Huzur Dolu Evler…

Dün misafir olduğum evin hanımının anlattıkları çok güzel vakit geçirmeme sebep oldu, muhabbetin  tadı damağımda kaldı.

Yaşı 70’in üzerindeki ev sahibemiz, daha 13-14 yaşlarındayken, gittiğim eve gelin geldiğini anlattı.

Ev tek basamakla içeri girilen tek katlı, düzayak, küçük ancak aydınlık, kutu gibi bir evdi. Evin içine  asil bir huzur iklimi sinmiş, bu huzur koltuğundan, tülünden, döşemesinden insana yansıyordu.

Eve alınan her eşya evin küçüklüğüne oranlı, asla ışığı kesmeyecek şekilde alınmış.

Bir yıl önce eşini kaybetmiş, evinde yalnız oturuyordu. Bembeyaz gür saçları vardı, yorgun yüzünden bilgelik okunuyordu, üzgün ve derin bakışlı gözleri vardı. Bakışları üzgün olmakla birlikte içinde pişmanlık barındırmıyordu.

Üzgünlüğünde bir kabulleniş, razılık, eyvallah vardı.

Daha sokakta oyun oynarken, bisiklete binerken ne olduğunu anlamadan kendini başka bir evde gelin olarak bulduğunu anlattı. Şu an, Adapazarı’nın merkezi sayılabilecek konumdaki baba evinden, o gelin olduğunda çok az evin olduğu hatta ulaşımın bile olmadığı garip sayılabilecek bir mahalleye gelin olduğundan  söz etti. Kendisinin doğup büyüdüğü yerse, Adapazarı’nın en merkezi, en sosyete yeri Çark caddesiymiş. Daha çocuk yaşta, şehrin her yönden en ileri, gelişmiş semtinden, yerleşimin yeni başladığı bir semte daha çocukken gelin olarak geçivermiş.

Çok anlayışlı bir kayınvalidesi varmış. “Hanımannem çok iyi bir insandı, ben sabah uyandığımda soba yakılmış, yemekler pişmiş olurdu, beni güler yüzle kahvaltıya alırdı sonra  sen  ortalığı şöyle bir süpür, peşine hemen  güzelce giyin, süslen” dermiş. Evin içinde onun hep bakımlı olmasını istermiş. Konu komşuya gelinini mutlu bakımlı göstermek istermiş. Evlerin parmakla gösterilecek kadar az ve hepsinin bodrum üzeri tek katlı, bahçeli olduğu zamanlarmış.

Hanımannesi, yüzünün gölgelendiğini, sıkıldığını anladığı zaman, gelinine kalk pantolon giy kasketini tak bisikletle gez, hava al gel dermiş.

O zamanlar, hele de arka semtlerde bir kadının, kızın bisiklete binip dolaşması görülmüş şey değilmiş. Kayınvalidesi ne kadar ileri görüşlü, anlayışlı bir kadınmış anlattıklarından hayrete düştüm. Zeka,  muhakeme böyle bir şey işte. Alıştığı modern  Çark caddesi muhitinden  sonra, geldiği yerde, gariplik hissetmesin diye anlaşılan elinden gelen  her kolaylığı, konforu sağlamaya çalışmış gelinine.

Öyle içten dua ediyordu hanımannesine görmeniz lazımdı. İnsan, insanı severse, birbirinin kıymetini bilirse iki dünyası da cennet olur. O hanımanne yaşarken gelinine ve kendisine, dünyalarını cennet etme niyetiyle gayretiyle yaşamış, şimdi de kendi “mekanı cennet olsun” duaları alıyor canı gönülden.

Kalabalık bir ortamda sohbetimize devam ederken, daldan dala atlayarak konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.

Anlattığım evden çıkarken mutlu bir dinginlik hissi içinde ayrıldım. Kendimi kuş gibi hissediyordum.

İyileri, iyilikleri dinlemesi, insana iyi geliyor.

İyi insan olmak kıymet bilmek, insanın kıymetinin bilinmesi ne güzel şey.

Gönül KESKİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir