Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Henüz beş yaşındayken okula giden kardeşlerimi ödev yaparken izleyerek kendi kendime okuma-yazma öğrenmem, kardeşlerimin önceki yıldan kalma kitapları, komşu çocuğundan bir saatliğine ödünç alınan ders kitapları, okul kütüphanesinden alınan kitaplar ve lise hocalarımın verdiği romanlar… öyle kütüphanesi olan bir evde büyümediğim için kitaplarla tanışmam bu şekilde oldu. Büyüklerimden dinlediğim masallar var bir de. Sonrasında kısıtlı imkânlar altında geçen okul yılları; derken göreve başlama, evlilik ve annelik…
Hayatın debdebesinden hangi limana sığınacağımı düşünmeye, ancak yirmili yaşları bitirmeye yakın fırsat bulabildim. Bu yaşıma kadar bende oluşan parçaları birleştirdiğimde önümde anavatanımı, yani çocukluğumu gördüm. Oradan buradan devşirilen kitaplar, hafızamda kalan bölük pörçük masallar… Çocukluğumda beni en çok mutlu eden şeyin, bunlar olduğunu anladım. Okulda teneffüs aralarında, çocuğumu uyuturken, yemek pişirirken, bankada sıra beklerken okudum, okudum. Neyi, niçin okuduğumu bilmeden okudum. Geç kalmışlığın endişesiyle okudum. Okudukça dağılan parçalarımın birleştiğini, sağaldığımı fark ettim. İyi bir dinleyici olduğumu, okuduğum yüzlerce kitap bana fısıldıyordu sanki. Yıllarca böyle devam etti bu.
Bir gün kaleme ilişti gözüm, hiçbir şey düşünmeden yazmaya başladım. Çoğunu yırtıp atıyordum. Yırtıp attıkça yazdıklarım daha da çoğalıyordu. Sonunda bir dergiye bu yazılardan birini göndermeye karar verdim. Dergiden olumsuz cevap alarak yazma işine son vermekti niyetim. Gönderdiğim dergide yazılarım, her ay olmak üzere yıllarca yayımlandı. Israrla, niyetimin gerçekleşmesi için başka dergilere de yazdıklarımı göndermeye devam ettim. Yazılarım yayımlanıyordu çoğunlukla. Daha fazla ısrar etmemem gerektiğini anladım.
İltica ettiğim kitaplar bana yazmanın büyülü dünyasını bana armağan etmişti. Bana da kaleme memur olup bu büyülü dünyada yaşamak düşüyordu. Bu dünyayı kimsenin desteği olmadan kendim inşa etmiştim.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Bilinenin ardındaki bilinmeyeni, görülenin ardındaki saklıyı anlamlandırmak. Beş duyumuz ile hissettiklerimizi ruhun hakikatiyle harmanlamak. Bu yüzden yaşanmamış yaşanmışlıkları, hiç olmamışları olmuştan sayan karakterlerle yola çıkıyorum. Karakterlere bir fırsat sunduktan sonra onların nasıl bir yol ayrımına girdiklerini görmek içimdeki fırtınayı dindiriyor.
Anlatmaktan ziyade anlamaya çalışan insan, kendi olmaya başlayacaktır. Değişmek değil de dönüşmek diyorum, ben buna. Günümüzde her alanda insana dayatılan kalıplardan kurtulmak elbette çok zor. Görünür olmak, sesini duyurmak ve akıllarda kalmak için her türlü yollara başvurmak zorunda olduğumuzu hissettiren bir çağdayız.
Görünmeden, bağırmadan, sadece sözcüklerle bağ kurabilmeyi amaçlıyorum. Her şeyden önce söz vardı çünkü.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Serap KILINÇOĞLU
- Gaziantep doğumlu.
- 19 Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü ile Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu.
- Gaziantep’te Sınıf öğretmeni olarak görev yapmakta.
- Öyküleri; Edebiyat Daima, İshak, Heceöykü, Mahalle Mektebi, Türk Edebiyatı ve daha birçok dergilerde yayımlandı.
- Edebiyat Daima Dergisi’nde editörlük yapmakta.
Kitapları
- Uğrun Uğrun (öykü)
- Mademki Mavi (öykü)

Son Yorumlar