Seray Şahiner, Zor Zamanların Coşkun ve İronik Anlatıcısı…

Yaşamanın savaşmakla eş değer olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Hayatımızın her alanı bir cephe gibi. Adına ev denen cephede kadın erkek, çoluk çoluk geçinebilmek için, evdeki hesabı çarşıya uydurabilmek için mücadele ediyoruz. İş yerlerinde ayağımızı kaydırmaya çalışan, omuzlarımıza basıp yükselmek için çırpınan insanlarla bir arada kalma mücadelesi veriyoruz. Kadınlarımız evlerde, iş yerlerinde, sokaklarda ölmemek için çırpınıyor. Çocuklarımız adeta birer kurşun asker gibi, eğitim cephesine sürülüyor. Asık suratlılarla, asabı bozuklarla dolu sokaklar. Zaman psikopat, mekân zır deli…

Kan sesi geliyor bütün sayfalardan, feryat yükseliyor bütün sözcüklerden, cümleler ağlıyor hıncından… Öfke yükseliyor satırlardan… Sükûtuhayal hayatlar… Hayatlar baştan başa düş kırımı… Düşlerden çok sert düşüyoruz gerçeğe. Bu coğrafyada en çok gülerken üzülüyoruz. En çok sevinirken kırılıyoruz… En çok kar güvendiğimiz dağlara yağıyor. En çok da güvendiklerimiz bırakıp gidiyor bizi karanlıklar ortasında. En karanlıklarda, en apansız… Kötü, kötücül bir kuşatılmışlık… İyilerin, iyiliklerin kurşunlandığı bir alacakaranlık. Bir bulanıklık, bir bunalmışlık… Bir kötülük… Bir kötü…

Gelin Başı, Hanımların Dikkatine, Reklamı Atla, Antabus, Kul, Hepyek, Ülker Abla, Vatan Millet Samatya kitap adı bunlar. Öykü, roman, deneme kitapları. Okuduğumda yukarıdaki yazdıklarımı tekrar tekrar hatırlatan önemli kitaplar bunlar. Türkiye’nin, insanımızın, kaderimizin, talihimizin, kadınlarımızın, kızlarımızın, çocuklarımızın… satırlardaki izdüşümleri. Gah içimizi paslı bir bıçak gibi deşen gah ağız dolusu küfrettiren gah damağımızda kekremsi bir tat bırakan gah yüzümüze mahcup bir tebessüm yerleştiren bu kitapların, bu cümlelerin sahibi Seray Şahiner. Bütün yazdıkları bizim coğrafyamızın, insanımızın yekûnu. İçerden, çok içerden yazıyor Şahiner. Gerçekleri yazarken bambaşka bir seviyeye taşıyor okuyucusunu. Coşkun, dipdiri, ironik bir anlatım. Gerçek anlam…

Şahiner dertli, kederli, sıkıntılı, sıkıcı mevzuları yazıyor. Yazdıklarına bakarak Onu değerlendirince asık suratlı, sürekli düşüncelere dalmış, soğuk, sıkıcı hatta biraz da itici bir yazar profili canlanabilir zihinlerde. Onu tanıdığınızda, Onunla muhatap olduğunuzda çok farklı bir kişilik karşılar sizi. Öykülerin, romanların sert kalemi gülmeyi, güldürmeyi seven biri. İroni yapmayı seven bir zeka. Dertli konuları anlatırken kahramanlarını ağlak nesnelere dönüştürmüyor. Sıkıntıların içinde boğulan karakterlerden daha çok kendi içinde tartışan, çözüm yolları arayan karakterlere can veriyor metinlerinde.

1984 Bursa doğumlu Seray Hanım. İstanbul’da büyüyor. Eğitim hayatı da İstanbul’da… İ.Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü mezunu. Radyo Televizyon Sinema bölümünden sinema anabilim dalında yüksek lisansı da var. Çeşitli gazete ve dergilerde çok küçük yaşlardan itibaren yazmaya başlıyor. Hayatın içinden gelmiş biri. İzcilik, dağcılık, garsonluk, konfeksiyon işçiliği… Kendini bir alana hapsetmiş, çıktığı fildişi kuleden insanları gözetleyen biri değil. Yazdıkları, söyledikleri samimi, içten…

Son dönemlerde her şeyin hızlı değiştiği bir zamandayız. Kentsel dönüşüm rantsal dönüşüm haline getirilerek mahalle yok ediliyor. Çocukluğumuza dair ne varsa silinip gidiyor. İşte tam burada Seray Şahiner bu çarpık, kötü değişimle kıyasıya bir hesaplaşma içinde. Dışardan evlerin yerine yeni binalar yapılıyor gibi görünen bu değişim aslında hepimizi özellikle kadınlarımızı yalnızlaştırıyor. Hezeyanlar, acılar, umutlar, hayal kırıklıkları, ötekileşmek, ötekileştirilmek… Bu kavramlar Şahiner’in vicdanından kitaplarına bütün gerçekliğiyle, yakıcılığıyla yansıyor. Güçlü bir üslubu var. Yormayan bir dili… En acılı bir durumu mizahin büyülü diliyle anlatabiliyor. Sırıtmayan bir mizah. Ağlamak yerine dertlerle hesaplaşmayı salık veren bir kurgu….

Hayatın içinden geliyor demiştik ya Şahiner için. Evet, hayatın içinden… Köyden şehre göç (gerçi artık her yer mahalle), gecekondular, kentsel dönüşüm, hapishaneler, hastaneler, karakollar, yeni mabetler haline gelen AVM’ler, Yeşilçam, kadın kuaförler, temizlikçiler, zorla evlendirilen taşralı kızlar, Beyoğlu, minibüsler, reklamlar, yurtlar, çıraklar, komiler, yaşlılar, yaşamadan büyümüş çocuklar, sevgisiz anneler, prangaya dönüşen aile bağları… tekmili birden Sahiner’in kalemine üşüşüyor. Oradan sayfalara. Sayfalardan zihnimize akıyor. Şahiner’in karakterleri ne kadar da yokluğun, yoksunluğun, değerlerden arındırılmış bir dünyanın içinde çırpınsalar da sağlam durmayı hiçbir zaman kaybetmiyorlar. Onda vicdan acize acıyarak dile gelmez, zalime karşı durarak kendini vareder. Sağlamdır Seray Hanım. Sarsılmaz, eğilmez…

Bildiğim kadarıyla Hacı Taşan da dinliyor Şahiner Neşet Ertaş da Ali Ekber Çiçek de Cem Karaca da…

Kalemi kavî olsun Şahiner’in.

Daha uzun yıllar yazsın; bıkmadan, usanmadan… 

Sağ olsun… Var olsun…

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir