Orhan Kemal’in ilk kez 1965’te yayımlanan Bir Filiz Vardı romanı, on altı yaşındaki bir genç kızın çalışma hayatına girmesini anlatır. Bu cümle romanın konusunu özetliyor, fakat asıl ağırlığını karşılamıyor. Filiz evden sokağa, sokaktan iş yerine çıktığı anda yalnızca emek piyasasına katılmaz. Erkeklerin bakışları, aile baskısı, yoksulluk, ahlak söylemi ve sınıfsal çıkarlar tarafından kuşatılmış bir alana adım atar. Romanın daha ilk sahnesinde onun heyecanla söylediği sözlerden önce, merdivenleri çıkarken görünen bacakları fark edilir. Orhan Kemal böylece Filiz’in temel sorununu daha baştan ortaya koyar. Genç kızın sesi vardır, fakat çevresi onu önce bir beden olarak görmektedir.
Filiz, İstanbul’un yoksul mahallelerinden birinde, işsiz, öfkesi giderek büyüyen bir baba, çalışan bir anne ve iki kız kardeşle yaşar. Gazetede gördüğü ilan üzerine bir kitap deposunda işe başvurur. İlanın özellikle on altı yaşında bir kız araması başlangıçta sıradan görünür; patron Maşa’nın niyeti anlaşıldıkça yaş şartının masum olmadığı ortaya çıkar. Filiz’in kazancı aile için gereklidir. Aynı aile, çalışmasını isterken dışarıdaki erkeklerin ilgisinden onu sorumlu tutar. Baba, kızının emeğini bir gelir kaynağı, güzelliğini ise bir pazarlık kozu olarak görür.
Romanın güçlü taraflarından biri, babayı yalnızca zalim bir adam olarak bırakmamasıdır. Vaktiyle çift atlı arabasıyla para kazanan, 27 Mayıs sonrasında ekonomik ve toplumsal mevkiini yitiren bu adam, kaybettiği iktidarı evin içinde yeniden kurmaya çalışır. Orhan Kemal onun şiddetini mazur göstermez, fakat şiddetin arkasındaki çöküşü de ihmal etmez. Yoksulluk burada dekor değildir. İnsanların ahlakını, aile ilişkilerini ve kendilerine duydukları saygıyı aşındıran etkin bir kuvvettir.
Filiz de yalnızca erdemli ve mağdur bir genç kız değildir. Güzel bulunmak ister, sokakta erkeklerin kendisine bakmamasından rahatsız olur, kardeşini kıskanır, sinema dergilerinden ve okuduğu romanlardan beslenen hayaller kurar. Zaman zaman hırçın, gösterişe düşkün ve çocuksudur. Bu özellikler onu zayıflatmaz, tersine inandırıcı kılar. Yaşadığı tacizleri onun dikkat çekme arzusuyla açıklamaya kalkışmayan yazar, genç bir kadının beğenilmek istemesiyle sömürülmeye razı olması arasındaki açık farkı korur.
Kadın karakterler arasındaki ilişkiler de romanın dikkat çekici yanlarından biridir. Anne, kızını koruyacak güçlü bir dayanak olmaktan çok, yoksulluğun ve yıllardır süren erkek egemenliğinin edilginleştirdiği bir kadındır. İş yerindeki Necla ise tacize karşı ortaklık kurmak yerine, mevcut düzen içinde kendisine küçük bir yer açmaya çalışır. Kadınların birbirlerini desteklemek yerine rekabete sürüklenmeleri, romandaki karanlık tablonun önemli bir parçasıdır. Bununla birlikte Orhan Kemal’in bu romanda kadınlar arasında bir dayanışma imkânına yeterince yer açmadığı da söylenebilir. Filiz’in önünü açan kişilerin çoğunun erkek oluşu, romanın eleştirdiği düzenin dilinden bütünüyle kurtulamadığını düşündürür.
Orhan Kemal’in dili hızlı, canlı ve konuşkandır. Uzun ruh çözümlemeleri yerine diyaloglara, küçük hareketlere ve kişilerin kendi kendilerine söylediklerine yaslanır. Mahalle, otobüs, iş hanı ve ev içi konuşmaları romanın toplumsal dokusunu oluşturur. Argo, gündelik söyleyişler ve dönem kelimeleri bugünün okurunu yer yer yavaşlatabilir; buna rağmen kitap ağır değildir. Bazı sahnelerde tacizlerin ve erkek bakışlarının art arda sıralanması tekrar duygusu yaratır. Fakat bu yoğunluk, Filiz’in şehirde neredeyse hiçbir güvenli alan bulamayışını okura bedensel olarak hissettirir.
Roman ilerledikçe “Romancı” adlı karakter belirginleşir. Bunun Orhan Kemal’in kurmaca içindeki karşılığı olduğu kolayca anlaşılır. Romancı, Filiz’le konuşur, ona kitaplarını verir ve ileride onu roman kahramanı yapacağını söyler. Bir Filiz Vardı böylece kendi yazılma sürecini de konu edinir. Romancı, Filiz’e verdiği kitapta “hemen hemen” kendi hayatını anlatır; babasından kaçan o küçük adam, Orhan Kemal’in otobiyografik anlatılarının izini taşır. Bu zemin, kurmaca ile hayat arasındaki sınırı daha da inceltir. Romanın kendisini tartışan bu bölümler ilgi çekicidir, ancak yazarın sanat anlayışını uzun uzun açıklaması yer yer doğallığı bozar.
Bu bölümlerde Orhan Kemal’in “aydınlık gerçekçilik” adını verdiği anlayış öne çıkar. Yazara göre edebiyat yalnızca bozuk düzeni göstermekle yetinmemeli, insanın direnme ve değişme ihtimalini de aramalıdır. Filiz bu düşüncenin örneği olacak bir tip olarak şekillenir. Ne var ki genç kızın dönüşümü zaman zaman fazla programlıdır. Romancı ile sendikacı Dokumacı, onun yolunu aydınlatan iki doğru erkek olarak belirir; sınıf bilinci ve kişisel kurtuluş, kurmacanın doğal akışından çok yazarın düşünsel tasarısına bağlanır.
Bugünün okuru, evli ve orta yaşlı Romancı’nın on altı yaşındaki Filiz’e duygusal yakınlığını da rahatlıkla geçiştiremeyebilir. Metin bu ilişkiyi sömürücü erkeklerden ayrı, koruyucu ve ölçülü bir yakınlık olarak çizer. Yine de yaş farkı ve yazarın kendisini kurmacaya yerleştirmesi, romanın etik dengesini tartışmalı hâle getirir. Filiz’in kurtuluşunun erkek rehberliğine bağlanması ve son bölümlerde romantik çözümün hızlanması da onun kendi başına geliştirdiği direnci kısmen gölgeler.
Bütün bu itirazlara rağmen Bir Filiz Vardı bugün de canlı bir roman. İş yerinde taciz, mağduru suçlama, kadının emeğiyle bedeni arasındaki sınırın çiğnenmesi ve ekonomik çaresizliğin aileyi bir baskı aracına dönüştürmesi eskide kalmış meseleler değil. Roman, özellikle toplumsal gerçekçi edebiyatı, kadınların çalışma hayatındaki deneyimlerini ve 1960’ların İstanbul’unu merak edenlere rahatlıkla önerilebilir. Hızlı okunan, yer yer öfkelendiren, bazı çözümleri eskimiş olsa da sorduğu soruların çoğu hâlâ güncel olan bir kitap.
Murat BEYAZYÜZ
* Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı, Everest Yayınları, İstanbul, 11. basım, 2015, 288 sayfa.

Çok teşekkürler. Böyle meseleleri mesele edindiğiniz için. Dünya böyle insanlar var oldukça daha umut verici bir yer.