‘Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları’, ‘Hayalet Kitap’, ‘Varolmayanlar’, ‘Güneş Hırsızları’, ‘Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam’, ‘Kimdir Mitat Karaman?’, ‘Beter Ol Mitat Karaman!’ adlarıyla hem içeriği hem adları ilginç öykü ve roman kitaplarınız yayınlandı. Nereden aklınıza geliyor bu adlar? Neler söylersiniz?
Kitapların isimleri de ayrı bir maceranın sonunda son şeklini alıyor aslında. Genelde başlangıçta taslak isimle yola çıkıyorum. Yeni kitaptan örnek vermem gerekirse, bu kitabın isminin ünlem işaretiyle biteceğini ve bir tür küfür, beddua içereceğini en baştan hissediyordum. Romanın ruhunu, kalbini yansıtacak bir isim arıyorum… Yıllarca gazetecilik yaptım, dergi sektöründe çalıştım, yazıyı yazar, röportajı çözer, sonra okura o yazıyı/röportajı okutacak başlığı, manşeti ararsınız yazının içinde. Biraz öyle bir süreç…
‘Kimdir Mitat Karaman?’dan sonra ‘Beter Ol Mitat Karaman!’ kitabınız yayınlandı. Kimdir bu Mitat Karaman. Neyin nesi? Mithat’ın “h”si de düşmüş. Bunun nedeni ne olabilir?

Mitat kendini diğer insanlardan eksikli gören, arızalı hisseden bir karakter. Bunun da doğuştan olduğunu düşünüyor, daha kimlik çıkarma aşamasında nüfus dairesindeki memuru adındaki eksik “h” harfinden dolayı suçluyor. Aslında bu davranış biçimi hayat içinde sorumluluk alıp, irademizi kullanıp düzeltemediğimiz marazlarımızdan dolayı başkalarını suçlamamızı anlatıyor. Soyadı olan Karaman’da da ‘h’ olsa, kahraman olabilirmiş ama o da olmayınca adına hayat dediğimiz bu filmde “figüran” kaldığını düşünüyor ya da böyle düşünmek onu rahatlatıyor. Ama işte bir gece kapısı çalıyor ve otomata basmak gibi ufacık bir hatasıyla tüm hayatı değişiyor, figüranlıktan çıkıp baş role soyunuyor.
Mitat Karaman’dan bir roman kahramanı yaratmak fikri nasıl oluştu?
Mitat çok uzun zamandır zihnimde yaşayan bir karakter. Belki 2000’lerin başından beri… Özel hayatımda, okulda, evde, işte bir başarısızlık yaşadığımda, yalnızlığım pekiştiğinde içimden özgüveni sıfır, omuzları çökmüş, gözleri nemli bir karakter çıkıyordu. O süreçten çıksam bile benimle takılmaya devam ediyordu. Ona bir ad koymadım ama onu adeta bir görünmez arkadaş gibi yanımda taşıyordum. Bir gün böyle “kaybeden” bir karakteri anlatmayı hep istiyordum ama ona yakışacak bir hikâye bulamıyordum. Sonra bir gece kapım çaldı, açmadım, ama açarsam, takip etmezsem ne olur diye düşündüm. Bambaşka bir gün, sabah ofise giderken, oturduğum apartmanda bir daireye hırsız girmişti, apartman yöneticisi bana dönüp “yoksa kapıyı sen mi açtın?” dedi bana. Mitat için yıllardır aradığım hikâyeyi o anda bulmuştum.
Peki şimdi o bir sinema kahramanı da oldu. İlk kitap ‘Kimdir Bu Mitat Karaman?’ın sinemaya uyarlandığını okuduk. Film ne zaman yayınlanacak? Mitat’ı kim oynadı?
Film şu an kurgu masasında, ben bir versiyonu izledim ve merakla vizyona girmesini bekliyorum. Bu sene içinde izleyeceğimiz kesin, onu diyebilirim. Mitat’ı Kadir Doğulu oynadı. İlginç bir karakter çıktı diyebilirim. Süleyman Arda Eminçe çekti filmi. Film başarılı olursa ki bence olacak çünkü gerçekten ilginç bir ana akım filmi ortaya çıktı. “Okul” filminden önce de filmi gösterdiğimiz sektörden insanlar endişeliydi, “bu çok farklı, alışıldık bir Türk filmine benzemiyor, seyirci anlamaz” demişlerdi. “Okul” filmi kopya başına seyirci rekoru kırmıştı o yıl. Mitat da bence farklı duruşuyla seyircinin ilgisini çekecek ve belki de ekrandaki macerası devam edecek…
‘Beter Ol Mitat Karaman!’ içinde gerçekçi, polisiye, fantastik ögeler barındırıyor. Bu kitabı hangi roman türü içine alabiliriz?
Sanırım tek bir türe ait bir kitap hiç yazmadım. Hayalet Kitap bile aslında, korku, komedi, gençlik türlerinin kırmasıdır. En fantastik görülen romanım Varolmayanlar, Dövüş Kulübü gibi protest bir manifesto olarak da okunabilir. Beter Ol Mitat Karaman!’da polisiye ögeler var ama daha çok macera edebiyatından izler taşıyor. Diğer yandan doğaüstü hiçbir şey olmamasına rağmen karga, kedi, tavus kuşu gibi hayvanların dahil olmasıyla Murakami’de olduğu gibi büyülügerçekçi bir anlatı da giriyor işin içine. Mizah da çok yoğun. Ben 90’lardaki Leman mizah dergilerinde yayınlanan bazı tefrika öykülere benzetiyorum. Can Barslan’ın, Bülent Arabacıoğlu’nun çılgın, absürt maceraları gibi. O ekolden gelen Ersin Karabulut’un kitabın kapağını ve bölüm vinyetlerini çizmesi bu açıdan romana çok yakıştı.
Doğu Bey, Mitat Karaman’ı hayatın tazyikine maruz kalan, kendini olayların içinde bulan biri olarak görebilir miyiz? Hayata karşı edilgen biri diyebilir miyiz?
İlk kitapta Mitat’ın geçmişini daha çok anlatma fırsatım olmuştu. Orada öğrenmiştik ki, Mitat babasını tanımıyor, annesi de Mitat genç yaştayken ölmüş. Hayat boyu da çok arkadaşı olmamış, yalnız kalmış, yalnızlığıyla da barışık bir karakter. Böylesine yalnız bir karakter nasıl düşünür, diye çok kafa patlattım. Hayatın içindeki tartışmalarda hangi tarafı tutar, politik çatışmalara nasıl bakar… Sonuçta hiçbir taraftan da etkilenmemiş. Bir yandan çok mantıkçı, bir yandan çok saf. Evet, edilgen ve pasif ama hayata ve insanlara çok dürüst bir yerden de bakıyor diye düşünüyorum. Kosinski’nin Bir Yerde’sindeki Chance’e benziyor biraz.
‘Beter Ol Mitat Karaman!’da “Aile Örgütü” diye bir yapının varlığı söz konusu. Bizim toplumumuzda belli yaşa gelip iş gücü sahibi olan herkesin evlenmesi için baskı yapılır. Burada aile ve evlilik kurumuna bir eleştiri mi söz konusu. Ne düşünüyorsunuz günümüzdeki aile kurumu hakkında?
Evet, evliliğin kutsal müessese gibi dayatılmasına karşı bir duruş var elbette. Çocukluktan itibaren “evcilik” oynatarak, büyüklerimiz tarafından baş göz edilerek yaşıyoruz, hayata dair hiçbir fikrimiz yokken hayattaki en büyük amacın karşı cinsle ortak bir hayat kurmak olduğunu söylüyorlar bize. İnsan yaşamı uzadı ama buna rağmen üç yüz yıl önce olduğu gibi yirmili yaşlarımızın başında evlenmenin gerektiği dikte ediliyor. Evde, okulda, reklamlarda sürekli bu söyleniyor… John Carpenter’ın nefis filmi They Live’de dendiği gibi: “Tüket”, “Evlen ve üre”. Evli olun ya da olmayın, herkesin yaşadığı çok garip bir baskı sarmalı bu. Ben bu Mitat Karaman serisinde buradan mizahi bir kurgu çıkardım, bireyi bir an evvel çiftleştirmeye uğraşan bu sistemi bir tür “saadet zinciri”ne benzettim. Bu ikinci romanda biraz daha saadet zincirinin şifrelerini çözüyoruz…
Doğu Bey, genelde yalnızlık paylaşıldıkça azalır diye bilinir. Ama Mitat Karaman paylaştıkça yalnızlaşıyor. Buradan sosyal medya araçlarıyla çevrildiğimiz ve her dakika birileriyle görüştüğümüz, normalde yalnızlığın imkânsız gibi göründüğü günümüze ironik, eleştirel bir gönderme mi yapılıyor?
İlk kitapta bir karakterin dediği gibi yalnız insanlar sadece yalnız insanlarla yalnızlıklarını paylaşınca gerçekten huzura kavuşabiliyorlar. Bu seri biraz da o yalnızlık frekansıyla alakalı diye düşünüyorum, insanların çoğu yalnızlıklarından kaçıyor, bir de azınlık var, yalnızken mutlu olabilen, üretebilen… Pandemide bu ayrım daha belli oldu, bazıları karantina şartlarında çok zorlanırken, bazıları yalnızlıklarıyla tanıştı ve aslında yalnız olmanın çok da kötü bir şey olmadığını fark ettiler. Bu ikinci kitaba zaten karantina uygulamasıyla tanıştığımız dönemde başlamıştım, tek başıma yaşıyordum, bazen hiçbir canlı görmeden bir ayımın geçtiği oluyordu… Hepimizin buna benzer karantina hikâyeleri oldu. Yalnızlık belki de artık eskisi kadar korktuğumuz bir olgu değil. Bizi asıl üzen, etrafımızda çok kişi olsa da bizi anlayan tek bir insanla bile karşılaşamamak…
Yalnız, çoğu zaman beceriksiz Mitat Karaman yazar olmak için yaratıcı yazarlık atölyelerine katılıyor. Buradan hareketle yalnızlığın ve içe kapalılığın yazar olmakla bir ilişkisinin olduğunu söyleyebilir miyiz?
Açıkçası bilmiyorum ama öyle olduğunu tahmin ediyorum. Yazar tanıdıklarıma bakıyorum, dışarıdan ne kadar sosyal görünseler de yalnız tabiatlı insanlar hepsi. Yazarlık bunu gerektiriyor çünkü, saatlerce tek başına kalmanızı gerektiren belki de tek sanat. Ressam bile gezer tozar, birileriyle tanışır, modele bakarak çizer… Heykeltıraşların asistanları vardır. Yazar ise yalnızlığa muhtaç biri. Mitat da yazar atölyelerine gidip acaba yazarlar yalnızsa, yalnızlar da yazar mıdır gibi bir soru soruyor. Ben zaten şahsen herkesin az çok yazar olduğunu düşünüyorum ama yalnızlıkla daha içli dışlı insanlarda sanatçı kumaşı vardır denir zaten, böyle bakarsak, evet içe kapanık, sosyalleşmekte zorlanan her insanda biraz yazarlık vardır. Kafalarında döner durur hikâyeler, benim yıllarca Mitat’la arkadaşlık yapmam gibi, yalnızlıklarını, o boşluğu hayal güçleriyle tamamlarlar…
Sık sık söyleşi ve imza günleriniz var. Okuyucularınızla sürekli iletişim halindesiniz. Öykü ve roman okunması hususundaki gözlemleriniz neler? Türkiye gerçekten okuyor mu?

Yazdığım her kitabı, tanımadığım ama beni çok iyi anlayabilecek, benim de onu çok iyi anlayabileceğim var olmayan bir arkadaşıma giden bir mektup gibi görüyorum. Kardeş ruhlara ulaşma çabası… O yüzden okurlarla etkinliklerle ve çeşitli vesilelerle iletişim kurmayı seviyorum. Öyle yüz binler satan, çok popüler bir yazar olmasam da benim bu kitaptaki “#MitatKaramanYalnızdır” etiketinin tam tersine romancıları ve roman kahramanlarını hiç yalnız bırakmayan bir okur kitlesi var. 1000Kitap, Goodreads, YouTube, Instagram gibi platformlarda örgütleniyorlar, bir sürü okur kulübü var, gerçekten böyle bir hız ve teknoloji çağında bu kadar kitap okuyan insan görmek çok güzel. Sorunun yanıtı, evet Türkiye okuyor, iyi ki okuyor.
Son olarak neler söylersiniz?
Önceki sorudan yola çıkarsak, Murakami’nin sevdiğim bir sözü var, “Sadece herkesin okuduğu kitapları okursan, sadece herkesin düşündüğünü düşünürsün” diyor. Normalde okuduklarınızdan, çevrenizdekilerin size önerdiği kitaplardan farklı kitaplar size yeni bakış açıları kazandırabilir. İyi hikâyelerle kalın…
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Doğu YÜCEL
- İstanbul’da doğdu.
- Çocukluk ve gençlik yılları İzmir’de geçti.
- 1995’te İzmir Amerikan Koleji’nden mezun oldu.
- 1997’de Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda, 1999’da Nostromo Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması’nda başarı ödülleri kazandı.
- Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları isimli ilk öykü kitabı 2000’de yayımlandı.
- Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü’nden lisans, İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden yüksek lisans derecesi aldı.
- 2002’de ilk romanı Hayalet Kitap yayımlandı. Bu romandan uyarlanan Okul (2004) filmi ile Küçük Kıyamet’in (2006) senaryolarına imza attı.
- Varolmayanlar (2011),
- Kimdir Bu Mitat Karaman? (2017) isimli romanları ve Güneş Hırsızları (2014),
- Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikâyeler (2019) isimli öykü kitaplarıyla yazın yolculuğuna devam etti.
- Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle-Erkekler Yalnızlıklar isimli öykü derlemesine katılan yazar Sanatçı Öyküler (2011), Kar İzleri Örttü (2012), Güçoburlar (2015) ve İstanbul 2099 (2019) gibi seçkilerde yer aldı.
- Son romanı Beter Ol Mitat Karaman! (2022) yayınlandı.
- Çeşitli yayınlarda sinema, müzik ve edebiyat yazıları yayımlanan Yücel’in Kimdir Bu Mitat Karaman? romanı sinemaya uyarlandı.

Son Yorumlar