Başka ülkeleri bilmiyorum fakat bizde SON üzerine gelişmiş bir din tasavvuru, edebiyatı var. Bu edebiyata göre kişi son nefesinde imanlı gitmezse cehenneme gider. İman etmek değil, imanını korumak meseledir. Şeytan, can verirken elinde bir bardak su ile gelir “imanını verirsen sana su veririm” der, kişinin imanı zayıfsa suyu tercih edip imanından olur.
Neden böyle bir edebiyat oluşabilir diye düşünüyorum. Kuran, böyle bir şeye ihtimal vermez. Son nefesinde iman eden firavun ayeti kapı gibi karşımızda durur. Hayatı zulüm, inkar, küfür ile geçmiş; adaletten ve haktan bilerek yüz çevirmiş bir zalimin son nefes “İnandım” deyişi “Şimdi mi!” diyerek reddedilir. Samimi değildir çünkü. Yürekten, gönülden bir şahitlik değil, paçayı kurtarma teşebbüsüdür. İyi ve ince düşünüldüğünde bu türden bir iman küfrün derinliğini de gösterir. Çünkü öyle biri son nefesine kadar hakikati bildiği halde saklamış, menfaatini tercih etmiştir.
Hal böyleyken halkın bilgiden çok anlatılara, alimlerden çok vaizlere düşkün olmasının getirisi olarak hikayenin yalancı kaymağını yutmayı bilginin dikenli ve soğan tadına tercih eder. Şu soruyu sormaz. Allah nasıl bir adalet duygusuna sahip ki benim ömür boyu koruduğum bir şeyi bir anlık gaflet haline bakarak yok sayacak.
Ayetler bunu da çok açık seçik net bildirir. Kimin iyiliği ağır geldiyse o cennettedir, der ve pek çok yerde tekrarlanır. Bu ahirette amellerin meyve sebze gibi tartılacağını değil, muhasebe ve muhakemenin tamamen adalet, merhamet ve vicdan temelleri üzerinde gerçekleşeceğini ifade eder.
Ömrün iyilik üzere geçmiş ve bunu gerçekten iyilik için yaptıysan hiçbir kötülük sana zarar veremez demektir bu ifadeler. Bir, iki yerde ayağın kaymıştır. Duyguların seni aldatmıştır. Daha iyi olacak diye kendini kandırmışsındır ama sonradan aklın başına gelmiştir. Sorun yok. Eğer niyetin, kalbin, aklın bunu iyilik niyetiyle yaptı ve kötü olduğunu tecrübe ettiysen (Âdem kıssası bunu imgeler) vicdanının duyduğu pişmanlık, azap seni kurtaracak demektir. Vicdanın seni yakıyorsa başka bir ateşten korkma demektir.
Ki öyle olduğunu da başka ayetler bize anlatır. Cehennemliklerin konuşmaları dünyada iken yaptıkları karşısında hiçbir sıkıntı duymayan vicdansız, psikopat, zalim insanların cümleleridir. Ateşi görünce akılları başlarına gelmiştir.
Demek oluyor ki son nefeste değil, her nefeste gelen şeytanı dikkate almak lazım. O şeytan da biziz, kendimiz, alt beynimiz. Her türlü kötülüğü makul, meşru, mümkün gösterebilme gücü olan gizil benliğimiz.
O, şehvet için can yakabilir. Öfkelendiğinde dünyayı yerinden oynatabilir. Daha çoğu için insanların azıcığına el uzatabilir. En fazla korkmamız gereken, korkutulduğumuz şeytanımız bizim her nefesimizde görev başındayken korkmuyoruz, ölürken yanımıza gelebilecek birisinden ödümüz patlıyor.
Bu yalanı besleyen ranta bakmamız lazım. Neden öldürülmüyor da besleniyor, büyütülüyor bu yalan? Yazdım sildim. Herkes kendi cevabını versin.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar