“Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üzerine şöyle yazılmalıdır: Millet ve memleket uğruna şehit edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fâtiha!”
(Kemal Bey’in vasiyeti)
GENEL
Kemal Bey, I. Dünya Savaşı‘nda Boğazlıyan (Yozgat) kaymakamlığı görevine ilaveten vekâleten Yozgat (Bozok) Sancağı mutasarrıfı [1] olarak da görev yapan bir Osmanlı bürokratı olup Sözde Ermeni Kırımı konusunda gerekli önlemleri almadığı ve bu nedenle tehcire tâbî tutulan Osmanlı tebâsı Ermenilerin can ve mal kaybına uğramalarına neden olduğu gerekçesiyle Mondros Mütârekesinin kurulan bir sözde mahkemede yargılanmış ve idam edilmiştir.
BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey 1884 tarihinde Beyrut’ta doğmuştur. İlköğrenim ve ortaöğreniminin ardından Mülkiye’de yüksek tahsil yapan Kemal Bey, Beyrut Vilayeti Maiyet memurluğunda göreve başlamıştır. 1909 yılında Kaymakam olan Kemal Bey, Doyran, Gebze, Karamürsel ve 1915 tarihinde de Yozgat Boğazlıyan’da Kaymakam olarak görev yapmıştır.
YOZGAT (BOZOK) SANCAĞI VE BOĞAZLIYAN
Osmanlı Devleti’nde, 1846 yılında idarî yapıda yeni düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemede Bozok ve Kayseri, Sivas vilayetinden ayrılmıştır. 1849 yılında ise Bozok, Kayseri, Ankara ve Çankırı tek bir vilayet çatısı altında toplanmıştır. Bu vilayetin adı bir dönem “Bozok vilayeti” olarak geçmiş hatta Yozgat şehri vilayete kısa bir dönem merkezlik de yapmıştır. Daha sonra “Ankara vilayeti” olarak değiştirilmiş ve vilayet merkezi de Ankara’ya alınmıştır. 1872 yılında Ankara vilayeti; Ankara, Bozok, Kayseri ve Kırşehir livalarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. 1875 yılından itibaren Bozok Sancağı’nın ismi “Yozgat Sancağı” olarak değiştirilmiş ve Osmanlı yıllıklarında bu şekilde yer almıştır. İmparatorluğun sonuna doğru, 1916 yılında Yozgat Sancağı, Yozgat (Merkez), Akdağmadeni ve Boğazlıyan olmak üzere üç kazaya sahipti.
1. DÜNYA SAVAŞI VE ERMENİ TEHCİRİ
Osmanlı Devleti’nin Kasım 1914 ayı başında I. Dünya Savaşı’na girmesinin ardından Osmanlı Devleti uyruklu kimi Ermenilerin üyesi olduğu ayrılıkçı çetelerin Kafkas Cephesindeki Rus kuvvetleri lehine cephe gerisinde başlatmış oldukları terör faaliyetleri ve isyanın büyümesi sonucunda sivil halkın güvenliği ve cephe gerisinin bekasının tesisi maksadıyla dönemin Osmanlı Hükûmeti tarafından sevk ve iskân politikası gündeme getirilmiştir.
Tehcir Kanunu olarak bilinen fakat geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı “Savaş Zamanında Hükûmet Uygulamalarına Karşı Gelenler İçin Asker Tarafından Uygulanacak Önlemler Hakkında Geçici Kanun” olan kanun Rumî Takvime göre 14 Mayıs, Miladî Takvime göre de 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 1 Haziran 1915 tarihinde dönemin resmî gazetesi Takvim-i Vekâyî‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Suriye’ye sevk edilecek ve orada iskana tâbi tutulacak Ermenilerin can güvenliğini sağlamak ve geride bıraktıkları mal ve mülklerin korunması teminatını dahi düşünen ve bununla ilgili girişimlerde bulunan dönemin Osmanlı Hükûmeti, iskân süresi boyunca Ermenilerin can güvenliğini her bir vilayete gönderilen genelgelerle belgelemiştir. Memur olarak görev yapan, yetimhânede bulunan öğretmen ve öğrencilerin, bu yolculuğa sağlığı elvermeyen Ermenilerin sevke tabi tutulmadığı bu süreçte; Ermenilerin kalacak yer sorununun da içinde bulunduğu durumu çerçevesinde gözeterek çözmeye çalışmıştır.
KEMÂL BEY’İN SEVK VE İSKÂN KANUNU KAPSAMINDAKİ FAALİYETLERİ
Osmanlı tebası terörize olmuş ve çeteleşmiş Ermeni vatandaşların cephe gerisindeki bozguncu ve terör faaliyetleri nedeniyle faaliyeleri dönemin Osmanlı Hükûmeti devletin bekası için kimi Ermeni kişi, unsur ve toplulukları harp / harekât dışı başka bölgelere sevk ve iskân etme (tehcir) kararı almıştır. Bu sevkıyatın gerçekleşmesi amacıyla yapılan uzun yolculuk esnasında zaman zaman gerek doğal hava şartlarının zorluğu gerekse sevk güzergâhları üzerinde çetelerin saldırıları sonucunda, sevk edilen kişiler can ve mal kaybına uğramışlardır.
Tehcir kararı kapsamında Yozgat ilinin Boğazlıyan ilçesinde bulunan Ermenilerin de Suriye’ye sevki uygun görülmüştür. Bu sevk işlemini yerine getirmek üzere de mülkî amir olarak Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey görevlendirilmiştir.
İşte tam bu uygulamaların gerçekleşmeye başladığı tarihlerde görevini hakkıyla yerine getiren ve başarısı Boğazlıyan halkı tarafından da takdir edilen Kaymakam Kemal Bey, önce bazı Ermenilere ait menkul ve gayrımenkullerin yağma edilmesinde ihmalkâr davrandığı iddiasıyla hakkında dava açılmış, bu dava sonucu üç ay hapis ve dört ay da memuriyetten uzaklaşma cezasına çarptırılmış ise de bu karara itirazı sonucu 25 Temmuz 1915 tarihinde suçsuz olduğu tespit edilmiştir.
Bu süreçte tehcir kapsamında devam eden Ermeni sevk işlemlerinde Yozgat’ta mutasarrıf bulunmaması nedeniyle Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Yozgat Mutasarrıf Vekili olarak da görevini yerine getirmeye devam etmiştir.
MONDROS MÜTÂREKESİ SONRASINDA KURULAN SÖZDE MAHKEME
Mütâreke döneminde gerek Sultan Vahideddin gerekse de bu dönemdeki sadrazamlardan (İngiltere müzâhiri) Damat Ferit Paşa icraatlarında İngiltere’nin beklentilerini gözetmek suretiyle İngiltere’nin teveccühünü elde ederek Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti lehine olumlu bir sonuç elde etmeyi planlıyorlardı.
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmasından sonra imzaladığı Mondros Mütârekesi’nin ardından İvTF dağılmış ve İngiltere yanlısı Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HvİTF) iktidara gelmiştir.
Yeni hükûmet İvTF ile bağlantılı bürokratları görevden alıp yerlerine kendine yakın bürokratları getirmiş, görevden alınan birçok bürokrat hakkında soruşturma ve incelemeler yapılmıştır. Bu çerçvede önce görevden alınan, ardından gözaltına alınan, akabinde tutuklanarak sözde bir mahkemede yargılanan idarecilerden biri de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’dir.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, 1915 yılında Osmanlı Hükûmeti tarafından alınan Sevk ve İskân (ya da popüler ismiyle Tehcir) Kanunu kapsamındaki görevi esnasında Ermeniler’in tehciri ve bu tehcir esnasında meydana gelen ölümler nedeniyle şikâyet üzerine Aralık 1918 ayının ortalarında tutuklanmış, bir süre İstanbul’daki Polis Müdüriyeti’nde (Sansaryan Han’da) tutuklu kalmış ve sorgulanmış,7 Ocak 1919 tarihinde de Sıkıyönetim Mahkemesi Sorgu Kurulu’nca sorgulanmış, ardından da tutuklanarak siyasî şüphelilerin bulunduğu Tutukevi’ne (Bekirağa Bölüğü) gönderilmiştir.
Mütâreke Döneminde Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti (14 Ekim – 8 Kasım 1918) sonrasında kurulan Ahmet Tevfik Paşa Hükûmeti (11 Kasım 1918-3 Mart 1919) zamanında 10 Aralık 1918 tarihinde Divan-ı Harb-i Örfî (isimli bir tür sıkıyönetim mahkemesi) kurulmuştur.
YOZGAT DAVASININ İLK SAFHASI
Sözde Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Mahmud Hayret Paşa başkanlığında 5 Şubat 1919 tarihinde başlayan Yozgat Tehciri Davası, iki safhada 18 duruşma ile tamamlanabilmiştir. Bu davanın birinci safhası, 6 Mart 1919 tarihinde 12. duruşmada sona ermiştir.
Yozgat Tehciri davasında en önemli sanık Boğazlıyan kaymakamı Kemal Bey’dir. Gariptir ki Kemal Bey, ne gariptir ki bu sözde Yozgat Davasında, daha önce beraat ettiği bir davadan yeniden yargılanmaya başlamıştır. Bu durum da mahkemenin de davanın da inandırıcı olmadığının kanıtlarından biridir.
MAHKEME BAŞKANI VE KADROSUNUN YENİLENMESİ
Sözde mahkemenin Yozgat Davasını kısa sürede tamamlayamaması, eleştirilere yol açmıştı. Sadrazam Tevfik Paşa, Mahkemenin yetkilerinin genişletilmesi için Padişaha başvurduysa da kabul görmemiştir. 3 Mart 1919 tarihinde Tevfik Paşa’nın istifasının ardından yeni hükûmeti 4 Mart 1919 tarihinde İttihatçı karşıtı ve İtilaf Devletleri’ne yaranma politikasının sahibi Damat Ferid Paşa kurmuştur.
Dönemin Ermeni Pariği Zaven Efendi tarafından hazırlanan idam listesi Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya verilmiş, onun tarafından da Mahkeme Başkanı Mahmut Hayret Paşa’ya gönderilmiştir. Bu listeyi kabul etmeyen Mahmut Hayret Paşa görevinden çekilmiştir.
Damad Ferid Paşa yargılamalara hız kazandırarak sonuca ulaşmak istiyordu. Nitekim kısa sürede Sıkıyönetim Mahkemesi’nde değişiklik isteğini Padişaha sunmuş ve bu talebi kabul edilmiştir. 11 Mart 1919 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren kararnâme ile birlikte, yargılamalar bir süre kesintiye uğramıştır. İvT mesuplarını ve tehcir suçlularını yargılayacak olan yeni mahkeme heyeti, kamuoyunda pek de iyi karşılanmamış ve kadrosunda sık sık değişiklikler meydana gelmiştir. Kararnâme ile mahkemenin başkanlığına önce Ali Fevzi Paşa getirilmiş ise de adı geçen Paşa’nın kısa süre sonra istifa etmesi üzerine bu görev 10 Nisan 1920 tarihimde (Kuzey Irak doğumlu, Kürt Bilbas Aşiretine mensup ve İngiltere yanlısı) Mustafa Paşaya (d. ? – ö. 1936) verilmiştir.
DAVANIN İKİNCİ SAFHASI
Yozgat Davasının 24 Mart’ta başlayan ikinci safhası, birincisinden kısa sürmüştür. 13. duruşma ile başlayan ikinci safha, 18. ve son duruşmanın 7 Nisan 1919 tarihinde yapılmasıyla tamamlanmıştır. Sondan bir önceki duruşmada mahkeme heyeti dava kapsamında Eski Yozgat Vakıflar Memuru Feyyaz Ali Bey’in yargılamasının ayrıca yapılacağına karar verdmiş, yine bu duruşmada savcı yardımcısı Haralambos, Kemal Bey ve dava konusu tarihte Yozgat’ta Jandarma Komutanı olan Binbaşı Tevfik Bey’in Yozgat’ta meydana gelen olayların failleri olduklarını iddia ederek idamlarını talep etmiş, sanıkların savunmalarını hazırlamaları için iki gün duruşmaya ara verilmiştir. Kemal ve Tevfik Beylerin son duruşmaları Kemal Bey’in hastalığı dolayısıyla, kamuoyuna duyurulmadan 7 Nisan 1919 günü yapılmıştır.
Kemal Bey’in savunmasını avukatı Selahaddin Bey yapmış, Selahaddin Bey: “Önce Ermeni Meselesinin tarihçesini anlatmış ve yapılan tehcirin özel bir kanunla yapıldığını, Tehcir sırasında da bazı saldırıların olduğunu, fakat bunun Kemal Bey’le ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Kemal Bey’in cezalandırılmasına dayanak gösterilen dönemin Ceza Kanunu’nun 56. maddesinin tarafları silahlandırarak öldürmeyi içerdiğini, oysa Tehcirde böyle bir şey yaşanmadığını, yine ilgili maddenin kasten fesat çıkarılarak karşılıklı kırıma neden olmayı içerdiğini, oysa Tehcirin kanun ve emirle yapıldığını ve kanuna uymanın zorunluluk olduğunu, Tehcir öncesi isyan ve kırımların varlığını herkesin kabul ve savcının da iddianamede bunu beyan ettiklerini Ermeni avukatların ise bu katliamları Tehcire karşı yapılmış hareketler gibi göstermeye çalıştıklarını, Kemal Bey’in de 56. madde ile kasdedilen suçlarla bir ilişkisinin olmadığını” ifade etmiştir.
Tevfik Bey’in savunmasını yapan Avukat Hami Bey ise: “Ermeniler’in devlete karşı ayaklandıklarını ve Türk halkını katlettiklerini, Tehcir sırasında meydana gelen olayların kesinlikle imha amacı taşımadığını ifade ederek müvekkilinin isyan halindeki Ermeniler’i tenkil etmekle vazifesini yaptığını ve bu çetelerin hâlâ o bölgede bulunduğunu” söyleyerek müvekkilinin beraatini istemiştir.
Kemal Bey mahkemede yalancı şahitlerin ifadelerine ise şu şekilde karşılık vermiştir: “Hepsi yalandır, uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de oradan geçtim. Burada meydana geldiğini iddia ettikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu vahşeti kim yapar? Bu derece alçakça bir işi yapacak bir insan tasavvur edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu konuda hiçbir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu şikayetlerle karşılaşıyorum.”
Sonradan isminin önüne “Nemrut” sıfatı konulan Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Mustafa Paşa avukatlardan sonra Kemal Bey’i savunmaya davet etmiştir. Sözüne, görülen davanın önemi ile başlayan Kemal Bey, “Ermeniler’in asırlardan beri Osmanlı Devleti’nin himâyesi altında, giderek artan bir refah içinde yaşadıklarını ve kendilerine adaletle hükmedildiğini, fakat son zamanlarda istiklâl davasına kalkışarak ülkeyi kargaşaya sürüklediklerini söyledi. Meşrutiyet(‘in ilanı) ile birlikte hukukî eşitliğin gereği olarak (devlet bünyesindeki) bütün (etnik) unsurların elele yaşaması gerekirken, Ermeniler’in bunu yeterli görmediklerini ve devletin savaşa girmesini fırsat bilerek, dış güçlerin tahrikiyle ülke savunmasını zora sokacak hareketlere giriştiklerini, dönemin hükûmetinin güvenliği sağlamak ve ülkeyi korumak için, sevk ve iskân kanununu çıkardığını ve bu mahkemenin de sevk sırasında meydana gelen cürümleri işleyenleri yargıladığı için öneminin arttığını, bu davanın konusu olan olayların, sadece meydana geldiği yer ve tarzının değil, meydana geliş sebepleriyle de ele alınması gerektiğini belirterek, Ermeniler’in Dünya Savaşı sırasında devlet ve millet aleyhine takındıkları zalimce tavrı” anlatmıştır.
Savunmasına devam eden Kemal Bey, “Düne kadar hâkimler heyeti hâlinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Türklerin hiçbir zaman “sorumlu ve zâlim” olmamışlardır, fakat Ermenilerin bağımsızlık kazanmak maksadıyla yüz binlerce masum Türk’ü katlettiklerini, bu da Müslüman halkı tahrik etmiştir. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kimi zaman önüne geçerek, kimi zaman da arkasında kalarak, genellikle ülkenin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni – Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara revâ gördükleri facialara şahit olmuş bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimâl dahilindedir. Savaş sonunda yaşanan yenilgi nedeniyle imzalanan mütareke sonrası süreçte ülkemize karşı oluşmuş olumsuz havayı durdurmak için kurbanlar verilmesinin yanlış olacaktır. Kurban verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Mahkeme kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdanî görevini taşıyan bir yüksek heyettir. Bu konuda mutlaka kurban aranıyorsa, herhâlde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir. Hayatımda doğruluktan ayrılmadım. Vicdanıma kesinlikle kan lekesi sürdürmedim. Ermenilere karşı tecavüze kalkışanları askerî mahkemeye verdiğim ve şahsım için Ceza Kanununun 56. maddesinin uygulanması yolundaki talebin izahı yoktur. Bu maddenin birinci fıkrasında halkın birbiri aleyhine silâhlandırılarak karşılıklı kırıma yöneltmenin söz konusudur. Oysa mahkemede buna dair hiçbir şeyin cereyan etmediği gibi, böyle bir durum olmamıştır da. Aynı maddenin ikinci fıkrasında da gasb, yağma, tahrip ve öldürmeye sevk fiillerinin yer almakta olup bu madenin şahsıma yönelik olarak uygulananması mümkün değildir. Zaten ben bu suçları işleyenleri mahkemeye sevk ettim ve bunun aksini belirten bir şahit de yoktur.” ifadelerini dile getirerek mahkemeden adalet isteyerek savunmasını tamamlamıştır.
Kemal Bey’den sonra Tevfik Bey de yaptığı savunmasında “görevi süresince devlete hizmet ettiğini ve hiçbir zaman görevinin dışına çıkmadığını” örneklerle anlatarak suçsuz olduğunu söylemiştir.
Tevfik Bey’den sonra mahkeme başkanı Mustafa Paşa, Kemal ve Tevfik Beylere hitaben “mahkemenin hiçbir dış etkiye ve başkalarının hislerine bağlı olmaksızın bütünüyle vicdânî bir hükümle karar vereceğini ve bundan emin olabileceklerini” söylemiş, böylece iki ay süren yargılama, kararın sonra açıklanacağının belirtilmesiyle sona ermiştir.
İDAM KARARI
Mahkeme, Kemal ve Tevfik Beyler hakkındaki 8 Nisan 1919 günü verdiği kararında iddia, ifade ve savunmaların incelenmesinden sonra zanlılar ve vekillerinin beraat isteklerinin reddedilerek Kemal Bey idam, Tevfik Bey de 15 yıl kürek cezasına [2] çarptırılmıştır.
Kararın gerekçesinde, “Kemal ve Tevfik Beylerin Osmanlı tebası olan unsurların hukuklarını koruyacakları yerde, Ermeni kadın ve çocuklarını resmî emirdeki istisnaları göze almadan sevk ettikleri, para ve eşyalarından ayırdıkları, -bazı kötü niyetli kişilerin telkinleriyle- belirlenen yere sâlimen ulaştırılmaları için gerekli tedbirleri kasten dikkate almadıkları gibi, kendilerini savunmadan yoksun bırakmak için kollarını bağlayarak belirlenen faciaların meydana gelmesine sebep oldukları, hatta bu olayları âmirlerine haber vermedikleri” ileri sürülmüş, zanlıların savunmaları dayanaksız görülmüş, üstelik Ermenilerin yolda planlı olarak öldürülmelerinden de sorumlu tutulmuşlardır.
Sözde Mahkeme “Kemal Bey’in Yozgat Sancağı’nda en büyük mülkî âmir olduğu halde, öldürme ve yağma olaylarını düzenlemesi ve sorumsuz kişileri kafileyi sevk edenlere âmir tayin etmesi sebebiyle asıl suçlu, Tevfik Beyin de bu suça ortak olduğu” kanaatine varmıştır.
Mahkemenin kararı taraflara duyurulmadan önce, Padişah Vahideddin’in onayına sunulmuş, fakat Padişah, Damat Ferid Paşanın baskılarına rağmen, mahkeme kararını yeterli görmeyerek Şeyhülislamdan fetva istemiştir. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi [3] ise, yargılama hak ve adalete uygun ise kararın şeriata uygun olacağı yolunda fetva vermiştir. Padişah bunu yetersiz bularak, Şeyhülislamdan kesin hüküm taşıyan yeni bir fetva istemiştir. Fakat daha fetva gelmeden, hükümetin baskısıyla Padişah 10 Nisan 1919 tarihinde kararı onaylamıştır. Karar aynı gün Kemal ve Tevfik Beylere duyurulmuştur.
MAHKEMENİN VERDİĞİ KARARIN SİYASÎ OLMASI
Anlaşılacağı üzere sözde sıkıyönetim mahkemesinin adil olmayan bir yargılama sonucunda verdiği siyasî karara kimse ortak olmak istememiştir. Çünkü aylardır Ermeni Tehciri ile ilgili meseleleri peşin hükümlü olarak çözmesi beklenen sözde mahkemeden başka bir sonucun çıkması da mümkün değildi. Padişah da dönemin siyasî havası ve İtilaf Devletleri’nin baskısı sebebiyle kararı onaylamaktan başka çare bul(a)mamıştır.
İDAM KARARININ İNFAZI
Kararın tebliğinin ardından doktor muayenesinden geçirilen Kemal Bey, abdest alıp namaz kıldıktan sonra Harbiye Nezâreti kapısından çıkan bir müfreze süngülü askerin ortasında Bayezid Meydanı’na götürülmüş, saat 19.00 sıralarında infaz alanına çıkarılmıştır. Kemal Bey metindi ve mukadderatına da teslim olmuş gibiydi.
Son sözü soruldu. O zaman Kemal Bey halka hitap etti:
“Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazîfemi yaptığıma inancım, vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Yabancı devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer buna “adâlet” diyorlarsa, kahrolsun böyle adâlet!”
Çâresiz halk da hep bir ağızdan cevap veriyordu: “Kahrolsun böyle adâlet!”
Konuşmasında devam eden Kemal Bey: “Borcum var, servetim yok. Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın millet!”
Bu sözlerinin ardından Kemal Bey “Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üzerine şöyle yazılmalıdır: Millet ve memleket uğruna şehit edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fâtiha!” ifadelerini içeren vasiyetnâmesini ilgililere vermiş, sonrasında da idamı infaz edilmiştir.
Cesedinin sehpâda sallanırken gören Ermeni komitacıları sevinç çığlıkları atıyordu. Azgınlıkları son raddeye varmıştı. Fakat süngü takmış jandarmaların üstlerine yürüdüklerini görünce dağılmaya başladılar.
O gece İstanbul, Türklük namına utanç verici, felâket dolu bir güne son veriyordu. Târih 10 Nisan 1919’du.
ACILI BABA
O akşam her şeyden habersiz tutuklu oğluna yemek götüren bir de baba vardı sokaklarda. Tam Beyazıt Meydanı’na gelmişti ki içlerinden birçoğunun Ermeni olduğunu anladığı bir kalabalık gördü. İçlerinden birine sordu:
– Bu kalabalık nedir? Bir şey mi var?
– Bir adam asıldı, ona bakıyoruz.
Bu cevabı duyan Arif Bey irkilerek sehpâya doğru ilerledi ve bir feryat kopararak yığıldı. Darağacında sallanan oğlu Kemal Bey’di. Bu olayı gören Merkez Kumandanı Osman Şakir Paşa, o tarafa doğru koştu. Arif Bey’in perîşan halini görünce sordu:
– Kimsiniz?
– Babasıyım.
Osman Şakir Paşa birden kıpkırmızı kesildi, titremeye başladı:
– Emriniz?
– Evlâdımı bana veriniz.
Bahtsız baba gün batarken oğlunun henüz soğumamış cesedine sarılıyordu.
İDAMIN KAMUOYUNDAKİ ETKİSİ
Kemal Bey’in son sözleri ve ardından idamı, meydanı dolduran Türklerin üzüntüsüne, Ermenilerin ise sevinç gösterisine yol açmıştır. Kemal Bey’in idamı, Türk milletinin cezalandırılması gibi bir duyguya yol açmış ve milî kahraman olarak nitelendirilmiştir. Bu yüzden cenazesini sadece ailesi değil, bütünüyle Türk halkı sahiplenmiştir.
İcraatları nedeniyle bu sözde mahkeme, halk tarafından nefretle anılagelmiş, o dönemde halk da bu mahkemenin ismine “Nemrut Mustafa Paşa Divanı (Mahkemesi) ” ismini vermiştir.
MERHUMUN DEFNEDİLMESİ
Ertesi gün (11.04.1919) adeta bütün İstanbul ayaklanmıştı. Yüksek tahsil gençleri cenâze evinin önünü doldurmuş, üzerinde “Türklerin büyük şehidi Kemal Bey” yazılı bir de çelenk getirmişlerdi. Baskıya rağmen çok büyük ve anlamlı bir cenâze töreni gerçekleşmişti. Cenaze t öreni Mecidiye Dergâhı Şeyhi Münib Efendi tarafından idare edilmişti. Kadıköy İtfâiye Karakolu önündeki bir takım asker Merhumun Türk bayrağına sarılı vaziyette taşınmakta olan tabutuna kendiliğinden selâm durmuştu. Tabut gençlerin elleri üzerinde, muhteşem bir kalabalıkla Kadıköy Kuşdili Çayırındaki Mahmud Baba Türbesi’ne götürüldü. Kemal Bey’in oğlu Adnan da orada yatıyordu. Artık baba oğul birlikte yatacaklardı.
Bir tıbbiyeli gencin feryadını arkadaşları gözyaşı içinde dinlediler: “Kemal! Sen şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin. Orada büyüyecek dalların o kadar dikenli olacak ki, seni bu âkıbete lâyık görenlerin hepsini paramparça edecektir. İntikamın kesinlikle alınacaktır.” Ve öyle de oldu. Kemal Bey’in îdamı Anadolu’da bardağı taşıran son damlaydı
MERHUMUN İDAMININ SİYASÎ BOYUTU
Görev yaptığı dönemde meydana geldiği iddia edilen olaylardan dolayı Kemal Bey’in yargılanması olağan bir durumdur. Ancak yargılama sürecindeki hukuksuzluklar ve konunun siyasî boyutu, Mahkemenin verdiği idam kararı ve idamın ingfazını, hükûmetin “kurban siyaseti”nin ürünü hâline getirmiştir.
NEMRUT MUSTAFA PAŞA VE SÖZDE MAHKEME ÜYLERİNE DAİR
Mondros Mütarekesi sonrası da Paris’te başlayacak olan barış konferansı öncesinde Osmanlı Padişahı ve kimi devlet ricâli İtilaf Devletlerinin başat üyesi İngiltere’nin beklentilerini gözetmek ve hoşnut kılmak suretiyle İngiltere’nin teveccühünü elde ederek bahse konu konferansta Osmanlı Devleti lehine olumlu bir sonuç elde etmeyi planlıyordu. Bu çerçvede Mütareke sonrasında kurulan I. Ahmet Tevfik Paşa Hükûmeti (11 Kasım 1918-3 Mart 1919) zamanında 10 Aralık 1918 tarihinde Divan-ı Harb-i Örfî (isimli bir tür sıkıyönetim mahkemesi) kurulmuş, bu mahkemenin ilk başkanlığına atanan Mahmut Hayret Paşa’ya yapılan baskılar üzerine bu görevden çekilince Mahkeme Başkanlığına atanan Ali Fevzi Paşa’nın kısa bir süre sonra görevinden istifa etmesi üzerine bu görev 10 Nisan 1920 tarihinde Nemrut Mustafa Paşaya verilmiştir.
Nemrut Mustafa Paşa’ya papazlar, patrikler ve işgâl makamları tarafından verilen listelerde isimleri yer alan şahıslar Mustafa Paşa başkanlığındaki (hukukî değil bu siyasî) mahkemede mahkûm edilmiş, İstanbul Üniversitesi önünde Beyazıt Meydanında kurulan idam sehpalarında nice masumlar-vatanseverler asılmıştır. İcraatları nedeniyle bu mahkeme halk tarafından nefretle anılarak “Nemrut Mustafa Paşa Divanı” ismi verilmiştir.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemâl Bey ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey [4] de bu proje mahkemede mesnetsiz iddialarla yargılanarak idam edilenlerdendir. [5]
Nemrut Mustafa Paşa’nın başkanı olduğu bu mahkemenin verdiği en önemli karar şüphesiz ki Mustafa Kemâl Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Kara Vâsıf Bey, Ahmet Rüstem Bey, Dr. Adnan (Adıvar) Bey, Halide Edip (Adıvar) Hanım, ardından Fevzi (Çakmak) Paşa, üçüncü bir kararla İsmail Fâzıl Paşa, Miralay İsmet (İnönü) Bey, Bekir Sami (Kunduk) Bey, Yusuf Kemâl Bey, Dr. Rıza Nur, Miralay Fahrettin (Altay) Bey, Selahattin Bey, Abbas Hilmi Bey, Celâleddin Arif Bey, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey, Rıfat Börekçi ve Mustafa Fehmi Efendi’yi idam cezasına mahkûm etmesidir.
Padişah Vahideddin tarafından da onaylanan bu kararların hiçbiri uygulanamamıştır. Bu kararlar Osmanlı Sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa başkanlığında kurulan son Osmanlı hükûmeti (21 Ekim 1920 – 1 Kasım 1922) zamanında askerî yargıya taşınarak bozulmuştur.
Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919) sonrasında istifa etmek zorunda kalan Damat Ferit Paşa Hükûmetinin yerine kurulan Ali Rıza Paşa (2 Ekim 1919 – 3 Mart 1920) Hükûmeti döneminde bahse konu mahkemenin başkanı Nemrut Mustafa Paşa ve mahkemenin diğer üyelerinin görevine son verilir.
Mahkemenin yeni başkanı Hurşit Paşa kendisinden önce alınan kararları gözden geçirerek birçok suistimâl tespit eder ve pek çok kararı bozar.
Nemrut Mustafa Paşa ve birlikte görev yaptığı üyeler 15 Kasım 1920 tarihinde tutuklanır, mahkemedeki görev dönemlerindeki suistimâlleri nedeniyle 11 Aralık 1920 tarihinde mahkûm olurlar. Karar temyizde de onanır. Buna göre Nemrut Mustafa Paşa 7 ay, üyelerden Recep Paşa ve Recep Bey beşer ay, Fettah Bey de üçer ay hapis cezasına çarptırılır.
Sultan Vahideddin sadece 85 gün tutuklu kalan Mustafa Paşa ve adı geçen mesai arkadaşlarının (suç ortaklarını) cezasını yeteri kadar yattıkları gerekçesiyle affeder.
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold [5], İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a [6] gönderdiği bir yazıda, gittikçe ivme kazanan ve İngilizleri de endişelendiren Millî Mücadelenin lideri Mustafa Kemâl Paşa’ya karşı Kürtleri kullanma planı hakkında bilgi veriyordu. Buna göre, Yunanlılar da böyle bir imkânı araştırıyorlardı. Yüksek Komiserlik tarafından da bir süre önce böylesi bir iş için Nemrut Mustafa Paşa’nın Irak’a gitmesi konusunda izin çıkmıştı. Nemrut Mustafa Paşa, ailesini Şam’a götürme gerekçesiyle bir süre sonra İstanbul’dan ayrılınca İstanbul mahreçli İkdam gazetesi de 28 Haziran 1920 tarihli sayısında onun İstanbul’dan ayrıldığını maksadıyla birlikte yayımlar.
Nemrut Mustafa Paşa 21 Temmuz 1922 tarihinde Süleymaniye (Kuzey Irak)’de Kürdistan Cemiyeti başkanı olmuştur. 10 Ekim 1922 tarihinde İngilizlerin teşvikiyle Güney Kürdistan İmparatorluğu [7] adıyla ve Şeyh Mahmut Berzenci [8] başkanlığında kurulan hükûmetin Eğitim Bakanı olur. Nemrut Mustafa Paşa’nın çeşitli suçlardan dolayı askerlikten ihraç edildiğine ilişkin karar 2 Eylül 1922 tarihinde (o dönemin Resmî Gazetesi olan) Takvim-i Vekâyide yayımlanır.
Nemrut Mustafa, Lozan Barış Antlaşması’nın ardından kabul ve ilan edilen Yüzellilikler Listesi içerisinde yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarılan kişiler arasında olup 1936 yılında Irak’ın Süleymaniye kentinde ölmüştür.
MİLLÎ ŞEHİT
Millî Mücadelenin ilk dönemlerinde Tüirk halkını millî birlik ve direniş doğrultusunda yönlendiren bu olay TBMM tarafından unutulmamış, 1922 yılında Kayseri mebusu Ahmed Hilmi Bey’in sunduğu teklif sonrasında ailesine maaş bağlanmış, Sinob mebusu Hakkı Hami Bey’in tekJifi ile de merhumun ismine “Milli Şehit” unvanı eklenmiştir.
Merhum Milli Şehidimizi, şehâdetinin 103. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz. Kabri nur, ruhu şâd, mekânı cennet, makamı da yüce olsun…
İrfan PAKSOY
© 2022. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
DİPNOTLAR
[1] Mutasarrıf: Osmanlı Devleti’nde Tanzimat sonrasındaki idarî yapılanma ve teskilatta sancak yöneticisi.
[2] Kürek cezası: Buharlı makinelerın icadından önce, gemiler yelkenle hareket ederler, hava şartlarının uygun olmadığı zamanlarda ise kürekle yürütülürdü. Bu dönemde donanmaya sahip her devlette olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de kürekçiye ihtiyaç hâsıl olmuştur. Osmanlı donanmasında kürekçiye duyulan bu ihtiyaç üç şekilde karşılanmıştır. Bunlardan ilki, forsa denilen kürekçiler olup, savaşta alınan esirlerdi]. İkincisi devletin kendi tebaasından genellikle yirmi hanede bir olmak üzere donanma için kürekçi almasıydı. Geri kalan on dokuz hane bu kürekçinin altı aylık iaşesini temin için avarız adı altında vergi verirlerdi. Bu rakam devletin içinde bulunduğu duruma göre bazen yedi haneden bir şeklinde de olmuştur. Arşiv kayıtlarından sadece reayadan değil, esnaftan da kürekçiler için vergi alındığı, hatta esnaftan sadece vergi değil kürekçi de temin edildiği anlaşılmaktadır. Alınan bu paralar kürekçilere maaş olarak verilmekteydi. Bazı durumlarda ise kürekçi alınmayan yerlerden bunun bedeli alınmaktaydı veya aynı yerden hem kürekçi hem de avarız vergisi istenmekteydi. Kürekçilere verilen maaş sadece vergilerden değil, bazen kişilerin vasiyetnamelerinden de karşılanmakta idi. Kürekçi temini için başvurulan son yöntem de suç işleyen Osmanlı tebaasına kürek çekme cezası verilmesi idi.
[3] Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi (1869-1954): Osmanlı müderris, Meclis-i Mebusan mebusu, şeyhülislam. Tokat’ta ve Kayseri Medresesi’nde din eğitimi aldı. 1889 yılında (Osmanlı bürokrasisinde girmek üzere) Rüus imtihanını kazanarak Fatih Camii‘nde din dersleri vermeye başladı. Beşiktaş Asariye Camii imamlığını yaptı. 1900 ve 1904 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından huzur derslerine alındı. 1908 yılında II. Meşrutiyet‘ten sonra memleketi Tokat’tan Osmanlı Mebusan Meclisi‘ne milletvekili seçildi. Sevr BarışAntlaşmasını imzalayan hükûmet döneminde şeyhülislam olan Mustafa Sabri, Yıldız Sarayı‘nda Sultan Vahdettin başkanlığında toplanan Meclis-i Âlî’de anlaşmanın kabul edilmesi yönünde görüş bildirenler arasındaydı. Millî Mücadele karşıtlarındandır. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması üzerine ailesi ile birlikte İngilizlere ait bir yğk gemisine binerek Mısır’a gitmiştir. Yüzellilikler Listesine yer almış ve ülkeye girişi yasaklanmıştır. 1927 yılında da vatandaşlıktan çıkarılmıştır. 2 Mart 1954 tarihinde de Kahire’de ölmüştür.
[4] Şehit Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey: 1875 yılında günümüzde Yunanistan sınırlarında yer alan Preveze’de doğmuş, 1899 yılında Mülkiye’den mezun olmuş, 20 Eylül 1901 – 4 Ekim 1902 tarihleri arasında Konya Rum ve Ermeni okullarında Türkçe öğretmenliği yapmış, Keskin, Tepedelen, Aydonat, Filat, Meçova, Devline, Sur, Safed, Cisri Ergene (Uzunköprü) ve İskeçe kaymakamlıkları yapmış, I. Balkan Savaşı’nda İskeçe’nin işgâli üzerine İstanbul’a gelmiş, 27 Nisan 1914 tarihinde Bayburt Kaymakamlığına atanmıştır. I. Dünya Savaşının ilk yılında Osmanlı Hükûmetinin tebası olan kimi Ermenilerden oluşan Ermeni çetelerinin katliamlarını önlemek amacıyla dönemin Osmanlı Hükûmeti tarafından, 27 Mayıs 1915 tarihinde tarihinde Ermeni Tehciri Kanununu çıkarılmıştır. Bu kanunla Ermeniler’in harp/harekât alanı dışı olan Suriye’ye gönderilmesini öngörülüyordu. Bayburt’taki Ermeniler Nusret Bey’in idaresi altında jandarma güçleri vasıtasıyla sorunsuz olarak Erzincan’a sevk edilmiştir. Nusret Bey 14 Haziran 1917 tarihinde Urfa Mutasarrıflığına tayin edilmiş, Urfa’da görev yaparken Mondros Mütarekesi imzalanmış, bunun üzerine Urfa’da işgâle karşı Müdafa-yı Hukuk Teşkilati’nın kurulmasında öncülük etmiş, işgâle direnmek içim milis alayı oluşturmuş, hakkında yapılan asılsız ihbarlar bahâne edilerek, I. Damat Ferit Paşa Hükümeti (3 Mart – 15 Mayıs 1919) tarafından 6 Nisan 1919 tarihinde İstanbul’a çağrılmış, Ermeni Tehciri meselesinden dolayı görevinden alınmış, Bayburt ve Ergani-Maden Ermeni Tehciri’nden dolayı Nemrut Mustafa Paşa başkanlığındaki Divan-ı Harb-i Örfî’de yargılanarak suçsuz yere idama mahkûm edilmiş, 5 Ağustos 1920 tarihinde de İstanbul’da idam edilmiştir.
[4] Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemelerinde Ermeni Tehciri Yargılamaları konusunda ilave bilgi için bkz. Feridun Ata, “Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemelerinde Ermeni Tehciri Yargılamalarına İstatiksel Bir Bakış (1919-1921)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 62, C. 21, Temmuz 2005, Ankara 2005, http://www. atam.gov. tr/dergi/sayi-62/divan-i-harb-i-orfi-mahkemelerinde-ermeni-tehciri-yargilamalarina-istatistiksel-bir-bakis-1919-1921, Erişim Tarihi: 25.08.2016; Metin Ayışığı, “Bir Askerî Mahkeme: İstanbul I. Divân-ı Harb-i Örfîsi”, www.metinayisigi.com, Erişim Tarihi: 25.08.2016; Feridun Ata, “Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemelerinde Ermeni Tehciri Yargılamaları”, http://sutad.selcuk.edu.tr/sutad/article/viewFile/267/257, Erişim Tarihi: 25.08.2016; Fahri Aral, Tehcir ve Taktil Divan-ı Harb-i Örfî Zabıtları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010 ve Osman Selim Kocahanoğlu, Divan-ı Harb-i Örfi Muhekemâtı Zabıt Cerideleri Tehcir Yargılamaları 1919, Temel Yayınları, İstanbul 2007.
[5] Sir Horace Rumbold (1869-1941), İngiliz diplomat. İsviçre’deki İngiliz orta elçisi iken, 17 Kasım 1920 tarihinde Amiral Sir John de Robeck’in yerine İstanbul’a İngiliz Yüksek Komiseri olarak artanmış, 1920-1923 döneminde bu görevde bulunmuş, 1928-1933 döneminde de Berlin’de İngiltere büyükelçisi olarak görev yapmıştır.
[6] George Nathaniel Curzon (1859-1925). İngiliz devlet adamı. 1891 yılında Hindistan Bakanlığı Müsteşarlığına ve 1895 yılında da Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığına tayin edilmiştir. 1895 yılında Kral’ın Danışma Konseyi’ne katılmıştır Asya konusunda sahip olduğu siyasî deneyimler 1898 yılında Hindistan Genel Valiliğine atanmasını sağlamıştır. 1919 yılında Başbakan Lloyd George‘un, Yunanlıları, Anadolu‘yu istilâya zorlamasına ve Türklere karşı savaş tehdidine karşı çıkmış ve Fransa Başbakanı Poincare ile anlaşarak Türkleri barış müzâkereleri yapmaya çağırmıştır. 1922 yılında Andrew Bonar Law başbakan seçilince onun kâbinesinde Dışişleri Bakanı olarak daha serbest hareket edebilme imkânı bulmuştur. Lozan müzâkerelerinde de İngiliz heyetine başkanlık etmiştir.
[7] Osmanlı İmparatorluğu‘nun yıkılış döneminde, Iraklı Kürtler bir yarı bağımsız devlet kurmaya teşebbüs etmişler, bu çerçevede Eylül 1922-Temmuz 1924 ayları arasında hüküm süren Kürdistan Krallığı’nı kurmayı başarmışladır. Şeyh Mahmut Berzenci ilk olarak Mayıs 1919 ayında Süleymaniye’ye vali olarak tayin edilmiş, 10 Ekim 1921 tarihinde Süleymaniye‘de bir Kürt Hükûmeti kurulmuştur. Ardından da Şeyh Mahmut Berzenci, kendi kendini “Kürdistan Kralı” ilan etmiştir. Sevr Barış Antlaşması‘ndan sonra Süleymaniye ile bütün bölge İngiliz Yüksek Komiserliğinin denetimi altına girmiş, Eylül 1922 ayında bölgedeki Türk birliklerinin çekilmesinden sonra İngiltere, Şeyh Mahmut Berzenci’yi yeniden vali olarak tayin etmiş, Şeyh Mahmut Berzenci, Kasım’da 1922 ayında kendisini tekrar Kürdistan Kralı ilan etmiş, Lozan Barış Antlaşması‘ndan sonra İngiltere Yüksek Komiserliği, Irak’ın bütün bölgelerini birleştirmek isteyince Şeyh Mahmut Berzenci buna karşı çıkmış, Mahmut Berzenci ve Hükûmetinin teslim olmaması üzerine İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri, Süleymaniye ve çevresini bombalamış, bölgede çatışmalar meydana gelmiş, 24 Temmuz 1924 tarihinde ise bölge kesin olarak İngiliz Irak Mandası’na bağlanmıştır.
[8] Şeyh Mahmut Berzenci (1878-1956), Irak’ın Süleymaniye ve havalisinde Kürdistan Krallığını ilan eden bir Kürt aşiret lideridir. 1918 yılında Süleymaniye’de bir isyan başlatmış, Eylül 1922-Temmuz 1924 aylarında varlığını sürdüren Güney Kürdistan Krallığının başında bulunmuş, Irak’taki İngiliz askerî gücünün bu monarşisye karşı icra ettiği askerî harekât sonucu 24 Temmuz 1924 tarihinde bu krallığın egemenliğindeki bölge bölge kesin olarak İngiliz Irak Mandası’na bağlanmıştır. Mahmut Berzenci Mayıs 1932 ayında Irak’ın güneyine sürgün edilmiş, 1941 yılında ailesinin bulunduğu köye dönmeyi başarmış, 1956 yılında da ailesinin yanında ölmüştür.
KAYNAKLAR
—; “Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey kimdir?”, https://www.dunyabulteni.net/arsiv/ bogazliyan-kaymakami-kemal-bey-kimdir-h110820.html, Erişim Tarihi: 05.04.2022.
—; Ermenilerin yaptığı Soykırım ve Katliamlar, https://www.habernediyor.com/ozel-haber/ermenilerin-yaptigi-soykirim-ve-katliamlar-h81.html, Erişim Tarihi: 05.04.2022.
Akşin, Sina; İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cem Yayınevi, İstanbul 1983.
Aral, Fahri; Tehcir ve Taktil Divan-ı Harb-i Örfî Zabıtları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010.
Ata, Feridun; “Divan-ı Harbi Örfi Reisleri Mustafa Paşa’lar Hakkında Bir Yanlışın Düzeltilmesi”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, S. 24, Erzurum 2004, ss. 261-265, Erişim Tarihi: 15.06.2016.
Ata, Feridun; “Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemelerinde Ermeni Tehciri Yargılamaları”, http://sutad.selcuk.edu.tr/ sutad/article/viewFile/267/257, Erişim Tarihi: 25.08.2016.
Ata, Feridun; “Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemelerinde Ermeni Tehciri Yargılamalarına İstatiksel Bir Bakış (1919-1921)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 62, C. 21, Temmuz 2005, Ankara 2005, http://www. atam.gov.tr/dergi/sayi-62/divan-i-harb-i-orfi-mahkemelerinde-ermeni-tehciri-yargilamalarina-istatistiksel-bir-bakis-1919-1921, Erişim Tarihi: 25.08.2016.
Ata, Feridun; İşgâl İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, TTK Bsmv., Ankara 2011.
Ayışığı, Metin; “Bir Askerî Mahkeme: İstanbul I. Divân-ı Harb-i Örfîsi”, www.metinayisigi.com, Erişim Tarihi: 25. 08.2016.
Bilgi, Necdet; “Yozgat Tehcir Davası ve Kemal Bey”, https://turksandarmenians.marmara. edu. tr/tr/yozgat-tehciri-davasi-ve-kemal-bey/, Erişim Tarihi: 05.04.2022.
Bourne, John; Who’s Who in World War I, Routledge Taylor & Francis Group, New York – USA 2001.
Çapar, Selim; “Millî Şehid Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey”, İdarecinn Sesi Dergisi, http://www.tid.web. tr/kurumlar/tid.web.tr/isd/200/mehmetkemalbey.pdf, Erişim Tarihi: 05.04.2022.
Çelebioğlu, Süleyman; “Nemrut Mustafa Paşa Divanı” (1), Yeşilgiresun Gazetesi, www.Yeşil giresun.com.tr, Erişim Tarihi: 10.06. 2016.
Çalık, Temel; “Millî Şehit Kaymakam Kemal Bey ve Bozok Sancağı’ndan Yozgat’a: Boğazlıyan”, https://yeni dusunce.com.tr/gundem/yazi/1569/y1776-GIRESUNUN_AKSU_VADISINDE_TUTEN_BIR_ OCAK DERELI. html, Erişim Tarihi: 05.04.2022.
Earle, Edward Mead; Bağdat Demiryolu Savaşı, (Türkçesi: Kasım Yargıcı), Milliyet Yay., Birinci Baskı, İstanbul 1972.
Gökçe, Atalay; “Millî Şehit: Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey”, 23.04.2020, https://www.yeniufukdergisi. com/2020/04/23/milli-sehit-bogazliyan-kaymakami-kemal-bey/.SAN 2020.
Karaca, Taha Niyazi; “Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in İdamı”, Atatürk Dergisi, Cilt 1, Sayı 5, 21.02.2010, https://dergipark.org.tr/tr/pub/atauniad/issue/2354/30170
Kılınç, Ahmet; “Klasik Dönem Osmanlı Devleti’nde Uygulanan Kürek Cezasının Hukukî Tahlili”, https://belleten. gov.tr/tam-metin/227/Arastirmalardakurekcezasıhapiscezasının hizmetine verilme, Erişim Tarihi: 05.04. 2022.
Kocahanoğlu, Osman Selim Kocahanoğlu; Divan-ı Harb-i Örfi Muhekemâtı Zabıt Cerideleri Tehcir Yargılamaları 1919, Temel Yayınları, İstanbul 2007.
Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde OSmanlI Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.
Sarıhan, Zeki; “Nemrut Mustafa Paşa nasıl mahkûm oldu?”, www.odatv.com, Erişim Tarihi: 11.07.2016.

Son Yorumlar