Türkülere Ses Verenler: Yeniceli Kemal Uzundal

45’lik bir plaktan yükselen “Yağmur yağar sere serpe/Kulağında elmas küpe/Sevmelere kıyamadım/Uyandırdım öpe öpe” türküsü ya da “Al yanaktan Al yanaktan/Gül kokar Al yanaktan/Oğul dalda yaprak kalmadı/Dilde takat kalmadı/O yâre yalvarmaktan” hoyratı ya da “Hele zalım yar içerden/Kes bağrımı yar içerden/Hele zalım gözüm kapında kaldı/Çıkmıyor yar içerden” uzun havasıBu sözlerde, bu kelimelerde ne varsa, nasıl oluyorsa bizi en derinden yakalıyor, en masum yerimizden…  Nasıl bir çığlık oluyorsa söylenenler zamandan ve mekândan kopartarak uzaklara savuruyor bizi. En uzaklara… Hangi iklimin göğünden ağıyor ki bu sözler hep sonsuz bir mevsime çağırıyor bizi. Hep hüzne… Hangi efsun hangi iksir ki bu, yüzlerce yıl öncesinden seslense de sanki hep yeniymiş gibi. Hep buradaymış…

Modern, postmodern, teknik, teknolojik, bilişimsel, iletişimsel hangi zaman ve mekânda yaşıyor olsak da duyduğumuzda ya da duyduğumda toprağın kadim çığlığı oluyor bu türküler, bu uzun havalar. Hangi makamdan söylenirse söylensin tekniğin, teknolojinin hepimizi birer makine kıldığı zamanlarda bir yağmur damlası gibi düşüyor alnımıza. Göğe bakıyoruz, bulutlara… Bir toprak kokusu doldururken yağmur içimize çocukluğumuza yürüyoruz. En bozulmamış zamanlara… Belki bir aldanış, belki yenilgilerimize bir yatak oluyor türküler… Bir mevzi belki bir mahzen, bir mağara… Herkes gidiyor, hep gidiyor… Hızla gidiyor herkes… Ben buradayım, mıhlanmış gibiyim bir türkünün, bir ağıdın, bir bozlağın, bir semahın, bir uzun havanın, bir hoyratın sonsuz evrenine.

Hep burada olan, hep buradan seslenen, hep burayı sesleyen; Her dinlediğimizde yenilenen, yenileyen, daima yeni olan hiç eskimeyen türkülerin alçakgönüllü, utangaç çığırıcısı Kemal Uzundal ya da bilinen adıyla Yeniceli Kemal… Elazığlı… Hoyrat, varsak, beşiri makamlarının nahif sesi… 1932 Elazığ/Uluova Yenice köyü doğumlu. Babasının Harput’a özgü elezberlerini, kesik hoyratlarını dinleyerek kulağı aşinalık kazanır müziğe. Elezber, Harput ve Urfa’da okunan bir uzun hava biçimi… Elazığlı folklor ve edebiyat araştırmacısı Fikret Memişoğlu Yeniceli Kemal’in yetiştiği müzik ortamı ile ilgili şunları söyler: “Harput musikisinde içli bir ibadetin coşkunluğu hissedilir. Bir makama başlanırken söylenen gazellerde, bir ilahî çeşnisi vardır. Bundan sonra gelen türküler, bu ilahî duyguyu dalgalandıran ve coşturan nağmelerdir. Bestelerin yarattığı manevî coşkunluk, gerçekten insanı maddî âlemden uzaklaşmağa zorlar. Söyleyene ve dinleyene bir uçuş hissi gelir. Bu anda hiçbir istek ve işaret lüzum olmaksızın, içgüdünün şevkiyle sazın kendiliğinden ayak tutması sonunda göklere yükselen bir ezan gibi, yüksek havalara, yerli tabir ile kayabaşı ve hoyratlara geçilir.” İnsanı uçuran, maddi bağlardan kurtaran, varoluşun engin vadilerinde dolaştıran, yükselen, yükselten bir yüce âlem… Bir başka folklor araştırmacısı İshak Sunguroğlu devam eder Harput müziğini anlatmaya: “Harput’da mutlak bir şey varsa o da, sesin sazdan daha üstün yer almasıdır. Birkaç yaran, bir araya geldiler mi, bir havuz başı veya bir dere kenarı buldular mı saz olsa da olmasa da bunlar seslerinin kudretleriyle güzel bir ahenk yaratabilirlerdi. Çok defa melodilerin tempoları sazla değil, sesle tutulurdu. Bu tempo bir lây… lây… lâm… lây… lilây… lây… lâm’dan ibarettir ki, bununla istenilen türkü söylenir ve bu ayakla uzun havalara da geçilebilinirdi. Saz ele geçmezse ya böyle ağızlarıyla veya ellerine geçirdikleri her hangi bir tepsi veya bir madeni eşya parçasıyla tempolar tutulur, türkü ve şarkılar başlar, güler oynar, eğlenilirdi. Bu eğlenceler, o kadar canlı ve neşeli geçerdi ki, sanki takım takım saz varmış gibi… Bu suretle sesi öne alan Harputlu sazı geride bırakmış, doğrusu ihmal etmiştir.”

Yeniceli Kemal… Kemal Uzundal… Yürek dağlayan, yüreğimizi paramparça eden gırtlağıyla türkülere ses verir. O türküye başlayınca koyaklarda kekliklerin sesi duyulur. Kınalı keklikler ötmeye başlar en derininden, en yücesinden… Turnalar kanat vurmaya başlar en berrak göklerde, gül damlar; güle damlar… Sesinin güzelliğine, müziğe hâkimiyetine rağmen her yerde okumaz Yeniceli Kemal. Sesi olmayanlardan şarkıcı yapılan günümüzde pek anlaşılacak bir durum değildir bu. Günümüz insanları kendini göstermek için eline geçen her fırsatı değerlendirmek ister. Kendini paralar adeta. Tam tersine bu topraklarda yaşayan önceki kuşaklar mütevazı, utangaç, engingönüllü âdemoğullarıydı. Edep erkân sahibi… Çok güçlü bir gırtlağa sahip olan ve saatlerce türkü okuyabilecek kapasiteye sahip olmasına rağmen her yerde okumamış Yeniceli. Eş dost meclislerinde, arkadaş toplantılarında, havuz başlarında arkadaşlarının ısrarlarıyla türkülere ses vermiş. Havuz başının güllerine ipek gibi bir rüzgar dokunurken bülbül gibi şakımış Yeniceli Kemal. Bir bülbül gibi…

Yeniceli Kemal, köyünde hafızlık eğitimi alır. Sela ve ezan okur… Celal Güzelses’in bütün plaklarını dinler. Sesi Güzelses’e çok benzer. Mahmut Kahraman Onun musiki eğitimiyle ilgili şunları söyler: “O dönem,  Hafız Osman Öge’yi,  Palulu Sekaretli Ali Demirtaş Bey’in yeğenleri Enver ve Paşa Demirbağ kardeşlere de ders veren musiki  üstatlarımızdan  Köğankli  Hafız  Mustafa Süer’i,  Demirci  Sıtkı’yı,  İzzet Yetiş’i, Ahmet Tasalı’yı dinlemişti.  Zaten babasından birçok Harput gazeliyatını ve türküleri öğrenmişti.”

Kemal Yeniceli İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçişin yaşandığı bir zamanda yaşar. Hem eskinin hem de yeninin içinde. Usta çırak ilişkisini yaşar. Radyodan ünlü sesleri dinler. Elazığ’ın parklarında, aile ortamlarında türküler söyler. Bugün tanınan birçok isimle aynı sahneyi paylaşır. İzzet Altınmeşe bunlardan biri mesela… Ayrıca Ankara, İzmir, İstanbul Radyoları ve TRT’de müzik programlarında söyler. Muzaffer Sarısözen Onu dinleyince radyoya senin gibi sesler arıyoruz diyerek değerini ifade eder. Ahmet Sezgin, Mehmet Özbek, Arif Sağ radyolarda beraber söylediği isimlerden. Gazinolarda söylemez. Düğün salonlarında söyle ama buraların kadrolu elemanı olmaz. 16 civarında plağa türkü okur. 1957 yılında Elazığ Hava Meydanında çalışmaya başlar. 1981’de emekli olur.

Yeniceli Kemal iyi bir eğitim almamıştı ama güçlü hafızasıyla, etkili sesiyle, terbiyesiyle, sabrıyla Harput müzik geleneğini hakkıyla yeni kuşaklara taşımıştı. Köyünden ayrılmadığından yıllarca havaalanında işine yürüyerek gidip gelmişti. Kilometrelerce yol… Belki de bu yürüyüşler Onu bu denli derinleştirdi. Yürümek yoğunlaşmaktır. Yürümek başlı başına bir felsefedir…

Kemal Yeniceli aynı zamanda aynı dönemde yaşadığı ustaların söylediği türküleri saygıdan söylemezdi. Enver Demirbağ’ın söylediği türkülere doğaçlama güfteler yaparak yeni türküler üretirdi. “Mamoş” türküsüne yeni güfte yazarak “Yağmur Yağar Sere Serpe”yi üretmiş.

Yeniceli Kemal Uzundal Harput kültürünün önemli taşıyıcılarından. Havuz Başının Gülleri, Yola Gel, Ana Yol Üstünde Serildim Yattım, Bu Çalımı Kime Satarsın, Havuz Başının Gülleri, Samancılar Saman Çeker, Saray Yolu Düz Gider, Gönül Haraba, Güle Damlar, Al Yanaktan Al Yanaktan, Yine mi Kar Yağmış Karın Üstüne, Gidene Bak Gidene, Bu Yoldan Gelin Gider, Gelmedin Hiçbir Defa, Mezireden Çıktım Başım Ağrıyor, Saçın Örmeye Geldim, Elazığ Yolları… söylediği türkülerin bazıları. Şirvan Hoyrat, Kürdi Hoyrat, Elezber, Tecnis Hoyrat, Varsak, Beşiri, İbrahimiye söylediği makamlardan.

Muaz ERGÜ

Ne güzel söylemişti büyük usta: “Gelmedin Hiçbir Defa” türküsünde:  “Oda yandı oda yandı/Od düştü O da yandı/Kavuştum su serpmeye/Sevdiğim su da yandı.”

Ya da: “Gönül yükseklenmiş alçaklıyamam/Nutkum daralmış sır saklıyamam/Gülümün üstüne gül kokluyamam/Divane gönlüm sensin ey gurban/Felek hançerini kibar eylemiş/Vurmuş sineme yâr yâr/Varamam sevdiğim aramız engel/Eğer ben ölürsem üstüme sen gel/Göz yaşlarınla yusunlar beni”

2 Comments

  1. cem karakilic Reply

    Oncelikle yazi cok guzel olmus. Fakat bazi bilgilerin eksik ya da yanlis oldugunu dusunuorum. Yeniceli Kemal cocuklugumun ilginc figurlerinden biriydi. 8-9 yaslarinda evine gittigimizi hatirliyorum Vertetilin tam ortasinda otururdu. Babamin arkadasiydi. Ben elazigli degildim. onun turkuleri bana cok yabanciydi fakat ilginc sekilde onu hep zayif sessiz bir adam olarak hatirladim. Emeklilik tarihi yanlis gibi. Ayrica su koyden ise yuruyus meselesi de abartilmis. eviyle isi arasi 1 km bile degildi. Herseye ragmen onu hatirlatan bu yazi icin size tesekkur ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir