Güney Azerbaycan basın faaliyetlerinin 1816 yılına uzandığını ifade ediyorsunuz. Bu dönemde matbuatın şekillenmesinde hangi tarihî, sosyal ya da kültürel dinamikler etkili olmuştur?
İran matbuatının gelişimi şüphesiz batıya dayanır. İran’da Türklerin çıkardığı yayın organları üzerinde sıkı bir baskı vardı. XIV yüzyılda kâğıt fabrikasının kuruluşu bu bağlamda çok önemli idi. Bir anlamda basın milletlerin dili, hissi ve alfabetik her şeyi idi. Farsça yazmak zorunda bırakılan halkın kendi ana dillerinde bir matbuat organları yoktu. İran yönetimi Türkçenin yasaklanması mümkün olduğunca hiçbir şekilde kullanılmaması için büyük bir çapa gösteriyordu. İran yöneticileri halkın Türkçe yazmasına sert karşı çıkmakta idiler. Ancak İran yönetiminin bu baskısı ters tepen bu yanlış tutumu yıllar sonra çok iyi anlaşılacaktır. Asuriler ve Zerdüştilerin dini matbuat organlarına el atmaları çoğunluk içerisinde önemli bir kitle oluşturan Güney Azerbaycan aydınları üzerinde ciddi bir etki yaptı. Azerbaycan’ın matbuat hareketi bu nedenle hariçte yaşatılmak üzere İranlı tüccarlarca İstanbul’da başlatıldı. İranlı Tüccarlar matbuat hareketini başlattılar. 1641 yılında Naççarbaşı Yakub’un Avrupa’ya gittiği ve buradan İsfahan’a bir matbaa tezgâhı getirmiş böylece Türkçe bir gazete ve dergiler çıkarılmaya başlanmıştır. Bir yandan matbuat organları basacak teknoloji, diğer tarafta basın için olmazsa olmaz kâğıt fabrikalarının kuruluşu ve bir de Avrupa’ya ve İstanbul ortamı İran Türklerini matbuat organı çıkarmaya yönelten sosyal dinamiklerin en önemli üç etken idi.
Farsça dışındaki dillerde, özellikle Türkçe’de matbuatın erken örnekleri nasıl ortaya çıktı? Bu yayınlar hangi coğrafî merkezlerde yoğunlaşmıştı?
Türkçe matbuat bir ihtiyaçtı. Çünkü devrin yöneticileri Azerbaycan halkı için “Türkler eşektir. Yonca yerler, tök önlerine yonca onlar yesin biz işimize bakalım” şiarını kendilerine rehber yaparlar. İran halkını ot yiyip yatan eşeklere benzeterek Azerbaycan halkını küçümseyen bir tutum takınarak Türkleri “eşek” Ancak benzetmesi şık değildi. 1817 yılında Tebriz’e küçük çaplı bir baskı makinesi getirerek “Fetihname”, sonra “Cihadiye” adı kitaplar yayınlanır. İran’da ilk basılan “Sagmos (Zebur)”dur. Sonra “Kilise Babaları” gibi dini eserler basılır. Amerikan Misyonerleri bu alanda yoğun gayret içindedirler. Onlar 1780’li yıllarda taş baskıya geçmişlerdi. Burada 1848 yılında Tebriz Şehrinde “Tebriz Ehbarı” (Tebriz Haberleri çıkarılmaya başlanır. Urmiye’deki Amerikan misyonerleri de dini kitapların yansıra İncil de basıyordular. H.k.1310 yılında Aligulu Seferov’un redaktörlüğünde bir mizah Şebnamesi vardır. Esasen Şebname İran matbuatı için oldukça geniş bir mevzudur. Gece dağıtıldıkları için “Gece Varakaları” şeklinde bu matbuat organları adlandırılıyordu. Bu şebnameler İran’da gerçek bir uyanış hareketinin ilk kımıldayışı olarak görülür. Şebname konusu İran matbuatı için oldukça geniş bir mevzudur. 1818 yılına kadar tamamen Türkçe bir yayın organı yoktur. 1848 yılında Tebriz Şehrinde “Tebriz Ehbarı (Tebriz Haberleri)” çıkarılmıştır. Azerbaycan matbuatının en yaygın olduğu yer şu an Tebriz Şehridir.
Güney Azerbaycan’da Türkçe yayın yapan basın organları, tarihsel süreç içinde Azerbaycan Türklerinin kimlik inşasında nasıl bir rol üstlenmiştir?
Bu tür basın organları özgürlükçülük anlayışını ön planda tutmuşlardır. Örneğin 1908 yılında 14 Sefer 1326 tarihli “Hemşerat’ül Erz” gazetesi ile birlikte “Azerbaycan” dergisinin yayın hayatına girdiği ve sert itirazlara neden olduğu bilinir. 1905 yılı İran Azerbaycanlıları için bir dönüm noktası kabul edilir. Bu tarihlerde Settar-ı Milli Settarhan’ın milli yayın organı “Azerbaycan” adlı ilk dergi, sonra Ruştiyye “Mektep” gazetesini yayınlar. Vagıf Sultanlı Mehmet Emin Resulzade’nin 1909-1910 yıllarında Tahran’da ilk defa 1909-1910 yıllarında “İran-e Nou” gazetesini çıkartmıştır. 1911 yılında Şefak Carizmin aleyhine adeta Rusya’ya çalışmış gibi görünür. 1912 yılında Hıyabani, İskendani ve İbrahim Şebüsterinin gayretleriyle gizli şekilde İran matbuatına “İnsaf” sokulur.
Basın üzerinden inşa edilen “millî bilinç”, hangi kavramlar etrafında şekillenmiştir? Dil, tarih, edebiyat, kültür gibi alanlarda nasıl bir söylem üretildi?
Milli bilincin ilk adımları olarak bu döneme kadar yapılan çalışmaları özetlemek olasıdır. Bu dönemlerde matbuatın İstanbul, Kalküta, Londra ve Kahire gibi başkentlerde yaşatılmaya çalışıldığını görürüz. Bu durum “muhacir matbuat” olarak nitelenir. Buna öncülük yapan zengin iş adamları yaptıkları ticaret yüzünden İran’a göre daha hoş görülü karşılanırlar. Bu arada tarihler 1851-1861 yılları arasında “Vekay-i İttifakıye” nin İran’ın ilk resmi gazetesi olarak görürüz. Bu durum adeta İran matbuatı için bir patlama olur. 1905-1911 yıllarında İran matbuatında Türkçe “Anadili”, “Mezeli”, “Zembur” gibi gazeteler yayınlanır. 1908 yılında “Kesalet”, “Carciye Millet”, “Behlül”, “Keşkül”, “Nesime Şimal” yanında 1908 yılında “Molla Emi” gazetesi ilk defa Türkçe yayınlanır. 1909 da “İstiklal Gazetesi” yayın hayatına girer. Söz konusu gazete 1912 yılı Rusya Çarizmine karşı açılan bir bayrak olur. 1921 yılında Celil Mehmetgulizade “Molla Nasreddin” dergisini Tiflis’te yayın hayatına başlatır. Ancak bu satirik gazete sanıldığından büyük bir tepkiye neden olur ve altı sayı sonra Celil Mehmed Gulizade bir gece matbaayı toparlayıp İran’a kaçırır. Bu ilk defa somut anlamda bir muhacirlikten öze dönüş olur. Türkçe karikatürler ile sürdüren dergi gördüğü baskılar üzerine dergiyi Bakü’ye taşır ve Kasım 1922’de aydınların baskısı ile Molla Nasreddin‘i çıkarmasına izin verildi ve dergi yayın hayatına Bakü’de devam etti. Bu yıllarda Güney matbuatında gözle görülür bir iştahla gazete, dergi çıkarıldığını görürüz.
Kaçarlar, Pehlevîler ve İslam Cumhuriyeti rejimlerinin matbuata bakışı nasıldı? Her dönem kendi matbuat politikalarını nasıl şekillendirdi?
Kaçar ve Pehleviler matbuat ile çok da ileri düzeyde bakmamışlardır. Mirza Hasan Rüşdiyye’nin çıkarmış olduğu “Ana Dili” Türkçe olması itibarıyla ilk dönemler için önemli bir yayın organıdır. Mirza Salih Şirazi ilk defa İran’a bir matbaanın sokulduğunu görürüz. Rusların Güney Azerbaycan’da matbaanın kurulması için Rus yönetiminin katkıları büyük olmuştur. 1830’lu yıllarda Azerbaycan’da Urmiye’de “Al-Shahristani adlı ( Zehra Yeradiye )” dergi çıkarılmıştır. Kaçar Hanlarından Muzaferedin Şah matbuatın gelişimi konusunda iştahlı davranır. Avrupa seyahati sonunda Avrupa’dan matbaa malzemeleri getirir. Tahran’da 1864 yılında yayına sokulan “Ruznamee İlmiye-i Aliye Devleti İran” Tahran Muhammed Hasan Han Sen-i -el- Dövle tarafından taş baskı şeklinde yayın hayatına başlatılır ve Kaçar dönemine ait olan ve kesin çıkış tarihi belirlenemeyen 1860’lı yıllara ait kılınan “Ruzname ye Devleti Devlete Aliye-i İran” Kaçar dönemi resmi gazete olarak dikkati çeker. 1871 yılında Nasredin Şah’ın emri ile “Matbuat ve Tercüme Evi” kurulur. 1876 yılında Mirza Hüseyin Han Sipehsalar Özgürlüğü tebliğ ettiğinden “Vatan Gazetesi” kapatılır. 1896 yılında Nasreddin Şah’ın yerine geçmiş olan Muzafereddin Şah zamanında İran aydınları üzerindeki baskı devam etmiştir. Geceleri kapı altlarından dağıtılan gece Varakaları yaygınlaşmıştır. 1905 yılında Kaçar sülalesi zamanında anayasal düzenin bozulmasına katkı sağladığı, 1905-1911 yılında milli Hükümetin kurulduğu görülür. 1908 yılında İran baskılarına karşı sert itirazlarda bulunan “Hemşerat’ül Erz” İran rejimine karşı sert itirazlarda bulunur. Açıkça görüldüğü gibi saltanat aleyhine görülen matbuat sürekli hedeflenmiş, siyasi endişeler gün geçtikçe çoğalmıştır. Kısaca Pehlevi ve Kaçar sülalesi huzur için gazetelerin seslerinin kısılmasını gerekli görmüşlerdir.
Kaçar Hanedanı döneminde Türkçe emirler verilmiş, Türkçe devletin yazı dilinde bizzat kullanılmış, sadrazam atamalarında yabancılar ile yapılmış anlaşmalarda Türkçe kullanılmıştır. Söz konusu de Çağatay lehçesinde birçok Türkçe kitap yazılmış ve yayınlanmıştır. Fethali Şahın Türkçe yazışmalarında Türkçeye yer vermesi onun bu dile verdiği değeri göstermektedir. İran’ın Meşruti Devrimi, Türk Kaçar devletini devirmeyi ve İran üzerindeki Türk siyasi egemenliğine son vermeyi amaçlayan bir hareket olarak dikkati çeker.
Yayıncılar ve yazarlar, siyasi baskılar ve sansür uygulamaları karşısında nasıl bir strateji izlediler? Gizli yayıncılık, sürgün, el altından dağıtım gibi örnekler verebilir misiniz?
Buna en güzel örnek Celil Mehmetgulizade’nin “Molla Nasreddin” dergisi verilebilir. İrtica aleyhine bayrak açmış bu dergi 20 Nisan 1906 tarihinde Bağır Han ve Hıyabani’ye öncelik vermiş 17 Mayıs’ta buradaki yayınına son vermiş önce Tiflis 6 ay sonra gece eşekler sırtında İran’a taşınmış birkaç sayı sonra irticacıların olumsuz tutumları nedeniyle İran Azerbaycanı’nı terk etmiştir.
El altından yayıncılığa en güzel örnek şebnamelerdir. Geceleri gizlice kapı altlarından dağıtılması nedeniyle “Gece Varakaları” adını almıştır. Bunların değişik çok sayıda örneği mevcuttur.
Samet Behrengi’nin Aras Çayında boğularak katledilmesi, Mehmet Tağı Zöhtabinin öldürülerek kalp krizi sonucu öldüğünün bildirilmesi, Azerbaycan Türklüğünün adeta sembolü olmuş Muhammed Hüseyin Şehriyarın ölene kadar Farsça yazmaya mahkum edilmesi gibi sanatçıların hiciv sanatçılarından Merağalı Kerimi, İmran Selahi (1947-2006), Mehmed Bagır Halhali, Mirze Şehrek, Necceroğlu, Areş Azad, Şehrek Mirza (Muhammed Hüsen Tehmaspur), Bey Hadi, Yalgız, Mensur Hanlu…vb. çağdaş sanatçıların son dönemler mizahi tarzda birinden güzel yapıtlar ile İran Türk edebiyatına renk kattıklarını görürüz.
19. yüzyıldan 2000’li yıllara kadar hangi tür yayınlar (gazete, dergi, broşür, risale) öne çıkmıştır? Bu yayınların hitap ettikleri kitleler hakkında neler söyleyebiliriz?
Bu dönem gazete ya da dergileri arasında sorunuza cevap yoktur. Zira Güney matbuatında her sözcüğün ciddi bir değeri vardır. Ancak son dönemler uzun soluklu olması bakımından Prof. Cevat heyetin “ Varlık” dergisi dikkati çekerken bunu Güney’in işçileri A. Rza Sarrafi’nin öncülüğünde çıkarılmış olan “Dilmaç” dergisi (1383), “Azerbaycan Elbilimi” (1387) adlı folklor (halkbilimi) dergileri son elli yılda en uzun soluklu çıkmış olan dergileridir. Hatta Tebriz’de birde Folklor Müzesi’nin oluşturulması için ciddi çalışmalar devam etmektedir. Hedef kitle Türk olan herkestir. Halk arasında böylesi ayrımcı bir zihniyete yer yoktur. El Bilimi ve Folklor dergileri sanıyorum son yıllar yayını kesmiş durumdadır. Zira söz konusu yayın merkezlerine gidip gelen herkes İran istihbaratınca kontrol edilmektedir. Gazeteler için ise bir ömür söz konusu değildir. Bazen bir sayı, bazen el broşürü şeklinde meçhul sayılarda biri kapanır. “Kalem Ucu” (2 sayı çıktıktan sonra), kapanır kapanmaz bir başka sayı yayına girer. Sadece 25 kadar “Azerbaycan” adı altında matbuat organının yayınlanmış olması durumun vahametini ortaya koymaktadır. Elbette ki genelde genç kitle ağırlıktadır.
Basının merkezleri bakımından Tebriz’in yeri nedir? Diğer şehirlerde çıkan yayınlar nasıl konumlanır?
Tebriz İran Azerbaycan’ı için bir nefestir, yaşam enerji kaynağı, mücadele anlamına gelir. Bir Tebrizli için Tebriz olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur. Herkes Tebriz ile yatar, Tebriz ile kalkar. Her şeyin ilk aşaması Tebriz’de kendisini gösterir. Bilinmeyen bir güç Tebriz halkını yönetir desek abartılı olmaz. Zira Tebriz kadar İran’ın hiçbir şehrinde etkili değildir. Çünkü Tebriz, İnkılap şehridir. Her yeniliğe öncülük eder, pek çok aydını bu güce destek verir. Doğal olarak her basılı matbuatta Tebriz’in farklı bir yeri ve önemi vardır. Her çıkan yeni baskı materyal anında Tebriz’e ulaşır. Diğer ağırlıklı matbuat merkezleri genelde Hoy, Erdebil, Urumiye gibi şehirlerde ağırlık oluşturur.
Farsçanın resmi dil olduğu İran’da, Türkçe yayıncılık hangi dönemlerde daha görünür olmuş, hangi dönemlerde bastırılmıştır?
Türkçe ilk günden beri yasaklar kapsamındadır. İlk zamanlardan günümüze bu baskı her gecen gün daha da ağırlaşmaktadır. Tebriz aydını bu “eşek” benzetmesini asla unutmaz. Matbuatı periyodik bir dizime tasnif etmek imkânsızdır. Bunun en güzel örneği otuz yıla yakın 800 civarında gazete ve derginin yer aldığı “İran Türk Basının 200 Yılı” adlı çalışmam güzel bir örnektir. Bunun için Azerbaycan’ı köy köy gezdim ancak kitap basıma girdikten sonra takip edebildiğim kadarıyla 100’den fazla yeni ya da eski örnekler ile karşılaşmış olmam gösterilebilir. Güney ile alakalı 15’ten artık kitap yayınladım. Dolayısıyla İran şahsım için bana Trabzon’dan daha önde görünür. Kitaplarımın bazıları Farsçaya çevrilmiştir. Tebriz Filormaniyası bu kültürel atılımlarda daima önde giden olmuştur. Söz konusu eser yayım için beklemektedir. Azerbaycan’ın kuzeyinden gelen sanatçılar özellikle 1945’li yıllardan ibaren dramaturg alanında etkili olmuştur.
Türkçe yayınların imla, alfabe ve lehçe tercihleri konusunda yaşadığı sorunları nasıl yorumluyorsunuz?
Son zamanlar sözlük konusu Türkiye ve Azerbaycan aydınlarının ilgisini çekmiştir. Üniversitelerimizde bu alanda çalışmalar yapılmıştır. Sözlük konusu günümüz popüler konularındandır. Konu ile alakalı Bilgehan Atsız Gökdağ’ın çalışmaları dikkati çeker. O Salmas Ağzı Türk Dünyası (2015), Orient Enstitüsü (2010), Eskişehir (2012) ve Ankara’da (2017) birlikte katıldığımız kurultaylarda Salmas Ağzı ve İran’da Türkler, İran Tarihinde Anadili Problemi, İran Tarihinde Milli Kimlik Meselesi ve Türkçe gibi konularda bağımsız başlıklar altında irdelemiştir. Yine Prof. Bilgehan Atsız’ın Talip Doğan ile birlikte 2016 yılında “İran’da Türkler ve Türkçe” adlı çalışmasının yanında Karaman Erdal, Azerbaycan Ağızları Üzerine Bir Deneme, Akkuş Mehmet – Gökcan İbrahim, Halaç Türkçesinin Ağızları ile Güney Azerbaycan Türkçesi Ağzı Arasındaki Sözlüksel Uzaklıklar, Süer Eker, Farsçanın Kıskacında Güney Azerbaycan Türkçesi Türkiyat Araştırmaları Ankara. Konu ile alakalı üniversitelerde pek çok sayıda özgün çalışmalar yapıldığı bir gerçektir.
Güney Azerbaycan basını sadece yerel sınırlarda kalmadı, diasporada da bir mecra buldu. Türkiye, Avrupa ve Sovyet coğrafyasında çıkan yayınlar nasıl bir etki üretti?
Evet bu konuda son dönemler için Finlandiya diasporası oldukça önemli. Oslo üniversitesinde görevli Saadet kerimi öncülüğünde diaspora çalışmaları yürütülmektedir. Her ay bir konu ile alakalı monitör aracılığı ile yapılan çalışmalar ve fikirler tartışılmaktadır. Benim “Şehriyar ve Azerbaycan Folkloru” adlı çalışmam burada sunulmuştur. Amerika’da, İsveç ve Norveç’te diaspora çalışmaları yürütülmektedir. Bu arada İsveç’te kaçıncı sayısının çıktığını takip edemediğim 1997 tarihinde ilk sayısını ve 10. Sayısına kadar takip edebildiğim kadarıyla “Tribun” adlı resimsiz bir siyasi dergi yayınlanmakta. Siyasi İçtimai ve Ferhengi şeklinde bir içeriğe sahip derginin kalınlık sayısı 9 sayıdan ziyada artmıştır. Derginin iletişim adresleri ve telefonları kesin değildir. Bunların dışında muhaceret matbuatı kapsamında ele aldığımız 122 muhaceret şeklinde adlandırdığımız dergi ve gazete yayınlanmıştır.
Bu yayınlar sadece bilgi aktarımı mı sağladı, yoksa bir politik mücadele ve örgütlenme aracı olarak da işlev gördü mü?
Önceleri politik ve kültürel ve daha sonraları tamamen politik bir çizgi takip etmişlerdir. Önce nabız yoklama şeklinde etrafın dikkatin sunulan bu matbuat organları uygun bir ortam bulunca siyasi kimliğini öne çıkarmıştır. Bu yayın organlarında hemen hemen buralarda yaşamakta olan insanların sosyal sorunlarına pek değer verilmediği görülür.
2002 yılı bir kırılma mı, yoksa sürekliliğin bir halkası mı? Bu tarihten sonra Güney Azerbaycan’da basın hangi yönlerde evrilmiştir?
2002 yılı her şeyde görüldüğü üzere tüm dünyada yeni politikalar gereği bir kırılma noktası yaşamıştır. Bireysellik ön plana çıkmış insanlar sadece yaşamaya odaklanmıştır. Bunu en açık şekliyle matbuat organlarına yaşanmakta olan kısır döngü ile anlatmak olasıdır. Ancak basındaki mücadeleler sokak ortamına taşmış ve zaman zaman çıkarılan suni savaşlar meselenin üzerini örtmeye yetmiştir. En açık delili bir kulağı üzerine yatan halkın 2005 yılında aleni bir şekilde Amerika tarafına destek vermesi gösterir. Sonunda haklı oldukları 12 gün süren savaştan sonra İran’ın baş düşmanı İsrail ile masaya oturması gösterir. Genelde pekte ciddi bir değişim görülmemektedir. Sadece yazıp çizmekle sorunun belli bir hareket kıskacından çıkarılamadığını görüp bu süreci bir adım daha ileriye taşımanın sokak gösterilerinin belirgin bir artış göstermesi ile mümkündür.
Bugün dijital mecralarla birlikte, geleneksel matbuatın yerini hangi araçlar aldı? Bu dönüşüm kimlik ve hafıza inşasını nasıl etkiliyor?
Bu sorunuz dijital varsayımlar ile umulduğundan geniş kapsamlı bir gelişim göstermiştir. Verilerin kolayca taşınması ya da sağa sola iletilmesinde ciddi bir kolaylık sağlanmıştır. Matbuatın yeri başka ve dolması olası olmayan bir durumdur. İnsan okuduğuna dokunmak ister. Gören meraklanır. Nihayetinde meraklılar için ciddi bir esin kaynağı olmaya devam eder. İletişimde verilere en kısa zaman ve yoldan ulaşma, enformasyonun hızlandırılması ve dijital imkânlar matbuatı bir an önce kısıtlar olmuştur. Meselenin etnik boyutu ile daha hızlı ve derin yaygınlık göstermesi dijital verileri öne çıkarmıştır.
Güney Azerbaycan’da çıkan bu yayınlar bugün ne ölçüde arşivlenmiş ve araştırmacılar için erişilebilir durumdadır?
Bu sorunuza yegâne cevap hiçtir. Güney matbuatının 800’den fazlası dijital olarak arşivimde mevcuttur. Bu yayınların yok olmasından kurtulduğum anda bunu Güneyli birine vermeyi düşünüyorum. Pek çok gazete, dergi ve muhacir matbuata ait örnekler şahsım tarafından 30 yıla yakın bir sürede topladım. Matbuat Tarihi kitabımı çıkardığım sıralarda Azerbaycan’ın hemen hemen tüm şehirlerini dolaştım ve bugün okuyucuların elinde 433 sayfa ve basımdan sonra elime geçmiş olan 100’den çok matbuat organı vardır. Eğer egoistlik kabul edilmez ise büyük bir emeğin sonucudur bu. Maalesef ki böyle bir çalışma yeniden yapılacak olsa en az 20 yıl lazım gelir. Yani benden başka Güney Azerbaycan Matbuatını ele alıp inceleyen yoktur. Muhammet Rıza’nın benim kitabımın küçük bir özetini tez çalışması olarak işlemiştir. Güney Azerbaycan Basın tarihini yeniden renkli basılarak arşivlenmesi bu konuda tek çıkar yoldur.
Basın tarihine dair hazırladığınız bu çalışmada karşılaştığınız en önemli kaynak sıkıntıları nelerdi? Sözlü tarih verileri ya da özel arşivler ne ölçüde yardımcı oldu?
Çalışmam sırasında bir kere maddi kaybım oldu. İran ve İran dışındaki verilere ulaşmak çok zor oldu. Çünkü elde konu ile alakalı bir veri yoktu. Kaynakları bazen fotoğraf makinesi, bazen fotokopi şekillerinde çoğaltarak bazılarını satın alarak elde ettim. Özel arşiv denilen bir durum yok, bana en büyük destek bu bağlamda Ali Barazende Türk başta Farsça tarihlerin Türkçeye çevrilmesinde yardımcı oldular. Başkada yardımcı olan olmadı. Sadece İranlı bir iş adamı kitabı gördü ve benim kendisine gidip kitabı bastırmam için ricada bulunmamı bekledi. Ben karakter olarak bu yönde meyilli değildim, dolayısıyla olmadı. Demek ki nasip değilmiş.

Sizi bu çalışmayı yapmaya sevk eden akademik ya da kişisel saikler nelerdi?
Azerbaycan sahası benim için ilginç ve meraklı bir konu olduğundan ilgi alanıma girmesi de normaldi. Akademiler bu tür konulara çok uzakta iken ben konu üzerinde materyal topluyor ve tasnif ediyordum. Akademik alanda hiç kimseden bir yardım görmedim. Sadece Ali Kafkasyalı’nın İran Türkleri kitabından çok az şekilde yararlandım. Konu ile pek çok konferanslar verdim. Akademisyenler dinleyip baş salladılar. Şimdi görüyorum ki büyük bir çoğunluğu hazır mirasyedi gibi. Ancak mesele ki Güney Azerbaycan ise “sorun yok” anlamına gelir.
Güney Azerbaycan basın tarihine dair hâlâ keşfedilmeyi bekleyen alanlar sizce hangileridir?
Bir kere acilen bir basın müzesi kurulmalı, eldeki mevcut örnekler burada toplanmalı ve tasnif edilmelidir. Bu durum devlet tarafından desteklenmeli. Şahsen elimdeki onca materyali gönüllü teslim etmeye hazır olduğumu belirteyim.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Azerbaycan yazılı matbuatı için tek arzum, yayınlanmış olan 17 Güney ile alakalı kitaplarımın bir külliyat altında yeniden yayınlanmış olduğunu görmek olacaktır. Bunu görüp göremeyeceğim şüphelidir. Nasıl ki soluk alıp vermekteyiz bunu da göreceğime inanıyorum. Ya da Güney Azerbaycan ile alakalı matbuatta çıkmış yazılarımın ya da güney ile alakalı pek çok kitabımın yayınlanmasını isterim.
Teşekkür ederiz.
Ahmet ŞAHİN

Son Yorumlar