Yakın zamanda yayına giren Masumlar Apartmanı adlı dizi daha ilk bölümünde çok konuşulmaya başladı. Peki, bu dizi neden bu kadar sarsıcı oldu? Dr. Gülsen Budayıcıoğlu’nun Madalyonun İçi romanından uyarlandığı söylenen bu dizi alışılagelmişin dışında bir konuya anlatmış olduğu için ilgi uyandırdı. Bu dizide çocuklukta yaşanan travmaların insan hayatını ne denli etkilediği gözler önüne seriliyor. Bütün açıklığıyla ve sonuçlarıyla…

“Çocuklar donmamış beton gibidir, üzerine ne düşse iz bırakır.” cümlesinin senaryoya evirilmiş halini buldum diyebilirim.
Bir aile apartmanı, hasta bir baba, takıntıları olan dört kardeş. En büyük kız Safiye’ye hırçınlığı, ahlak anlayışı, takıntıları adeta annesinden miras kalmış. Ölen annesinin elbiselerini giyen Safiye’yi ıspanak yaprağını bile kalıp sabunla yıkayıp defalarca durulurken bulursunuz. Tek korkusu ise kardeşlerini kaybetmektir. Safiye’nin boyunduruğunda ona en yakın olan kardeşi Gülben’dir. Evin her yerini defalarca paklayan Safiye’nin yaşını başını almasına rağmen altını ıslatan kardeşinin(Gülben) çarşaflarını cinnet haliyle çöp torbasına koyup üst kattaki boş dairelerine gizlice bırakma anlarında dairenin içini kaplayan çöp dağını görüp hayrete düşebilirsiniz. Böylelikle apartmanın kokusunu, boş dairelerine niye kiracı istememelerini de anlamış oluruz.

İşle ev arasında mekik dokuyup hasta babasıyla takıntılı kardeşlerini ayakta tutmaya çalışan Han ve evin küçük kızı normal, sosyal hayata daha uyumlu derken onların da takıntılarını izlemeye başlarız. İşadamı olan Han’ın geceleri kâğıt toplamaya çıkması ilginç gelebilir. Derinlere inildiğinde annesinin çok sevdiği tek bacaklı kurşun askerini bununla oynadığın sürece büyümeyeceksin, deyip attığını söyleyince Han’ın çok üzülüp her yeri arayarak sonunda oyuncağını çöpte bulması onda bu takıntının fitilini ateşleyen olay olabilir. Bu durum nedense aklıma Kafka’nın bebeği olayını getirdi. Olay şöyle:

Hikâyeye göre günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş. Kafka, bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Sonra Kafka vakit yitirmeden eve koşup bir mektup yazmaya başlamış. Bebek tekdüzelikten, hep aynı insanlarla yaşamaktan bıkmış, artık dünyayı gezmek, yeni arkadaşlar edinmek için seyahate çıktığını yazmış. Bu mektubu buluştuklarında kendisine okumuş; “Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” diye de eklemiş mektubun sonuna. Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka, küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş. Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka, son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “Yolculuğum beni çok değiştirdi.” Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulmuş. Kısaca şöyle yazmaktadır : “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”
Keşke herkes çocuk kalbi karşısında böyle ince düşünebilse.

Bu dizide bir annenin çocukları üzerinde ne kadar yıkıcı etkiye sahip olabileceğini görürüz. Biraz daha derinlere inildiğinde oku bir kişiye yöneltmenin doğru olmadığını anlarız. O anneyi o hale getiren durumun, eşinin aklının hep ilk eşinde ve ölen oğlunda olup kendisine ilgi göstermemesidir alında. Kocasının mahrum bıraktığı sevgi boşluğunu o da çocuklarından esirgiyor. Böylelikle sevgisizlik bulaşıyor eve. Buna bir de takıntılar, hırçınlıklar ekleniyor. Oysa sevgiler yarınlara bırakılmamalı.

Safiye’nin babam ilk kez gözümün içine bakarak kızım dedi, benden bir şey istedi, o ıspanağı mutlaka onun masasına bırakmalıyım deyip saatlerce verdiği uğraş sarsıcıdır. Bir sözün, bir tatlı bakışın iyileştirici olabileceğini anlarız.
Bir kaza sonucu yolu İnciyle buluşan Han’ın hayatındaki değişim, ev halkını da etkileyecektir. Zor bir ilişki olacağı belli. Aşkın iyileştirici yanını buluruz umarım.

Hikâyenin yaşanmışlık izi taşıması, bir yandan gererken bir yandan da diziyi izlemekten kendini alamıyor insan.
İzleyenler acaba bende ne tür takıntılar var, diye düşünebilir. Acaba benim çocukluğumdan gelen fakat farkında olmadığım ya da kendime itiraf edemediğim yaralarım var mı, diye sorgulayabilir. Farkında olmadan kendi çocuklarıma ben de zarar veriyor muyum, diye düşünebiliriz. Suyu fazla kullandığımızda acaba bende de Safiyelik mi başladı diye tedirgin olabiliriz. Eşimden ilgi görmesem bile bunu asla çocuğuma yansıtmayacağım diye kendinize söz de verebilirsiniz.

Anne ve babanın yanlış davranışlarının bir çocuğun dünyasında ne kadar büyük yıkıma sebep olacağını idrak etmek açısından önemli bir konuya sahip olduğunu düşünüyorum. Çocuklukta yaşanan travmalar, yıkımlar sadece çocukluk döneminde kalmıyor. insanın bütün hayatını şekillendiriyor adeta. Çocukluk insanın, herkesin yaşadığı hayatın karakutusu…

Diziyi izlerken aklıma şu geldi: Bir başka kanalda yine izlenme rekoru kıran Gülseren Budayıcıoğlu imzalı Kırmızı Oda adlı bir dizi var. Psikoloğun kapısını çalanların gerçek hikâyesi var bu dizide de. Acaba diyorum Masumiyet Apartmanı dizindeki karakterler, Kırmızı Oda dizisindeki psikologdan destek alsalar ne anlamlı olur.

Süheyla Karaca HANÖNÜ

Son Yorumlar