Hikmet Arayışı ve Aydınlanma

İlk çağdan bu zamana en büyük felsefi sözlerden biri “Kendini bil!” olmuştur. “Kendini bilen, Rabbini bilir” sözü ilahi fermandır. Demek ki insan ilk önce kendisini tanımalıdır.

Kendini tanımak demek, dünyaya niçin geldiğini, nereye gittiğini bilmektir. İlimle kuşanmış bir insan, bilginin arka planını da çözümlemiş olur.

Bu bilgelik düşüncesi Batı’da “aydınlanma”, Doğu’da “hikmete varma” olarak adlandırılır. Yunus Emre, insanın kendisini bilmesinin ne büyük bir hikmet olduğunu dizelerinde şöyle anlatır: “İlim ilim bilmektir; ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen; bu nice okumaktır?”

Aydınlanma filozofu Kant “Aydınlanma nedir?” başlıklı makalesinde bir tarif yapmıştı: “Aydınlanma, insanın kendi suçu olarak düşmüş bulunduğu ergin olamama durumundan kurtulabilmesidir. Ergin olamama durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmadan kullanamamasıdır. Bu sebeple insan, aklını kullanmaya cesaret etmelidir!”

İnsanın düşüncede aydınlanması, zihnindeki putlardan kurtulmasıyla olur. İnsan gibi toplumların da aydınlanması yine adım adım gerçekleşir. Kant şunu der: “Despotik bir rejimden, mal mülk edinme ve yönetme hırsı içinde olanlardan devrimler sayesinde kurtulmak mümkündür, fakat düşünme biçiminde esaslı bir değişim sağlanmış olmadıkça; sadece aptallaştırılmış yığınları prangalara bağlayan eski önyargıların yerine, yenisi getirilmiş olacaktır!”

Kant’tan önce düşünür Diderot da peşin hükümleri ve kalıp yargıları yıkacak evrensel ilke benimsemişti: “Önyargıları, gelenek ve görenekleri, eski olmaktan kaynaklanan genel kabulleri; otoriteyi ve kısacası insanların zihnini boyunduruk altına almış olan her şeyi çiğneyerek kendi kendine düşünmeye ve açık seçik ve genel ilkelere yükselmeye cesaret eden; onları sorgulayan, tartışan, kendi deneyiminin ve aklının tanıklığından başka bir şeyi kabul etmeyen ve hiçbir şeye bağlanmadan ve taraf tutmadan incelediği felsefelerden sadece kendisine ait olan özel bir felsefe oluşturan” aydınlanmış insandır.

Demek ki aydın olmak, ‘aydın olduğunu sanmakla veya öyle görünmekle’ ilgili olmayıp, insanın kendisini bilmesi ve insan olmasıdır. Anlam arayışına giren insan, hakikati bulma çabası güder. Bulduğu her bir hakikat düşüncesiyle toplumsal sorunların çözümüne katkıda bulunur. Zihindeki sorgulamalar, kavramsal temellendirmeler sonrasında düşünce çözümlemelerini ortaya çıkarır ve böylece insan felsefe kültürüne kavuşur.

Bir Fars dörtlüğünde denilmiştir ki “İnsan ki bilmiyor ama biliyor bilmediğini; onu eğitin. İnsan ki bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun. İnsan ki biliyor ama bilmiyor bildiğini; onu uyandırın. İnsan ki biliyor ama biliyor bildiğini; bilgedir, onu izleyin!”

Kendini bilme kültürü Âşık Mahsuni Şerif dilinde ise şöyle dile gelir: “Kendini bilmeyen eli ne bilsin; kendini bilmeyen halkı ne bilsin; kendini bilmeyen hakkı ne bilsin?”

Filozof Karl Jaspers “Felsefe (hikmet arayışı) yolda olmaktır” der. İnsanın belirli yerleşik kalıplardan şüphe ve sorgu ile kurtularak yeni düşünce sentezleri üretmesi bir felsefedir ve aydınlanmadır. İnsan okul çağında ve çevreden öğretilen düşünceleri ve inanışları sorgular, diyalektikle zihninde yeni düşünceler üretir, fikirde taassuba ve inanışta tabu içine düşmez.

Sonuçta, aydınlanma ve hikmet, insanın kendini bilmesidir; kendi zihin putlarını yıkmasıdır; geleneksel düşünce kalıplarını aşmasıdır ve kendine her aşamada onurlu bir şahsiyet kazandırmasıdır. İçindeki insanı anlayan, insanlığı da anlar.

Metin KAZAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir