Tarihe Kayıt Düşen Bir Ziyâlı: Ahmed Cevad Ahundzâde

“Azerbaycan! Azerbaycan!
Ey, kahraman evladın şanlı vatanı!
Senin için can vermeye hepimiz hazırız!
Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz!
Üç renkli bayrağınla mesut yaşa!”

 Azerbaycan Millî Marşı’nın İlk Kıtası – Ahmed Cevad Ahunzâde

 

GİRİŞ

Ziyâ (ışık) kelimesinden türetilmiş olan ziyâlı kelimesi aydın anlamına; ziyâlılar da aydınlar anlamına gelmektedir. Ziyâlılar kelimesi Türk halklarının SSCB boyunduruğunda yaşadığı dönemdeki Cedidci çizgideki aydınları ifade etmek üzere kullanılan bir nitelemedir.

Makale kapsamında Azerbaycan Ziyâlılarından, Azerbaycan’ın milli çizgideki yiğit evladı ve aydını Ahmed Cevad Ahundzâde (1892-1937) ve kimi şiirleri bağlamı ile birlikte ele alınmıştır.

Şairin verdiği fikrî mücâdele ve şiirlerini de hangi ortamlarda yaşadığının daha iyi anlaşılabilmesi için Cedidcilik hareketi, Şairin yirmili yaşlarından itibaren Azerbaycan’da, bölgede ve Rusya coğrafyasında meydana gelen gelişmelere de makale kapsamında özet olarak değinilmiştir.

CEDİDCİLİK VE ZİYÂLILAR…

Batı’daki aydınlanma felsefesinin İslâm dünyasına yansıması ve “Usûl-i Cedîd” adlı eğitim hareketinin etkisiyle ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonlarına kadar Rusya Müslümanlarında ilk öğretim şehirlerde medrese bünyesinde, köylerde ise camilerin yanında bulunan mekteplerde geleneksel yöntemlerle yürütülerek sadece okuma yazma ve ilmihâl bilgisi öğretiliyor, ayrıca Kur’an’dan bazı sûrelerin ezberletilmesiyle yetiniliyordu. “Usûl-i Kadîm” denilen bu yönteme karşı çıkarak yerine usûl-i cedîd adıyla Batı’daki eğitim sisteminden etkilenen bir yöntem öneren kişilere Cedîdciler ve bunlar vasıtasıyla gelişen akıma da Cedîdcilik denilmiştir.

İlk öğretimin ıslahı ve yeni eğitim sisteminin uygulanması düşüncesinin başta gelen temsilcisi Gaspıralı (Kırım) İsmâil Bey’dir (1851-1914). Gaspıralı eğitim ve öğretim münasebetiyle bulunduğu İstanbul’da Genç Türkler’den, Paris’te iken de sosyalist ve liberallerden etkilenmiş, bu suretle Batı’daki eğitim sistemini tanıma imkânı bulmuştur. Gaspıralı, Kırım’da ve Rusya’daki diğer Türk beldelerinde halkın içinde bulunduğu gerilikten kurtulması için öncelikle eğitim ve kültüre önem verilmesini istiyor, ıslah çalışmalarının ilkokullardan başlatılması, bu okullarda uygulanagelen Usûl-i Kadîmin terk edilerek yerine Usûl-i Cedîdin yerleştirilmesi gerektiğini savunuyordu. 1883 yılında Kırım’da “Dilde, Fikirde ve İşde Birlik” alt başlığıyla çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesinde Usûl-i Cedîdle ilgili fikirlerini dile getiriyor ve ilk öğretimdeki sistemi eleştiriyordu. Gaspıralı’ya göre mektepler, medreselerden ayrılmalı, ilkokulların özel öğretmenleri olmalı, öğretmenler de aylık almalı, ilkokullarda okumanın yanında yazma da öğretilmeli ve coğrafya, matematik, hayat bilgisi gibi hayata dair dersleri de içine alan bir program uygulanmalı, kız çocukları için de ayrı okullar açılmalı ve eğitimin her seviyesine uygun kitaplar hazırlanmalıdır. Gaspıralı bu hedefler ve ilkeler doğrultusunda 1884 yılında Bahçesaray’da Usûl-i Cedîd okulunu açtı ve yeni yöntemi burada bizzat kendisi uygulamaya çalıştı. Bu okul örnek alınarak açılan, eğitim dili Türkçe olan ve kısa zamanda da okuma yazmayı öğreten bu okullar “Usûl-i Cedîd Mektepleri” olarak adlandırılmıştır. Gaspıralı bu okullardaki Usûl-i Cedîdi, Rusya Müslümanlarına anlatmak ve yaygınlaştırmak için belli başlı Türk merkezlerine seyahatler yapmış, başlangıçta pek ilgi görmeyen Usûl-i Cedîd mektebinden mezun olan öğrencilerin başarıları halkın dikkatini çektikçe okula ilgi artmış, bunun üzerine Kafkasya, Kazan ve Türkistan’ın uzak bölgelerinden Usûl-i Cedîdi tanımak ve öğrenmek üzere öğretmenler ve mollalar Bahçesaray’a gelmeye başlamışlardır.

Cedîdcilik hareketi din, dil, kültür ve ideal birliğinden dolayı Rusya Müslümanları arasında süratle yayılarak Kazan, Azerbaycan ve Türkistan’da da etkisini göstermiştir. Cedîdcilik hareketi ve Usûl-i Cedîd mektepleri sanayi ve ticaretin nispeten geliştiği, görece şehirleşmiş olan Kazan, Kırım ve Azerbaycan’da büyük bir yaygınlık kazandığı hâlde kapalı tarım toplumu niteliğindeki Türkistan (bugünkü Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan) coğrafyası bu harekete başlangıçta tamamen ilgisiz kalmış, hatta Gaspıralı’nın bu ilgisizliği gidermek maksadıyla 1893 yılında buralara yaptığı seyahatten sonra bile bu coğrafyada 1900 yılına kadar kayda değer bir gelişme sağlanamamış, 20. Yüzyılın başından itibaren de Türkistan’da politik, ekonomik ve sosyal şartların elverişsizliğine rağmen Cedîdcilik sınırlı da olsa bir gelişme göstermiş ise de Türkistan’daki tutucu sosyal yapı sebebiyle Kadîmci zihniyetin gücünü koruması yüzünden, Türkistan’da Cedîdcilik diğer Türk coğrafyalarındaki kadar başarılı olamamıştır. Nitekim 1910 yılına doğru Rusya’daki Müslüman Türk toplumlarında açılan Usûl-i Cedîd mekteplerinin sayısı 5.000’e ulaştığı halde Türkistan’da 100’ü bulmamıştı. Bahse konu coğrafyalarda basının gelişmesi de buna paralel olmuştur.

Cedîdcilik hareketi bir yandan siyasî otoritelerin, diğer yandan da Rusya Türkleri’nin birliğini İslâm’da gören ve yenileşmenin halkın Ruslaşmasına yol açacağını ileri süren Kadîmciler’in muhalefetiyle karşılaşmıştır. Cedîdciler’e karşı olanların ihbarları üzerine okullar kapatılmış, buralardaki görevliler başka yerlere sürgün edilmiş, bu şekilde Rus millî eğitim teşkilâtı ve müfettişleri Usûl-i Cedîd mekteplerinde uyanan Türkçülük düşüncesini kontrol altında tutmaya çalışmıştır. Buna rağmen Rus sosyalistleri ve Batıcıları tarafından desteklenen Cedîdciler ile bunlara karşı olan Kadîmciler arasındaki mücâdele Cedîdciler’in lehine kapanmış, ancak Kadîmciler’in muhalefeti de sistemin başarısını hayli yavaşlatmıştır.

1905 yılına kadar ilkokulları ıslah çabasından ibaret olan Cedîdcilik, bu tarihten sonra sosyal ve kültürel hayatta da yeniliği savunan bir hareket hâline gelmiştir. Eğitim alanında medreselerin ıslahı, okuma yazmanın kolaylaştırılması, okuma oranının arttırılması ve kadının toplumdaki yerinin yükseltilmesi gibi konularda başarılı hizmetler Cedîdcilik, diğer alanlarda Rus idaresinin olumsuz tutumu ve diğer engeller sebebiyle yeterince başarı sağlayamamıştır. Bununla birlikte Cedîdciler 1905-1917 döneminde siyasî faaliyetlerde de bulunmuşlar, ancak bazılarının sol siyasî hareketler içinde yer alması, Kadîmciler’in onları dinsizlik ve sosyalistlikle suçlamasına ve Çarlık idaresinin de kendilerine karşı harekete geçmesine sebep olmuştur. Usûl-i Cedîd mekteplerini “ihtilâl ocakları” olarak görmeye başlayan Rus idaresi 1912 yılında pek çok Cedîdci öğretmeni tutuklamıştır. Ekim Devrimi’ne[1] doğru Cedîdciler milliyetçilikten Bolşevikliğe kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yer almışlardır. Bu şekilde başlangıçta bir “aydınlanma hareketi” olarak ortaya çıkan Cedîdcilik, kültürel tezlerine uygun olarak zamanla politik hedeflere de yönelmiş ve Rusya Türkleri’nin bağımsızlık mücadelelerinin siyasî ideolojisi hâline gelmiştir.

Cedîdciler, bütün milletlere kendi kaderlerini tayin etme hakkının verileceği vaadiyle ortaya çıkan Bolşevizm’den kendi gayeleri doğrultusunda faydalanma ümidine kapılmışlar, Bolşevizm’in gerçek niteliğinin henüz tam anlaşılmadığı bir dönemde birçok Cedîdci, Bolşevik Partisi’ne girerek Müslüman gruplar oluşturmuşlar ve parti içinde kendi idealleri doğrultusunda çalışmalar yapmışlardır. Cedîdciliğin Ekim Devrimi sonrasındaki kuşağından ve Stalin’in Milliyetler Halk Komiserliği yardımcılığına kadar yükselen Kazanlı aydın Mir Sultan Galiyev, Marksizm’in sınıf mücadelesi tezini yeniden yorumlayarak bu fikriyatı ezen milletler ile ezilen milletler arasındaki bir mücâdele tezine dönüştürmüş, Rus sosyalizmine karşı Turancılık ülküsünü savunmuş, her Türk boyundaki Cedîdciler’i bu amaç doğrultusunda bir araya getirmeye çalışmış, böylece Sovyetler’in tek partisi olan Bolşevik Partisi içinde örgütlü bir Müslüman grup oluşmuştur. Bununla birlikte eski Cedîdciler gibi ilk Müslüman komünistler de – Çarlık veya Sovyet farkı gözetmeksizin – Rus devletine, Rus halkına ve genel olarak Batılılar’a karşı derin bir güvensizlik duymuşlardır. Stalin, güçlendikten sonra özellikle 1930’lu yılların ortalarından itibaren Bolşevik Partisi’ndeki Müslüman gruplara karşı harekete geçmiş, “Devlet ve Komünist Partisi kadrolarını halk düşmanlarından ve milliyetçilerden temizleme” sloganıyla Cedîdizm’in, Sovyet idarî kademelerinde çalışmakta olan tüm temsilcileri (ziyâlılar – aydınlar) hapsedilmiş ve bunların çoğu da kurşuna dizilmiştir. Bu şekilde başlayan tasfiye hareketiyle Rusya coğrafyasındaki Türk halklarının aydın tabakasını oluşturan Cedîdci binlerce aydın (ziyâlı) öldürülmek suretiyle Türk halkları millî aydın kadrolardan mahrum bırakılmıştır. Öldürülenler arasında Sultan Galiyev (1892-1940), Ekmel İkram (1898-1938), Münevver Kârî Abdürreşithanov (1878-1931), Abdülhamid Çolpan (1898-1938), Abdürraûf Fıtrat (1886-1938), Bekir Çobanzâde (1893-1937) ve Ahmed Cevad gibi Cedîdciliğin en değerli temsilcileri de vardı. Rusya Türkleri’nin tarihine “Büyük Ziyâlılar (Aydınlar) Kırımı” olarak geçen bu katliamda sadece Azerbaycan’da 20.000 aydın öldürülmüş veya sürülmüştür. Bu katliam sırasında Stalin, Merhum Gaspıralı’nın Bahçesaray’daki mezarını da tahrip ettirip mezarın da bulunduğu arazinin üzerine blok apartmanlar yaptırarak Cedîdciliğin bütün izlerini silmek istemiş, Cedîdciler’in eserlerinin kütüphanelerde bulundurulması yasaklanmış ve Türk okullarında Cedîdciler’in emperyalist ajanı, burjuva ve pantürkist sınıf düşmanları olduğu telkin edilmiştir.

Her ne kadar Cedîdciliğin tarihi son derece trajik olmuş ise de bu çabalar hebâ olmamış, bu uğurda bir buçuk yüzyıldır merkezî idarenin her türlü, meşakkat, baskı, işkence ve zulmüne rağmen azimle sürdürülen çabalar özellikle de SSCB’nin son lideri olan Gorbaçov zamanında (15.03.1990-25.12.1991) oluşan görece demokratik ortamda Rusya’daki Türk halkları bünyesinde meydana gelen millî hareketlerin fikir ve ilham kaynağını oluşturmuştur. Nitekim Sovyet Türkleri’nin bu ikinci dönemdeki millî uyanış hareketlerinin hedeflerinden biri de Stalin tarafından mahkûm edilen Cedîdci önderlerin itibarlarının iadesini sağlamak olmuştur.

Gerek SSCB döneminde, gerekse 1990’lı yılların başından itibaren SSCB’nin dağılmasına paralel olarak Azerbaycan ve Türkistan coğrafyasında bağımsızlığını ilan eden Türk cumhuriyetlerinde, gerekse (Kazan gibi) Rusya Federasyonu ve (Kırım [2] gibi) Ukrayna coğrafyasında kalmış Türk halklarında yaşanan millî uyanış hareketlerinin tarihî ve siyasî kökleri Cedîdciliğe dayanmaktadır.

İrfan PAKSOY

Makalenin Devamın Okumak İçin Linki Tıklayınız

TARİHE KAYIT DÜŞEN BİR ZİYALI-AHMED CEVAD AHUNDZADE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir