20 Temmuz [1] 339 2 ağustos 1923 gününe denk gelir. Trabzonda o gün Mazharzade İhsan Cemaleddin “lügat”ine bu tarihi düşmüştür. Lügat, Trabzon’da ne kadar yaşadı belki de hiç bilemeyeceğiz. Sonra nasılsa birçok taşralı gibi İstanbul’a düştü yolu… İstanbul’da da bir gün sahibi İhsan Cemaleddin göçünü topluyor. Belki başka kitapları gibi bu sözlüğü de, Azerbaycanlıların deyişiyle, zibilliğe tullanıyor, başka sözle çöpü boyluyor!
Mazharzade İhsan Cemaleddin adını bir yerde bulamadım. Google taramasında geçen Mazharzadeler ile akrabalığı bulunmadığını söyleyebilirim. Sözlüğün muhafaza sayfasında “Piyade yüzbaşısı Erzurumlu Mazhar” notu ve imzası var. Sözlüğünün son sayfasında ise “Erzurumlu Mazhar (imzası da var) tevellüdüm fî 291 Rumî 1875 (Miladî yıl sonradan yazılmış); …-ye mektebine duhûlüm fî 1 Mart 308 (13 Mart 1892), mülâzım-ı sânî nasbım fi 1 Mart 311 (13 Mart 1895), [mülâzı]m-ı evvel nasbım fi Nisan 314 (1898), […]şı nasbım fî Teşrinievvel 19 (14 Ekim 1903), … yüzbaşı nasbım fi …, … binbaşı nasbım fî, … kâimmakâm nasbım fî …, … …” notları vardır. Üç noktalarla geçilen yerler cilde yapışık veya yırtık olduğu için öyle geçilmiştir. İhsan Cemaleddin’in Trabzonda kendi adını yazdığı tarihte babası Erzurumlu Mazhar 48 yaşında, kendisi de yirmili yaşlarında olabilir. Erzurumlu Mazhar’a dair notları, belki de oğlu bir yerden buraya nakletmiştir. Başka bir ihtimal, babanın sonradan oğlunun sözlüğüne bu notları düşmüş olmasıdır.
Bu bilgilere göre, piyade binbaşısı iken … kaymakamlığa atanan bir Erzurumlu Mazhar var. Bu sözlük de belki ona aitken oğlu Mazharzade (Mazhar oğlu) İhsan Cemaledin’e geçmiştir. Bu bilgilere göre Erzurumlu Mazhar’ın resmi kurumlarda (askeriyede) sicil bilgilerinin olması gerekir.
*
Lügat-ı Ecnebiye İlaveli Lügat-ı Osmaniye’ye gelince, onun müellifi meşhur sözlükçü Hüseyin Remzi’dir! İki baskısını işaret ediyor rahmetli Seyfettin Özege: İlki İstanbul 1298 (Hicrî) 1881 (Miladî), 4+623 ve ikincisi İstanbul 1305 (Hicrî), 1888 (Miladî), 3+623 s. Her ikisi de kendi hattıyla ve taşbaskısıdır. Hüseyin Remzi’nin hayatını ve eserlerini titiz bir işçilikle aydınlatan üstadımız Ali Birinci, bu sözlüğün 1298-1305 yılları arasında dokuz kez basıldığını bildirmektedir (Ali Birinci, “Lügatçi Doktor Hüseyin Remzi’nin Serencamı”, Tarihin Alacakaranlığında, Meşâhir-i Meçhûleden Birkaç Zat -2, Dergah, gözden geçirilmiş 2. baskı, İstanbul 2022, s. 393-412 ve 678). Ali Birinci, onun Lügat-i Remzi adlı çok kıymetli eserinin tıpkıbasımını de 2018 yılında Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığından aslı gibi iki cilt halinde neşretmiştir.
İlk ve son sayfaları harap ve yırtık olduğu için elimdeki lügat hangi baskıdır bilemiyorum.
O devrin ecnebi kelimeleri dikkatimi çekti. Bunlar sona doğru 600-623 sayfaları arasındadır. Bu bölüm, ABSENT ile başlıyor. Nedir bu “absent” derseniz “Pelin otu manasına müskirattan biri olup pelin ile ispirtoyu taktir ederek (damıtarak) istihsal olunur.” diyeceğim! Sözlükteki ecnebi kelimelerin sonundaki üç kelimeyi de aktarmak isterim. Bunlardan biri “vizite”dir. Şöyle tarif edilmiş: “VİZİTE Ziyaret manasına olup elyevm bir tabibin bir hastayı muayene için o hastanın hanesine gitmesine ve bu husus için alacağı ücret-i kademiyeye ve sair kesânın yekdiğeri hanelerine berâ-yı ziyaret gitmelerine denilir.”
Demek, vizite hekimin hastanın evini ziyaret ettiği zamanlardan kalmış!
“VİNCİSTER Bir fabrika sahibinin ismi olup fî zamaninâ (zamanımızda) o fabrika sahibinin icat eylemiş olduğu bir nevi tüfenke denilir.”
“YARDA Metreden küçük ve arşından büyük bir nevi İngiltere ölçüsü olup elyevm burada da bazı dükkan ve mağazalarda kullanılmaktadır.”
Bu dört kelimeden yalnız vizitenin yaşadığını söyleyebiliriz bugün, demek ki kelimeler de gelimli gidimlidir.
*
Ne ise, biz sözlüğün çöplükten çıkma hikâyesine dönelim: Naci Akverdi, 4.2.1970 günü “Sokakta, çöp döküntüsü arasında bularak aldım ve bu hâle getirttim. 15.4.1971” diye yazmış da, ona yaslanarak bu satırları döktürüyorum! Tarih düşmeye meraklı bir adam Naci Bey! Bu hale dediği, derleyip toplayıp siyah bezle güzelce ciltletmek! Ayrıca “çeşitli dillerden yaklaşık olarak 25.000 sözcüğün Türkçe karşılığı vardır.” diye yazıverme gereği hissetmiş. Belki onu okuyamayan biri gelir de yine çöpe atar korkusuyla etrafını uyandırmak istemiş! Bereket versin, sözlük bu sefer çöplüğe değil sahafa düşmüş…
Belki Naci Akverdi, Adana: Cumhuriyetten evvel ve sonra (Ulus Basımevi, 1937 – 82 s.) kitabının yazarıdır: “Araştırmacı (D. 1894, Adana – Ö. ?). 1914’te Mülkiye Mektebi son sınıf öğrencisiyken Birinci Dünya Savaşının çıkması üzerine askeri alındığı için okulunu askerlik dönüşü (1936’da) bitirebildi. İktisat Vekâleti Türkofis Dairesi, Dış Ticaret Dairesi gibi kurumlarda çalıştı. 1953’te emekliye ayrıldı. Cumhuriyetten Evvel ve Sonra Adana adlı eseri basıldı (1936) (bk. Mücellidoğlu Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, c. V, 1968).
Naci Beyle aynı soydanız, ben de kitaplar yitip gitmesin diye parça pörçük de olsa onları, bütün anlamlarıyla, toplamaya çalışıyorum.
Erzurumlu Mazhar, Mazharzade İhsan Cemaleddin, Naci Akverdi’yi bilen tanıyan çıkar mı? Ya lügat mi? Şimdilik lügat, yine bir Trabzonluya misafir gelerek güvenli bir sığınak buldu. Sabaha Allah kerim!
Fethi GEDİKLİ

Son Yorumlar