The Sheik

Yüz yıl önce, Rudolph Valentino‘yu bir süperstar ve seks sembolüne dönüştüren “Şeyh” filmi vizyona girmişti.

1921 yılının Kasım ayında gösterime giren ve Amerika Birleşik Devletleri’nde çığır açan bu yeni film duygusal yaşamda ve cinsiyetler arasındaki ilişkilerde devrim yarattı.

Filmin ismi “Şeyh” idi. Yönetmeni ise George Melford. Baş rolü Rudolph Valentino oynadı, filmin konusu İngiliz yazar Edith Maud Hull‘un aynı isimli romanından uyarlanmıştı. Roman, ırkçı, ayrımcı ve kadınları hor gören bir anlayışı yermektedir. Hikâyede aristokrat bir kadın, bir çöl şeyhi tarafından kaçırılır ve tecavüze uğrar. Soylu kadın romanın (ve filmin) sonunda, kendisini kaçıran kişiye âşık olur ancak Şeyh’in gerçek kimliği de ortaya çıkar: Şeyh, Arap değil,  aksine babası İngiliz ve annesi İspanyol bir asilzadedir! Romanın kısa hikâyesi bu. Filmi Youtube’da bulup izleyebilirsiniz!

Şeyh: Aptalca bir film mi?

Rudolph Valentino’nun kız arkadaşı ve daha sonra eşi olacak aktris Natacha Rambova (1897-1966), Valentino’nun şeyh rolünü oynamasına şiddetle karşı çıktı. Çünkü bu rol sanatçının oyunculuk kariyerine zarar verebilirdi. Hollywood’un en büyük yapımcılarından biri kabul edilen Cecil B. DeMille, Şeyh’in en ufak gerçekçilikten yoksun, aptalca, ilginç olmayan bir hikâye olduğunu söyledi. Valentino da senaryoyu sıkıcı buluyordu. “Çölde yaşayan  Bedevilerin en güzel resimlerini içeriyordu. O anlar aklımdan çıkmıyor ve uykudan uyandığımda hâlâ at sürüyorlardı.” Ancak Şeyh, sessiz film döneminin tüm seyirci rekorlarını kırdığında Cecil B. DeMille bunları söylemek zorunda kaldı.

6 Mayıs 1895’te İtalya’nın Puglia kasabasında ‘Rodolfo Alfonso Raffaello Pierre Filiberto Guglielmi di Valentina d’Antonguella’ olarak dünyaya gelen Rudolph Valentino, 18 yaşında ABD’ye gitti. Ebeveynler ve akrabalar, bir şeyler öğrenmeyi reddeden, ancak hırsızlık yapmaktan ve elâlemin kızını yada eşini takip etmekten hoşlanan bu haylazdan kurtulmak için seyahatin masraflarını ceplerinden ödediler. Annesi Onun hiçbir şey yapmadan zengin ve ünlü olmayı hayal eden bir serseri olduğunu düşünüyordu. Annesine göre O, çocukken bir melek kadar iyiydi. Elbette bu, amcasına defalarca oğlunu dövdürmesine engel olmadı.

Zengin kadınlar onu besledi

23 Aralık 1913’te 18 yaşındaki Valentino New York’a gelir. İngilizce bilmiyordu, muhtemelen İtalyanca da bilmiyordu, sadece geldiği yörenin lehçesini konuşuyordu. Parası yoktu ve kendisine teklif edilen ağır işlerde çalışmaktan sürekli kaçıyordu. En alta düşene ve sokakta ya da parklarda uyuyana kadar… Birkaç ay sonra dansçı olarak kendine bir iş buldu ve ilerde ona bakacak kimi zengin yaşlı kadınlarla tanıştı. Valentino gazete sayfalarına ilk kez böyle düştü. Bir skandal olarak kayıtlara geçen bir boşanma davası nedeniyle ismi kayıtlara geçti. Valentino, 1917’de tiyatro ve müzikal yapımlarda küçük roller üstlendi. Holywood yapımı filmlerde küçük roller aldı ancak rolü her zaman bir gangsterdi. İspanyol yazar Vicente Blasco Ibanez‘in romanına dayanan ve savaş karşıtı bir film olan “Mahşerin Dört Atlısı” da 1921 yılında gösterime girdi. Eleştirmenler ve izleyiciler tarafından çok beğenildi. Ancak “Şeyh” olayı tamamen farklı bir mecraya kaydı. O andan itibaren yeni bir süperstar ve seksi erkek yıldız doğmuştu: Valentino. Gazeteler, kadının yakalandığında attığı çığlığı, kahramanın kadını atın terkisine hızla çektiği ve çöle kaçırdığı sahneleri övgüyle anlatan yazılarla dolmuştu. Ancak filmi izleyen kadınlar korkudan çığlık atmadılar, heyecan ve zevk duyarak çığlık attılar. “Şeyh” ile Rudolph Valentino kadınlar dünyasında ilk kitlesel histeriyi yarattı. “Şeyh” ile birlikte kitle iletişim araçlarının gücü ortaya çıktı. Daha önce yüzlerce erkeğin sahne çıkışları önünde opera divalarını ve aktrisleri sabırsızlıkla beklediği biliniyordu. Valentino ile birlikte, coşkularını ve isteklerini alenen haykıran kadınlara ilk kez 1920’de başkanlık seçimlerinde oy kullanma hakkı verilmişti. Ve bu bir başlangıçtı. Onları ruhundan yakalayan, esir alan ve onları seven bu adamın peşinden her yere severek koştular.

Rudolph Valentino’nun başarı hikâyesi -savaş sonrası bir fenomen olarak- duyguların karmaşıklığı hakkında bir fikir edinmenize yardımcı olabilir. Valentino, bir anısında,  kadınların üzerindeki elbiseyi nasıl parçaladıklarını ve saçından kıl koparmaya çalıştıklarını anlatır. Hayatı konusunda endişeye kapılmıştır…

Bu aşırı hayranlık, Valentino’nun fotoğraflarıyla da desteklendi. Kızlar okula gittiğinde, sınıfta birbirlerinin erkek arkadaşını işaret ederek, şöyle soruyorlardı: “Şeyhin bu mu?”  Şeyh kavramı birçok ülkede ortak kullanıma girmişti. “Latin Lover” Valentino için icat edilmiş bir tabirdi. 1926 yılında ölen Rudolph Valentino’nun cenazesi tam anlamıyla  bir gösteriye dönüştü.

Filmin vermek istediği mesaj

Erkekler aşklarını, hırçınlık ve kabalıkla gösterirler, filmin vermek istediği mesaj buydu.

Kadınlar bu şifreyi deşifre edebilmelidir, yoksa birbirleri için yaratılan çiftler asla karşılaşmazlar. Erkekler söze dökemedikleri arzularını, eylemlerde, alçaltıcı, incitici işlerde göstermektedirler! ABD, Latin Amerika ve Avrupa’da sinema salonlarını dolduran milyonlarca kadının psikolojisini anlarsak filmin başarısını da kavrayabiliriz. Kocalarını, ilişkilerdeki umursamazlık, davranışlardaki hoşgörüsüzlük veya savruldukları şiddet sarmalı içerisinde merhamet, şefkat ve sevgi bahşeden “Şeyh” olarak görüyorlardı.

Rudolph Valentino 23 Ağustos 1926’da öldü. New York’ta düzenlenen cenaze töreninde çirkin bir tiyatro oyunu sergilendi. Üstü açık tabutta Valentino’nun cesedi değil, balmumundan yapılmış bedeni taşınıyordu. Devrin en ünlü kadın sinema oyuncusu Pola Negri, tabutu bir dul gibi takip ederek Valentino ile evlenmek üzere olduğunu gözyaşları dökerek basına açıkladı! Yüz bin kişinin katıldığı cenaze töreninde, kalabalık yüzünden, çok sayıda kadın yaralandı. Rudolph Valentino’nun, son istiratgâhı Hollywood Mezarlığı oldu. Mezarının bugüne kadar en çok kadınlar tarafından ziyaret edildiği söyleniyor…

Alaattin DİKER

2 Comments

  1. Emine Kaya Reply

    Degil mi yaa! Bak hic te zor değilmiş…Bir iyiligi bin kere anlattik. Bin kere onun hatirina af ettik. Bin kere o iyiligi hatirladik…Hala kadinlari anlamak zor diyorlar.
    Gel de cildirma!😅

  2. İbrahim İlhan Reply

    Güzel bir yazı. Sadece kadınlar değil erkekler de düşünmeli üzerinde.

    Elbette, yazıda da belirtildiği gibi, kitle psikolojisinin birey üzerindeki etkisi gözden kaçırılmamalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir