Nazir Akalın, Bedel Ödemiş Bir Şair

Şairsem bedelini ödedim” diye yazmıştı Nazir Akalın, “Yürekte Büyüyen Eylem” şiirinin ilk mısraında. Gerçekten bedel ödeyenlerdendi o… Gamdan ve kederden müteşekkil bir yaşamdı onun bahtına düşen. Gerçekten acıyla vuran, acıyı vuran bir yürek vardı göğsünde. İçli bir şarkıya dönüşen zamandan hüzün nağmeleri damıtıyordu. Ah eden mısralarla gönüldeki yaraları dağlıyordu. Dağlıyordu en mahrem yaraları şiirden ak korlarla…

Erzurumluydu… Palandöken gibi mahzun ve başı dik… Palandöken gibi mert ve utangaç… Çileli bir serencamı vardı. Erzurum şehri gibi çileli… Hapse girdi. 1981’de yazdığı bir yazı dolayısıyla… 1985’de Turgut Özal tarafından yine hapis istemiyle mahkemeye verildi. Buna benzer birkaç dava daha… Ama o hepsinden berat etti. İki alanda yüksek lisans yapmış olmasına rağmen işsiz kaldı uzun süre. 28 Şubat garabetinde üniversitedeki işine son verildi. İş bulmak için çaldığı bütün kapılar yüzüne kapandı birer birer. Bu kapıların sahiplerinin çoğu muhafazakârlardan ve dindarlardan müteşekkildi oysa. Muhafazakâr basın yayın kuruluşları ilgisiz bir tutum takındılar Ona karşı. Hayatının en sisli, karanlık günleriydi. Yazdığı yazıların çoğunun telif parası bile ödenmiyordu. Kendi bulduğu, bağımsız dizgi/tashih işleriyle hayatını idame ettirme uğraşındaydı. Evet, bedel ödüyordu. Ne kadar da çok bedel, en ağırından… Aklının ve gönlünün darmadağın olduğu bir gün çok trajik, travmatik bir şekilde hayatı son buldu. Bir akşam vakti tren gelirken kendini raylara bırakışı… Yağmurlara kahırlar bıraktığı, gözünden en kanlı sırların süzüldüğü bir gün karıştı sırlara.

Müthiş bir duyarlılık ve vicdan sahibiydi… Hemşerisi İlhami Çiçek diyordu hani: “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.” En kavisinden hüznü vardı Akalın’ın; en incesinden, en yufkasından kalbi… Ne de çok benziyordu iki Erzurumlu şair birbirine. İkisi de genç ölenlerden, ikisi de serapa yürek… İkisi de satranççı… Nazir Akalın hüznü ya da duygusallığı içi boş, artistik bir duyarlılıktan çok öte. O aynı zamanda çok iyi bir edebiyatçı, akademisyendi. Şiirlerinde divan şiiri, halk edebiyatı ve modern şiir kalıplarını aynı anda kullanabilecek yetkinlikteydi. Aruz, hece ve serbest nazım… Farsçası iyi derecedeydi. Arapça, İngilizce, Almanca bildiği yabancı dillerdendi.

okumayeri.net sitesinin kurucusu, şair ve yazar, gönül insanı rahmetli Vedat Aydın, dostu Nazir Akalın’ın vefatı sonrası yazdığı ve Erzurum Araştırmaları web sitesinde paylaştığı ‘Ak Alınlı Bir Şairin Ölümü’ adlı yazıda şunları söylüyordu: “Nazir’i İhtar Yayıncılık’tan çıkan Gerilla Türküleri adlı şiir kitabıyla tanıdım. Kalem ve Onur dergisini çıkardığımızda, derginin yayın kurulunda olmamasına rağmen dizgisinden mizanpajına kadar her şeyiyle candan ilgileniyordu. Onun dergicilik tecrübesi bizden eskiydi ve birikimi çok daha fazlaydı. Nazir gösterişsiz bir hayat yaşardı. Yüzünde derin ve etki bırakıcı bir hüzün saklıydı her zaman. Konuşmalarında nazik bir dil kullanır, gereksiz sözü uzatmazdı. Çok müeddep bir kişiliği vardı. Çalışmalarında çok titizdi ve azmi şaşılacak ölçüde büyüktü. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara yapılan haksızlıkları yüreğinde hisseder, şiirlerinde bunları dile getirirdi. Onuruna çok düşkün birisiydi. Kalem ve Onur dergisini isminden dolayı çok sevdiğini söylerdi. Çok velud biriydi. Çalışmalarını geniş bir yelpazeye yayılan dergilerde yayınlardı. Ayane, Mavera, Kardelen, Karçiçeği, İkindi Yazıları, Mina, Kültür Edebiyat, İslami Edebiyat, Köprü, Varide, Vahdet, Üçüncü Yeni, Güneysu, Gündönümü, Şadırvan, Kül, Yeni Sıla, Harman, Avaz, Kırkambar, Tepe, Palandöken. Kalem ve Onur, Hece, Yedi İklim… gibi dergilerde yayınlardı.”

Nazir Akalın, Türk şiirinin aruz, hece ve serbest nazım alanlarında başarılı örneklerle edebiyat dünyamıza iz bırakan bir şair. Onun mütevazı kişiliği edebiyat mahfillerinde öne çıkmasına imkân vermiyordu. Ama onu yakından tanıyanlar, şiirle kurduğu amansız ilişkiyi ve bu alandaki yetkinliğini yakından bilirlerdi. Değerli edebiyatçı Turan Karataş onu, “güçlü ve tok sesli Nef’i’nin çağdaş bir halefine” benzetiyordu. Bir başka edebiyatçı Taceddin Şimşek ise onun dilini bir “çığlık dili”ne benzeterek şöyle diyordu: “Şiiri gönüllü bir nöbet haliyle yaşıyor Nazir Akalın. Ve bir çığlık dili arıyor yaşadıklarına. Sesi klasiğin iklimine akraba. Kelimelerle kıyasıya bir kavganın içinde. ‘Yüreğinde kurşun eritir’ken, kahırlarını ve öfkelerini de çağın yüzüne çarpıyor. Aslında o, seksen karanlıklarından iki binlerin fecrine yürüyen ‘soylu çocuklardan’ biri…”

O “Soylu Çocuk”, uykusuz gecelerden devşirdiği, gözlerinin sönmeyen yangınında kanayan yaralarla yürüdü… Gökyüzünü bulamayan güvercinlere yoldaşlık etti, kavuşmanın sadece bir söylence olduğu coğrafyada… Bin bir gece hüzünleriyle söyleşti, gözyaşları bulaşırken Zühal yıldızına…

Rahmet olsun…

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir