ABD’li askerî tarihçi Edward Erickson, Nablus Muhârebesi’nin, General Allenby tarafından bir imhâ muhârebesi olarak tasarlanıp icra edilmiş olduğunu ve 20. Yüzyılın en kesin sonuçlu zaferlerinden biri olduğunu, bu zafer sonucu Filistin Cephesi’ndeki Osmanlı ordularının muharip gücünün General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri tarafından imhâ edildiğini, Yıldırım Orduları Grubunun bu savaşta aldığı yenilginin, Osmanlı kuvvetlerinin, I. Dünya Savaşı’nda İngiliz kuvvetleri karşısındaki uğradığı en ağır yenilgi olduğunu belirtmektedir.
Giriş…
Bu makalede tarafı olduğumuz I. Dünya Savaşı’nın (1914-1918) sonlarında Filistin Cephesinde yaşanan ve Türk kuvvetlerinin ağır bir yenilgisiyle sonuçlanan Nablus Muharebesi’nden (İngilizce literatürde de Mondros Mütarekesine uzanan süreçten bahsedilecektir.
Öncesi…
Devam eden I. Dünya Savaşı’nın ikinci yılı olan 1916 yılının sonunda Sina Cephesinde Sina Yarımadasının tamamen İngiliz kuvvetlerinin kontrolüne girmesinin ardından İngiltere tarafından Filistin’in işgali kararlaştırılmış bu çerçevede Filistin’e açılan kapılardan biri niteliğindeki Birüssebi’ye 26-27 Mart ve 17 Nisan 1917 tarihlerinde taarruz eden İngiliz kuvvetleri, başarılı Türk savunması karşısında sonuç alamamış ve püskürtülmüş, İngiliz kuvvetlerinin 31 Ekim’de eşzamanlı olarak Birüssebi ve Gazze’ye başlattıkları daha güçlü bir taarruz sonucu aynı gün Birüssebi, 7 Kasım’da da Gazze, devam eden İngiliz taarruzları sonucu 9 Aralık’ta da Kudüs düşmüştü. Gazze-Birüssebi Muhârebeleri’nden sonra Kudüs-Yafa hattı kuzeyine kadar ilerleyen İngiliz kuvvetleri bu mevzilerin uzaktan emniyetini sağlamak için kısa hedefli iki taarruz yapmışlar, 21 Aralık’ta icra ettikleri bir baskın harekâtıyla da Avca Nehri’ndeki 22. Osmanlı Kolordusunu Tabsur-Aisat Hattına kadar geriye atmışlardı. Gazze ve Kudüs’ün düşmesiyle o zamana dek askerî yazışmalarda Sina Cephesi olarak kullanılan ifade yerine de artık Filistin Cephesi ifadesi kullanılmaya başlanmıştı.
1918 Yılında Ertelenen Katî Sonuçlu İngiliz Taarruzu…
İngiltere siyasî otoriteleri 1918 baharında Filistin’de katî sonuçlu bir taarruz planlamış olmakla birlikte Almanların (Avrupa’da) Batı Cephesinde 21 Mart’ta başlattıkları Bahar Taarruzu nedeniyle Mısır Sefer Kuvvetine bağlı askerî birlikleri Batı Cephesine intikâl ettirilmiş olması nedeniyle bu taarruz ertelenmiş, İngilizler Filistin Cephesinde bahar mevsiminde küçük çaplı taarruz ve muharebelerle yetinmişlerdi.
Batı Cephesinde gerçekleşen bir seri muharebenin ardından Temmuz 1918 ayı ortalarında Alman ilerlemesi durdurulduktan sonra Müttefik Kuvvetlerin 8 Ağustos’ta Almanlara karşı başlattıkları Yüz Gün Taarruzunu takiben İngiltere tarafından Mısır Sefer Kuvveti takviye edilmiş ve Filistin Cephesinde katî sonuçlu bir muharebe için taarruz hazırlıkları sürdürülmüştü.
İngiliz Kuvvetlerinin Durumu…
General Edmund Allenby komutasında iki piyade kolordusu ile Çöl Süvari Kolordusu, Fransız ve İtalyan müfrezeleri ile bağlı birliklerden oluşan İngiliz Ordusunda;
– Sol cenahta (8. Türk Ordusu karşısında) 15 mil genişliğindeki cephede konuşlu Tümgeneral Edward Bulfin Komutasında 21. Kolordu,
– 21. Kolordunun sol cenahında ve sahil kesiminde (8. Türk Ordusu karşısında) konuşlu Tümgeneral Henry George Chauvel Komutasında Atlı Sahra Kolordusu,
– Merkezde ya da Nablus karşısında (7. Türk Ordusu karşısında) konuşlu Tümgeneral Chetwode komutasında 20. Kolordu,
– Sağ cenahta (4. Türk Ordusu karşısında) konuşlu (Özel Görev Kuvveti olarak Atlı Sahra Kolordusundan ayrılmış) Tümgeneral Edward Chaytor komutasındaki Avustralya-Yeni Zelanda Atlı Piyade Tümeni olmak üzere toplam 56.000 tüfek, 11.000 kılıç ve 552 top mevcuttu. Toplam insan gücü de 67.000 kişiydi.
![]()
Yıldırım Orduları Grubunun Kuvvet Durumu…
Mareşal Liman von Sanders komutasında üç ordu ile ihtiyat ve diğer münferit birliklerden oluşan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığında;
– Sağ cenahta ya da sahil (Gazze) kesiminde konuşlu olan ve karargâhı da Tulkerim’de bulunan Cevat (Çobanlı) Paşa komutasındaki 8. Orduda 19.157 muharip er, 10.393 cephedeki piyade tüfeği ve 262 makineli tüfek,
– Merkezde ve karargâhı da Nablus’ta konuşlu bulunan Mustafa Kemâl Paşa komutasındaki 7. Orduda 14.522 muharip er, 7.046 cephedeki piyade tüfeği, 51 hafif ve 348 ağır makineli tüfek,
– Sol cenahta (Ürdün cenahında) ve karargâhı da Salt’ta bulunan Şeria Nehri ile Lut Gölü arasında konuşlu Mersinli Cemâl Paşa komutasındaki 4. Orduda 6.919 muharip er, 2.380 cephedeki piyade tüfeği, 9 hafif ve 86 ağır makineli tüfek olmak üzere toplam olarak 40.598 muharip er, 19.819 cephedeki piyade tüfeği, 273 hafif ve 696 ağır makineli tüfek mevcuttu.
Suriye ve Filistin Cephesi’ndeki diğer Türk kuvvetleri de Mirlivâ Nihat (Anılmış) Paşa komutasındaki ve merkezi Adana’da bulunan 2. Ordu ile Mirlivâ Fahrettin (Türkkan) Paşa komutasındaki ve merkezi de Medine’de bulunan Hicaz Sefer Kuvvetinden oluşmaktaydı.
Ağır Bir Yenilgi: Nablus Muhârebesi…
19 Eylül günü saat 04.35’te 8. Ordunun sağ kanadının sahilden dağlara kadar tüm mevzilerine şiddetli bir baraj ateşi açıldı. Sabah gün ağardıktan hemen sonra 7. ve 8. Orduların komuta binalarının ve bunlara bağlı komutanlıkların çadırlı ordugâhlarının ve Yıldırım Orduları Grubunun Affule’deki telefon santralinin üzerinde İngilizlerin uçak filoları bombardımana başladılar ve telefon hatlarını kısmen tahrip ettiler. Ayrıca karayolu da sabah saatlerinde Araplar tarafından kesilmişti. Tulkerim ile Nasıra arasındaki telefon ve teleks bağlantısı sabah 07.00’ye doğru kopmuştu.
Sahil kesiminden de cephe boyunca saat 07.30’da şiddetli bir İngiliz taarruzu başlamıştı. 8. Ordu Komutanlığının telsiz istasyonu artık çağrılara cevap vermiyordu.
Denizden donanmanın, havadan da uçakların yoğun ateş desteği altında gerçekleşen bu taarruzun daha ilk saatlerinde Yıldırım Ordularının muhabere araçlarının tahrip olması sonucu birliklerin birbirleri ile irtibatı kopmuş ve böylece İngiliz kuvvetlerine karşı müşterek hareket etme imkânı kalmamıştır.
Bu yoğun ateşin koruması altında İngiliz piyadeleri taarruza geçerek ilk hamlede 7. ve 20. Türk Tümenlerin mevzilerini ele geçirdi. Hızla ilerleyen İngiliz birlikleri telâfisi mümkün olmayacak şekilde cepheyi yarmıştı. Eşzamanlı olarak sahil boyunca ilerleyen güçlü İngiliz süvarileri de aynı gün 8. Ordu karargâhının konuşlu olduğu olan Tul Kerim’i işgâl etmişlerdi.
8. Ordu ağır bir darbe almıştı. Cephenin orta kesimini savunmakta olan 7. Ordu Komutanlığı da sabah saat 09.00-10.00 arasında Nablus’ta bulunan Alman Albay Oppen’dan aldığı habere göre (8. Ordunun) sağ kanat grubunun sahil kesimindeki cephesinin yarıldığını ve İngiliz Süvari Birliklerinin de sâhil boyunca kuzeye doğru ilerlediğini öğrenmişti.
Aynı gün cephenin orta kesiminin 40-50 km gerisinde bulunan Mareşal Sanders’in karargâhının bulunduğu Nasıra kasabasına girip komutanı esir almak isteyen İngiliz kuvvetleri ise güçlükle geri püskürtülmüş, ancak ertesi gün İngiliz birliklerinin Nasıra kasabasına tekrar taarruzu üzerine Yıldırım Orduları Grubu Karargâhı perişan bir hâlde ve kaçarcasına kuzeye çekilmiş, Mareşal Sanders genel ricat emri vermiş, ilerleyen saatlerde de Nasıra, İngilizlerin eline geçmişti.
ABD’li askerî tarihçi Edward Erickson, Nablus Muhârebesi’nin, General Allenby tarafından bir imhâ muhârebesi olarak tasarlanıp icra edilmiş olduğunu ve 20. Yüzyılın en kesin sonuçlu zaferlerinden biri olduğunu, bu zafer sonucu Filistin Cephesi’ndeki Osmanlı ordularının muharip gücünün General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri tarafından imhâ edildiğini, Yıldırım Orduları Grubunun bu savaşta aldığı yenilginin, Osmanlı kuvvetlerinin, I. Dünya Savaşı’nda İngiliz kuvvetleri karşısındaki uğradığı en ağır yenilgi olduğunu belirtmektedir.
Filistin Cephesinde Nablus Bozgunu sonrası Tulkerim-Nablus-Amman hattından Şam’a çekilme harekâtı (20.09 – 01.10.1918)
Çekilme Harekâtı
Padişah Vahideddin,10 Ağustos’ta Başkomutanlık görevini üzerine aldığından, Enver Paşa Orduya gönderdiği bir emirle durumu açıklayarak, bundan böyle kendisinin Başkomutanlık Kurmay Bşk. (Gnkur. Bşk.) olarak görevini sürdüreceğini bildirmişti.
7. ve 8. Ordu bakiyesi birlikler için artık yegâne kurtuluş yolu Batı Şeria’nın doğusu idi. Maalesef 8. Ordu bağlısı 16. ve 19. Tümenlerin, Şeria Nehri’ni henüz geçmemiş olan büyük kısmı İngiliz süvarileri tarafından sıkıştırıldı ve 23 Eylül’de esir edildi. Böylece 8. Ordunun maddî mevcûdiyeti de ortadan kalkmış oldu.
Gelişmeler 1 Eylül’de cepheye gelerek Nablus’ta 7. Ordunun komutasını üstlenen Mustafa Kemâl Paşa’nın öngörüsünü haklı çıkarmıştı. Yıldırım Ordularının savunma cephesi artık savunulamayacak hâle gelmişti. 8. Ordu harekât dışı kalmış, geri çekilmesi bozguna dönüşmüş, gerideki bir mevzide tutunma imkânı da kalmamıştı. 8. Ordunun harekât dışı kalması nedeniyle kuzeydoğuya yönelecek İngiliz kuvvetlerinin, 7. Ordunun savunmasını engelleme ve hatta 10-15 km kuzeye ilerleyerek, 7. Ordunun çekilerek Şeria Nehri batısında savunmasını engelleme ve geri çekilme yollarını kuşatma ihtimâli vardı. Bu durumu isabetle değerlendiren Mustafa Kemâl Paşa 7. Orduyu Şeria Nehri’nin doğusuna çekti, ardından da 4. Ordu ile birlikte 22-23 Eylül’de Deraa-Şam istikâmetinde geri çekilmeye başladı.
Padişah, Mustafa Kemâl Paşa’ya, 7. Orduyu imhâdan kurtardığı için 23 Eylül’de “fahrî yâverlik” unvanı verdi. Bu şartlarda Mareşal Sanders, Şam bölgesinde savunulmaya geçilmesini istedi. 23 Eylül’de Arap Ordusu Amman’a girmiş, 25 Eylül’de de İngilizler Amman’ı ele geçirmiştir. 26-27 Eylül’de Deraa-Müzeyrip hattına gelen 4. ve 7. Orduların birlikleri buradan da Şam istikâmetinde geri çekilmeye devam ettiler. İngiliz Süvarileri de geri çekilen Türk birlikleri ile aynı hizada ve aynı hedefe doğru ilerliyordu.
28 Eylül günü öğleden sonra Şam’a gelen 4. Ordu Karargâhı güneyden gelmekte olan birliklerin yönetimiyle görevlendirildi. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemâl Paşa da Rayak’a gelmiş, aynı şekilde o da civardaki birlikleri toplamak ve kullanmak görevini almıştı. Şam’ın savunulması görevi 4. Orduya verilmişti. Ancak Şam’da bulunması gereken askerî memurlar, vali, jandarma komutanı ve polis müdürü ortalarda yoktu. Geri çekilme artık bir panik ve kuzeye doğru yönelen bozgun şeklini almış, yönetim ve asayiş adına bir şey kalmamıştı. İngiliz uçakları da halkın ve askerî birliklerin üzerine tehdit ve duyurular atıyordu.
Mustafa Kemâl Paşa, 7. Orduyla Nablus’un kuzeydoğusunda Ferha Vadisi’nde tutunmak istemişse de İngiliz süvarileri daha önce bu hattın arkasına gelip yolu kesmiştir. Mustafa Kemâl Paşa, 23 Eylül’de 7. Orduyu Şeria Nehri’nin doğusuna geçirip ordusunu Aclun Dağları’na vurmuş ve 25-26 Eylül’de de Deraa demiryolu kavşağına ulaşmıştı. Burada yapılan toplantıda, 4. ve 8. Orduların artıklarının da kendisine bağlanmasını istemişse de Mareşal Sanders tarafından kabul edilmemişti. 27 Eylül’de karargâhı ile birlikte Deraa’dan ayrılan Mustafa Kemâl Paşa, 28 Eylül’de, Mareşal Sanders tarafından Rayak Bölgesi Komutanlığına atanmıştır. Aynı gün Şam-Rayak hattı tutularak 4. ve 7. Ordu birlikleri burada konuşlandırılmış, 29 Eylül’de Mustafa Kemâl Paşa, Mareşal Sanders’in emriyle, 7. Ordu birliklerini Şam’ın savunması için Mersinli Cemâl Paşa’ya bırakarak, Riyak bölgesindeki dağınık kuvvetleri emrine almak üzere harekete geçmişti.
Bu arada Mustafa Kemâl Paşa, Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına (Gnkur. Bşk.lığına) gönderdiği raporda; Nablus Muhârebesi’nden itibaren yaşanan gelişmelerin özetini sunmuş, 4. Ordunun Amman’dan çekilen birlikleriyle Şam güneyine geldiğini, Mareşal Sanders’in emri gereği 7. Orduyu Şam’ı savunmakla görevlendirilen 4. Ordu Komutanı Cemâl Paşa’ya bıraktığını, Rayak’ta toplanan dağınık hâldeki erlerle savunmaya geçilmesi görevi aldığını, Şam’ın uzun süre savunulamayacağını bildirerek, bu nedenle kuzeyden kaydırılacak kuvvetlerle birlikte Rayak kuzeyine çekilmesi ve burada esaslı bir savunma hattı kurulmasını teklif etmiştir. Mustafa Kemâl Paşa bu gelişmelere paralel olarak Şam’da bulunan 3. Kolordu Komutanı Albay İsmet (İnönü) Bey ile Baalbek bölgesinde bulunan 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasındaki kuvvetlerin kuzeye kaydırılması emrini vermişti. Emrin suretini de “bilgi” için Mareşal Sanders’e göndermişti. Mareşal Sanders, Şam’ı savunmayı düşündüğü için bu görüşe katılmamıştı. 30 Eylül’de Rayak’a gelip oradaki askeri derleyip toparlayan Mustafa Kemâl Paşa, Rayak’ın kuzeyine çekilme kararının uygulanması, yoksa orduya bundan sonra şekil vermek imkânı bile kalmayacağını Mareşal Sanders’e bildirdikten sonra Baalbek’e, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’nın yanına gitmişti. O, bu kuvvetle ciddî bir savunma yapılamayacağını görmüştü. Yıldırım Orduları Grubundan kalanları düşmana ezdirmeden Halep’e kadar çekilmeyi, savunma hattının burada kurulmasını düşünüyordu. Mareşal Sanders bu yaklaşımın aksine birliklerin yerlerinde kalarak çarpışmalarını istiyordu. 1 Ekim’de Şam düşüp, iki tümenin de esir olması sonrasında Humus’a, Mareşal Sanders’in karargâhına gelen Mustafa Kemâl Paşa, onunla görüşmüş ve elde kalan birliklerin Halep’in güneyine çekilmesi konusunda onu ikna etmişti.
Bu görüşme sonucu 4. Ordunun Humus’a, 7. Ordunun da Halep’e çekilmesi emri verilmişti. Mustafa Kemâl Paşa 5 Ekim’de Halep’e gelerek dağınık ve düzensiz bir şekilde çekilen birliklere çekidüzen vererek önce Halep’te, sonra da Halep kuzeyinde bir savunma hattını oluşturdu.
Şam’ın düşmesiyle Filistin faciası noktalanmış, Yıldırım Orduları Grubunun da sonu belli olmuştu. 4. ve 7. Orduların kalıntıları Şam önünde eridiğinden Eylül ayının sonlarında ortada ordu denecek bir şey kalmamıştı. Sonradan bahse konu ordulardan arta kalan birlikleri Halep’te yeniden teşkilâtlandırmakla görevlendirilen Mustafa Kemâl Paşa’nın büyük çabalarıyla kısa zamanda 7. Ordunun kurulması sonucu Yıldırım Ordular Grubunun bir ölçüde canlanması sağlanmıştı.
Tâkip harekâtına devam eden İngiliz birlikleri 1 Ekim’de Beyrut’u 2 Ekim’de Rayak’ı, 3 Ekim’de Baalbek’i, 6 Ekim’de Humus’u, 13 Ekim’de de Trablusşam’ı işgâl eder. Başkomutanlık tarafından bu olumsuz gidişatın durdurulması için 4 Ekim’de 2. Ordu, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığının emrine verilmiş, 15 Ekim tarihli emir ile de 4. Ordunun lağv edildiği, karargâhının da 7. Ordu karargâhını takviye edeceği bildirilmişti.
İngiliz birlikleri Şeria’dan Şam’a doğru yaptığı takip harekâtında 20.000 tutsak almış, General Allenby de Türklerin muhârebe gücü kalmadığı kanaatine vararak kısa bir menzi hattı elde etmek üzere Rayak- Beyrut hattında ilerlemeye karar vermişti. Avusturalya atlı tümeni Şam’da bırakılmıştı, İngiliz ordusuna bağlı 4 ve 5. Süvari Tümenleri de 5 Ekim’den itibaren Rayak ve Zahle’ye gelmiş, sonrasında ileri harekâta devam eden İngiliz kuvvetleri de Halep’e yönelmişlerdi.
15 Ekim’de karargâhıyla Halep’e gelen Mustafa Kemâl Paşa, kendisine verilen yetki üzerine, dağınık ve düzensiz bir şekilde geri çekilmekte olan birliklere çekidüzen vererek Halep’te bir savunma hattı kurar. O esnada 7. Ordu üç tümenle Halep ve güneyinde, bir tümenle de (Halep kuzeyinde) Katma’da mevzide bulunuyordu. Katma’daki tümen, bir düşman çıkarmasına karşı, İskenderun bölgesine intikâl hazırlıkları yapmıştı. Durum öyle gösteriyordu ki, 23 Ekim’den itibaren başlayan İngiliz taarruzu nedeniyle Halep’ten çıkmak ve kuzeydeki dağlık bölgede Anadolu’nun yolunu kapamak lâzımdı. Bu maksada yönelik olarak Halep ve güneyinde bulunan kuvvetler 5 km. kadar kuzeyde bulunan Katma’ya kaydırılarak burada bir savunma hattı oluşturuldu. Halep’te yaşanan çetin muhârebelerin ardından 25 Ekim’de Halep, İngilizler tarafından işgâl edildi.
Katma’da Durdurulan İngiliz Taarruzu…
Ancak İngiliz birliklerinin 23 Ekim’de başlayan ve üç gün süren taarruzları, Mustafa Kemâl Paşa’nın Halep’in kuzeyinde Katma dolaylarında aldığı önlemler sayesinde durduruldu.
İngiliz birliklerinin Halep’in kuzeyinde durdurulması sonucu İskenderun, Beylan (Hatay), Dir Cemâl, (Halep-Kilis arasında yer alan ve Halep’e bağlı bir yerleşim merkezi olan) Tellürifat ve doğuya doğru uzanan hat Yıldırım Orduları Grubunun elinde kalmış oldu. Antakya da 28 Ekim’de bu hattın içine alındı. Düşman bu hatta durdurulmuş ve Türk kuvvetleri de daha geriye çekilmemek konusunda sonuna kadar mücadele etmiştir.
Bu hat Türkiye’nin de millî sınırlarını oluşturuyordu. Mustafa Kemâl Paşa’ya göre bu hat, Türk ordularının en başta korumayı ve kurtarmayı düşünmesi gereken hattı.
Böylece Toros Dağları geçitlerine ulaşan yollar kapatılmış, Anadolu’yu örtme ve koruma imkânı sağlanmıştı.
Mustafa Kemâl Paşa burada 7. Orduyu tekrar toplayarak iyi bir teşkilatçı olduğunu bir kez daha ispatladı. Aynı zamanda Adana-Halep bölgesindeki 2. Orduyu da kuruluşuna alarak Yıldırım Orduları Grubunu yeniden oluşturdu.
Bu gelişmeler yaşanırken Yıldırım Orduları Grubu karargâhı da 26 Ekim’de Adana’ya taşınmıştı.
Komuta Değişimi…
30 Ekim’de Mondros Mütârekesi imzalanırken Yıldırım Orduları ile ilgili gelişmeler de devam ediyordu. Yıldırım Orduları Grubu artık yıpranmış ve bîtap düşmüş 2. ve 7. Ordulardan oluşuyordu. Cephede ise sadece 7. Ordu vardı. Mütâreke’nin imzalanmasıyla birlikte, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Mareşal Sanders’e Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Mustafa Kemâl Paşa’ya devrederek İstanbul’a gelmesini bildirmişti.
Mütâreke şartları Osmanlı Ordularına bildirilirken “her Ordu kendine ait yönleri hemen uygulayacaktır, gerektikçe yeni bilgi ve tâlimat verilecektir’’ deniyordu. Mustafa Kemâl Paşa, bu emri okuduğu zaman, en bunalımlı günlerde bile kendisinde görülmeyen bir asabiyete kapıldı. Bu büyük komutanda beliren kanaate bütün maiyeti katılıyordu. O diyordu ki ‘’Osmanlı Devleti bu mütârekeyle kendini kayıtsız şartsız teslim etmeyi uygun görmüştür. Yalnız uygun bulmuş değil, düşmanların ülkeyi ele geçirmesi için ona yardımı da vaat etmiştir.’’
Bizim Bağımsızlığımızın Savaşı Şu Anda Başlıyor…
Mustafa Kemâl Paşa de görevi devralmak için Katma’dan hareketle Adana’ya gelmişti. 31 Ekim’de Mareşal Sanders bir bildiriyle bu değişikliği Yıldırım Orduları Gurubu’na duyurmuş ve Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı törenle Mustafa Kemâl Paşa’ya devredilmiştir.
Hüzünlü geçen devir-teslim töreninde, Yıldırım Orduları ve 7. Ordu Karargâhlarının yerleştiği otelde, Mareşal Sanders, gerek 1915 yılında Çanakkale Cephesinde 5. Ordu bünyesinde, gerekse de Ağustos-Ekim 1918 döneminde Suriye Cephesinde Yıldırım Orduları Grubunda birlikte görev yaptığı Mustafa Kemâl Paşa’ya onun yüksek komutanlık meziyetlerine sahip olduğunu şu sözlerle dile getirir:
“Ekselans!
Siz savaş cephelerinde Arıburnu’nda ve Anafartalar’da çok yakından tanıdığım komutansınız. Kalben dost olduğumuzu sanırım.
Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığım şu anda emrim altındaki orduları, Türkiye’ye geldiğimden beri değer verdiğim bir komutana bırakıyorum.
Bu genel felâket içinde komutayı size bırakmakla teselli buluyorum.
Şu andan itibaren ben sizin konuğunuzum.”
Komuta devir-teslimi esnasında Mareşal Sanders “Yenildik. Artık her şey bitti.” dediğinde Mustafa Kemâl Paşa da Ona “Savaş, Müttefiklerimiz için bitmiş olabilir. Bizim bağımsızlığımızın savaşı şu anda başlıyor.” şeklinde mukâbelede bulunur.
Sonuç…
(İçeriği ve sonuçları başka bir yazının konusu olmakla birlikte) Mütâreke ile Osmanlı Devleti ve Almanya için büyük bir serüven sona ermiş, Almanya da Osmanlı Devleti topraklarında iktisadî ve politik nüfuz sahibi olmak umudunu iyice yitirmiş, “Berlin’den Bağdat’a” rüyası artık bir kâbus hâlini almış, Osmanlı Devleti de parçalanmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı.
Mütareke sonrasında mağlup devletler ile imzalanacak (daha doğrusu sona eren savaşın galipleri tarafından mağlup devletlere dayatılacak barış antlaşmaları) için 18 Ocak 1919 tarihinde başlayan Paris Barış Konferansında İtilaf Devletleri tarafından Merkezî Devletlere zorla dayatılan (Versay, Saint Germain, Triannon, Neuilly, Sevr) barış antlaşmalarını çaresiz hâldeki mağlûp devletlerin yönetimleri isteksizce de olsa imzalamışlardı. Bu antlaşmalardan Sevr Barış Antlaşması, Osmanlı Mebûsan Meclisi kapalı olduğu için onun yerine Saltanat Şûrâsı tarafından kabul edilmiş ve adı geçen Şûrâ tarafından görevlendirilen heyet tarafından Sevr’de imzalanmış ise de bir esaret ve utanç belgesi olarak addedilen bu antlaşma TBMM Hükûmetinin 19 Ağustos 1920 tarihli oturumunda tanınmadığı gibi bahse konu antlaşmayı imzalayanlar hakkında da “vatan haini” kararı alınmış, her türlü yokluk ve imkânsızlığa rağmen sürdürülen Şanlı Millî Mücadele zaferle taçlandırılmış, ardından da Türkiye Cumhuriyetinin siyasî tapusu addedilen Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmıştır.
İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, yazar ve akademisyen (Ankara Üniversitesi).
© 2024. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
Kaynaklar
—-; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi: Sina – Filistin Cephesi, C. IV/2, Gnkur. ATASE Başkanlığı Yay., Ankara 1986.
—-; General Allenby’nin Raporu, Filistin Bozgunu (İngilizceden çev.: Ağır Topçu Üsteğmen Hikmet) (Osmanlıcadan çev.: Emekli General Nuri Taşdelen), Orhaniye Bsmv., İstanbul 1919.
Arı, Kemâl; I. Dünya Savaş Kronolojisi, Gnkur. Bsmv., Ankara 1997.
Anderson, Betty; A History of the Modern Middle East: Rulers, Rebels, and Rogues, Stanford University Press, California – USA 2106.
Belen, Fahri; Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi 1918 Yılı Hareketleri, C. 5, Gnkur. Bsmv., Ankara 1967.
Çulcu, Murat; Arşivi Kaybolan Savaş Sina Filistin-Suriye Cephesi, Birinci Baskı, KASTAŞ Yayınevi, İstanbul 2009.
Emekli Miralay Steuber, Yıldırım, (Çev.: Kaymakam Nihat), Askerî Matbaa, İstanbul 1932.
Erendil, Muzaffer; Baycan, Nusret; Ökse, Necati; Kabasakal, Hüseyin; Ünsal, Hüsamettin; Askerî Yönüyle Atatürk, GATA Bsmv., Ankara 1981.
Erickson, Edward J; Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu, (Çev.: Kerim Bağrıaçık), 1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 2009.
Erikan, Celâl; Komutan Atatürk, İstanbul 1972.
Özkaya, Yücel; Sarıkaya, Mehmet; Balcıoğlu Eraslan, Cezmi; Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün Hayatı, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2003.
Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.
Perrett, Bryan; Megiddo 1918, 1. Baskı, Osprey Publishing Print, Great Britain 1999.
Sanders, Liman von; Türkiye’de Beş Yıl, (Çev.: M. Şevki Yazman), Burçak Yayınevi, İstanbul 1968..
Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı (1914-1918), (Çev.: Abdullah Es), Gnkur. Bsmv., Ankara 1995.

Son Yorumlar