını boşa harcamaktadır.”

Yine bir başka paragrafta Filibeli Ahmet Hilmi’nin şu görüşüne yer veriliyor. “Köy imamının sopayla dünyaya hükmedeceğini zannetmesi ne biçim bir safdillik ise birkaç roman okuyarak dinsiz, sosyalist, düşünür ve realist olanlar, taş ve topraklar görerek maddeci olanlar, muhtarlık yapması şüpheli iken valilik makamını küçümseyenler; aktar dükkânı idareden aciz iken, iktisadi esaslar ortaya koymaya çalışanlar, bilmediği ilimleri okutmaya kalkanlar, safdillik içindedir.”

Filibeli Ahmet Hilmi’ye göre ahlakla din iç içedir: “İslam ahlakının temeli sevgi olmasına rağmen bizdeki ahlakın korku ve azarlama, emel ve fayda fikirleri üzerine kurulmuş olması nedeniyle İslam âlemini ahlaksızlık kaplamıştır.”

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi “Yaşantı dünyamızda gaye ve yöntemin bulunmaması, yeterli felsefemiz olmadığı içindir.” der. “Toplumsal sorunların altında ezilmemizin nedeni ise yöntemsizliktir!” diye ekler.

İsabetli seçimler olan alıntıların yanında kendi görüşlerini de sade bir dille yazarak bu kitabı bizlere kazandıran yazarımız Metin Kazan Beyefendi’yi tebrik ederek çalışmalarında başarılar diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Gönül KESKİN

One Comment

  1. Ramazan Özer Reply

    Felsefe hocamızın ifadesine batıda felsefe ilimlerin ilimdir, merkezi konumdadır. İslam aleminde ise fıkıh öyledir. Okunması gereken bir kitap olduğu anlaşılıyor. Teşekkürler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir