Havalar Hiç De Güzel Değil Aslında

Hava ne kadar da güzel değil mi? Yok yok aslında hava güzel demek istememiştim yani öyle kastetmemiştim. Havanın güzeli nedir ki? Mesela mis gibi bir bahar havası güzeldir neredeyse herkes bayılır güneşli bahar havalarına. Hem temiz havada güzel bir yürüyüş yaparsın hem de üşümezsin veya sıcaklamazsın. Eh o halde şu anda hava güzel diyebilir miyiz?

Sanırım şu aralar sıkça içimizden geçen cümleler bunlar. Havanın güzelliği, karın yağmaması, yağmurun görünmemesi, henüz hiç “-“ dereceleri görmemiş olmamız… Hepimiz şu anki havanın işin özünde güzel olmadığında hemfikiriz ama dışarı çıkmadan, bu güzel havanın nimetlerinden faydalanmadan da edemiyoruz.

Bir kelime var “ambivalans” diye, bir şeye karşı zıt iki duyguyu aynı anda beslemeye karşılık geliyor. Yani bir nesneden hem nefret edip hem de sevebiliyorsunuz. Çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklarda rastlanıyormuş bu duruma. Tam da günümüze uygun bir kelime değil mi? Yaşadıklarımız karşısında hislerimiz bolca ambivalanslar içermiyor mu? Güne güzel bir güneşle uyanıp doğada biraz yürüyünce hem mutlu olup hem de hava hâlâ soğuyamadığı için mutsuz olmuyor muyuz?

Bu kelime sanki tam da günümüz insanının duygu hallerine karşılık geliyor. Üniversitede okurken edebiyat dersinde hocamız her dönem (edebi dönem) için anahtar kelimelerin bulunduğu bir liste vermişti bize. Her dönemi tanımlayan anahtar kelimeler bulunuyordu içinde. bence şu anda içerisinde bulunduğumuz dönem de ileride anahtar kelimelerle ifade edilse bu kelimelerden birisi ambivalans olurdu. Her halimizle bu kelimenin içeriğini ziyadesiyle dolduruyoruz gibi geliyor bana, bunun için ille psikolojik rahatsızlıklara sahip olmak gerekmiyor.

Korona dönemiyle olan ilişkimiz de içerisinde birçok ambivalans duygu barındırıyor. Pek çoğumuz bu kapanma süreciyle beraber ailesiyle hiç geçirmediği kadar vakit geçirdi mesela, sonra pek çok annenin kalbi, çocukları gözlerinin önünde olduğu için, daha bir mutmain oldu. Herkes bir yandan kalabalık misafir ortamlarını özlerken öte yandan eve kimsenin gelip gitmemesinin verdiği konfora da alıştı. Pek çok eğitimci okul ortamında canlı canlı derse girmeyi özlerken yollarda kaybedilen vakti kazanmanın tadını çıkarmıyor mu? Ben her şey geçtikten sonra bazen bu dönemleri özleyeceğimizi bile düşünüyorum. Mesela kendi adıma hafta sonları sokağa çıkma yasağı dolayısıyla daha bir berraklaşan havayı, neredeyse hiç duyulmayan araba seslerini, her sabah çocuklarımla yaptığım kahvaltıları özleyeceğim.

Peki bütün bu olumlu duyguların yanında yaşadığımız olumsuz duygular? Sevdiklerimize sarılmaya hasret kalışlarımız, çocuklarımızın bütün bir günü ekran karşısında geçirmesinden dolayı yaşadığımız endişeler, koronaya yakalanan yakınlarımıza tek bir faydamızın dokunamadığı gerçeği, şüphesiz en acısı da yaşanan kayıplar…

Ve çağımızı saran bu duygu karmaşaları içerisinde sağlıklı kalmaya çalışan biz insanlar… Bir taraftan büyük bir umutla inanmak istediğimiz güzel yarınlar, diğer taraftan her gün hayatımızı daha da taciz eden ve değiştiren gerçekliklerimiz. Tıpkı son dönem çok sevdiğimiz distopya dizileri gibi bir hayatımız oldu ne yazık ki. Hiçbir şeye karşı net duygular besleyemiyor, ne düşüneceğimizi bilemiyoruz.

Şahika Can AKIN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir