Sıradan bir hayatı tüketiyoruz. Geçen zaman girdabında avare kasnak gibi dönen bir yaşamın, beyhude bir savruluşun ortasında boşa dönen tekerleklerin sinir katsayımızı arttıran cızırtılı armonisinde, kuş cıvıltılarıyla muğlaklaşan, bahar sendromlarıyla nefes alan alerjik bir hayat döngüsünde suya, rüzgâra ve toprağa bigâne bir umursamazlık içinde, yeşil bir atlas yorgan rehavetinde uyur gibi süzülen göz kapaklarımızın derinliğinde yiten, çocukça gülümsemelerimizle bir çınar gibi kök salan boşluğa, aynı yürek acısı, aynı hüznü ve aynı coşku selini lakayt bakışlarla seyre dalan bir ikindi vaktinin kerahetinde serçeler -namı diğer narin kuşlar- öterken sabahın seherinde civanmert bakışlarla, perican gülüşlerle tutunuverdiğimiz dallar bir bir kayarken ellerimizden, bembeyaz örtülere bürünürken dağların dorukları, gaipten bir ses gibi çınlarken kulaklarımızda fabrika sirenleri, çığlık çığlığa koşarken bir martı alacakaranlık kuşağında denizlerin enginliğine doğru, sular tersine dönmüş, ırmaklar kuzeye akarken, rihter ölçekleri anlamlandıramazken yürek sarsıntılarımızı, evrenin galaktik dengesinde bir kaos gibi yıldızlar, göktaşları üzerimize üzerimize gelirken saniyede milyon kere milyon kilometre hız limitini aşmışçasına, erdemli bir şehrin sokaklarında yürümeyi düşlemek, acı bir fren sesiyle tepe taklak caddelerin, asfalt örtülerin üstüne uzanmak, dağılmış öğle şekerlemelerinin geride bıraktığı asabi gerginliğin ortasında bir soluk alış verişi kadar derinden, avuçlarımızda bir masumiyeti paylaşıp yürek ülkemizin epik atmosferinde soluklanmak, gecenin ardından şimal yıldızıyla ışıldayan güne taa yürekten merhaba diyebilmek, kan ter içinde uykulardan uyanıp istemsiz bakışlarımızı arzın derininde kaynayan lavların merkezine odaklamak, gök kuşağı renklerinde sözler bırakıvermek ardımızdan, saman yolu ikliminde yıldızlar saçmak geçtiğimiz yollara, büyülü mezamirlerden bir parıltı ekleyebilmek sözlerimize, imgeler harmonisi içinde dehşet rüyalar âleminden firar etmiş ucube yaratıklar çiziktirivermek önümüzdeki kağıtlara, bir türkü gibi alıp başımızı tenhalara sığınmak, ellerimizi yıkamak kalbimizin apaklığına bir siyah mühür gibi iniveren bütün yaşam kirlenmelerinden, bütün hayal kirlenmelerinden, bütün duyum kirlenmelerinden sıyrılmak bir çırpıda, kanayan yaralarımıza tuz basmak, tamtamların eşliğinde raks eder gibi yaşayabilmek, sıkı vurmak daktilonun tuşlarına, yeniden onarmak kırılan yanlarımızı, sıradan yaşamaktan ötesi nedir ki? diye sorulunca şair dilince var kılabilmek kendimizi beyhudedir efkarımız, beyhudedir geçen zamana sitemimiz.
“Bakın yaklaşıyor Yaklaşmakta olan.’
‘Hayat/ dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak/ Ve rüzgar
Ona kendimi sonradan ben ekledim.”
(İsmet ÖZEL/ Amentü)
Fadıl KARLIDAĞ

Son Yorumlar