Savaşların sonunda anlaşmalar yapılırmış ya sebebi çok belli. En başında anlaşamamak. Birbirini anlamayan iki kesin inançlı güruh bu toplumun en temel mayası üzerinden ayrılık fitne üretiyor ve iki grup da kendi davalarının hakkına yaslanarak batıllarını kutsuyor.
Kandil kutlamak bid’attir, diyenler kendini anlatmakta sorun yaşıyor. Çünkü söyledikleri doğru fakat söylemleri yanlış. Doğru, çünkü sonradan icat olma; yanlış, çünkü her sonradan olanı dinden atarsanız sonunda dini de atmak zorunda kalırsınız. İsteseniz de istemeseniz de insan bir fanus balığı değil. Tarihin ve toplumun içinde yaşıyor. Etkilediği için etkilenebiliyor.
Kandili kutlarım diyenlerin derdi davası din icat etmek değil tam aksine dini korumak. Ortada bir düşman var, o düşmanın kendi icadı yortuları, mübarek günleri, saçma sapan dahi olsa gündemleri var. Cadılar bayramını düşünelim. Bu dini bir gün mü belki öyle belki değil. Ama karşı toplum bunun üzerinden bir gündem belirliyor ve bu gündemi masum, pasif zihne dayatıyor. Peygamberin muhataplarının böyle saçmalıkları olsaydı peygamber de buna karşı koymak için bir günü mübarek ilan eder onlara karşı koyardı. Koymuş da netekim. Ramazan ile Kurban bayramına ayet mi var, yok. Tam aksine hadiste “Size daha hayırlı iki gün verildi, buyuruyor”. Her toplumun kendini silkelediği, yenilediği, şenlendiği günlerinin olması son derece normal ve zorunlu. Hayat hep akılla yaşanamayacak kadar gayri ciddi ve çelişik bir yapı. Kafayı dağıtacak meşgaleler, bahaneler lazım. Bugün Peygamber yok diye aklımızda mı yok. Görüyorum, biliyorum, duyuyorum bu adamlar benim değerlerimi eze eze geliyor ne yapayım. Bahane bulup bir günü mübarek diye yutturmak zorundayım. Yalan, sahte, zayıf haber olması mühim mi, bu saatten sonra değil.
Çarşı her şeye karşı mantığıyla din kurumu ayakta kalamaz. Çünkü düşmanlar iki ayaklı ve beyinli. Ben beyinsiz ve ayaksız gibi davranırsam en fazla kendimi korurum, çocuğum savunmasız bir şekilde içine düşer. Yetmişlerde tv izlemek günahtı, küfürdü, şimdi tv’de program yapmayana hoca gözüyle bakmıyorlar. O zamanki dindi de bu zamanki dinsizlik mi? İkisi de değil.
Yaşıyorsam, yürümek zorundayım. Hareket etmeyen bünyenin kalbi iflas eder, dinlerin de öyle. Eğer korunması gereken ilkeler, öz varsa bazı göstergeleri ekleyip çıkarmanın zamanı geldiğinde tereddüt etmemeliyiz. Nefretle bakıp, istemezükle yaklaşmanın bedelini kontrolsüz muhataplıkla öderiz. Kaçtığımız inkar ettiğimiz canavarların ayaklarının altında ezilir, dişlerinin arasında can veririz.
Kandil kutlayanların şirk amacı yok, biliyorum. Kutlamayanlar da tevhid faaliyetleri yapmıyor onu da biliyorum. Bugünün bağlamında kandil kutlayanlar kutlamayanlardan daha fazla dine hizmet ediyor olabilir. Eğer sevdiğinin hatırını soruyor, kandil simidi alıp çocuklarını sevindiriyor ise kesinlikle öyle.
Ben kandilde üç yüz rekat namaz kılıp günahlarımı affettireceğim diyen varsa buyursun Allah ile kendi arasında. Hayatı boyu memuruna, müşterisine zulmeden biri kandile sığınıp cennet hesabı yapıyorsa zulmün affı yoktur hesabı vardır. Bilmiyorsa öğrensin, öğrenecek er geç.
Ahmet BAYRAKTAR

Kandil kutlama konusu açık, net anlaşılmıştır.👏🏻 Cuma mesajı gönderme alışkanlığı ise Ozan Nihat’ı isyan ettirmiş:
Yâd elinden mesaj,yâdelden resim,
Ne bulduysak heyecanla aldık biz.
Müşteriler cepte olan her isim.
Derhal yollamayı görev bildik biz.
Güya bilmişlikten geri kalmadan,
Tenezzül buyurup izin almadan,
Elde hazır mesaj,kapı çalmadan,
Paldır küldür içeriye daldık biz.
Samimiyet,sevgi,saygı şart değil.
Ha okunmuş okunmamış dert değil.
Belli eş,dost,üç beş fert değil,
Sanal grup yapıp toptan saldık biz.
Karıştırdık bugün ile yarını.
Zarara döndürdük zaman kârını.
Moda olmuş Cuma mesajlarını,
Perşembe gününden yollar olduk biz.
Hele bir de zart zurt,bilmem ne günü,
Koca gün dang,ding,dong telefon ünü!
Yaban eller tayin ediyor yönü.
Ey Allah’ım ne günlere kaldık biz!.
OZANNİHAT dosta söyler peşinden,
Kalıp mesajları çektim fişinden.
Lüzumsuz ve yersiz mesaj işinden,
Çoğumuz usandık,bıktık,yıldık biz. DENİZLİ , 01.01.2022
2022 Yılındaki bütün cumalarınız mübarek olsun.