“Türk Avrasyası” diyerek andığım coğrafya, İskandinavya’dan Japonya’ya kadar ve Sibirya’dan Hint Denizi’ne kadar uzanan coğrafyayı kapsamaktadır. Bu coğrafyalarda yaşayan halklar Nuh Yasası’na bir şekilde aşina durumdadır. Örneğin Cengiz Yasası ile Museviliğin “On Emir” ilkeleri ve Kur’an’ın İsra ile Lokman surelerindeki ahlâk emirleri arasında benzerlikler bulunmaktadır. Gılgamış destanı Nuh Tufanı’nı anlatmaktadır. Nuh Tufanı anlatısı Budist mitolojide yer almaktadır. Öte yandan bu coğrafyalardaki halkların kimi aydınları etnik kökenlerinde “Türk” temeller bulabilmektedir. İskandinavya halklarının Kafkasya’dan gelmiş Odin adındaki Hakan’ı “mitolojik tanrı” kabul etmesi bu irtibatı kanıtlamaktadır. Kore ve Japon literatüründe bu halkların kültürel kökenlerinin Türk olduğu yolunda çalışmalar bulunmaktadır.
Ortaya koymaya çalıştığım perspektif “akademik açıdan tartışmalı” ise de inşa etmeye çalıştığım anlatının amacı zaten “akademik meşruiyet” elde etmek değildir. Çünkü akademi sınırları belirlenmiş bilgiyi işlemekle mükellef kurumdur; bu kurumun anlatı kurması mümkün değildir. Öte yandan akademinin elde ettiği bilgileri ve verileri reddetmiyorum; bu kurumun ulaştığı bilgi deposunu ve sonuçları kritik ederek mefkûre inşa ediyorum. Kendisini Hamî ve Samî görmeyen halkların Yafetik halklar olduğunu düşüyorum.
Diğer yandan Nuh Tufanı anlatısına başvurmamın amacı İslâm’ı ve Hristiyanlık/Musevilik/Budizm gibi inançları -Frithjof Schuon’un yaptığı gibi- şeriatlarından soyutlayarak “dinlerin aşkın birliği” türünden bir mühendisliğe uğratmak da değildir. Burada amacım, Avrasya ölçeğinde ortak bir hukuk hafızası (nomos) tespit etmek ve Türk halklarını Avrupa’nın “evrensel İnsan Hakları” üzerinden geliştirdiği “emperyalist medeniyet kriterleri”nden kurtarmaktır. Batı’nın Birleşmiş Milletler sistemi yeryüzündeki soykırımları, açlık sorunlarını, savaş endüstrisinin kazanç ihtiraslarını dizginleyememiştir. BM’nin veto hakkına sahip ülkeleri silah tüccarları olarak hareket etmekte ve yeni sömürgeciliğin düzenini sürdürmektedir. Bu düzene karşı mazlum halkları birleştirecek temel ilkeleri ortaya koymayı amaçlıyorum.
“Türk Avrasyası” kavramı, İndo-Avrupa, Ural-Altay, Sibirya, Slav, Germen, Japonya, Kore dünyalarını kapsamaktadır. Temellendirilmeye çalıştığım Türkçülük, Türkiye’yi bir Batı sınır ülkesi olarak konumlamamakta, onu bir Avrasya merkez ülkesi kılmak istemektedir.
Son olarak bu paradigma Türk Milliyetçiliğinin aşamadığı kimlik sorunlarına da bir çıkış yolu sunmaktadır. Türk Milliyetçilerinin bir kısmı “İslâm ortak paydasını” öne sürerek Müslüman etnik kimlikleri Türkiye’ye entegre etmek için dini araçlaştırırken mezhebî kimliklere ötekileştirici söylemler geliştirmekten kurtulamamaktadır. Milliyetçi yazarların Osmanlı’nın mezhep politikalarını ve İran ile Türkiye arasında “etnik dindar nüfus” iskânını olumlayan yaklaşımları, günümüzün etnik ve mezhebî kimlik sorunlarının aşılmasını engellemekte ve Büyük Selçuklu coğrafyasını Sünnî-Şiî şeklinde bölen tarihsel düşmanlığı kronikleştirmektedir. Ortaya koyduğum paradigma sadece Müslüman olmayan Türkler (Gagavuz, Yakut, Hazar, Tuva, Macar) için değil, farklı mezheplerde olan Oğuz-Türkmen halklar için de “Nuh Yasası”nı dinî bir mit olmaktan çıkarıp, Türk Avrasyası hukuk geleneğinin ortak kökü olarak konumlandırmaktadır. Savunduğum “Türkçülük”, “BütünTürklük” mefkûresiyle hareket eden Avrasya merkezli bir Millet tasavvurundan hareket etmektedir.
Türkiye’de Turancılık yokken Japonya’da ve Macaristan’da Turancı düşünce uyanmıştı. “Japon Turancılığı” (Sinan Levent), “Macar Turancılığı” (Tarık Demirkan) başlıklarıyla yayınlanmış kitaplar bu olguyu kanıtlamaktadır. Dolayısıyla bir kısım Japon aydın, halklarını “Türkçe konuştukları” için değil, Asya Birliği düzenine ait gördükleri için Turancılık fikrini savunmaktaydı. Aynı hissiyat Macar aydınlar bakımından da geçerlik kazanmıştı. Japon ve Macar aydınlara Turancılık fikrini savunması için bir baskı yapılmamış, bu ideoloji onlara zorla dayatılmamıştır. Bu husus, savunduğum “Yafetik Halkların Birliği” fikrini ütopya olmaktan da çıkarmaktadır. Avrasya’daki yüzlerce kavmi ancak Nuh Tezi ile birleştirebiliriz.
Türkiye’de milliyetçilik teorileri Türklüğü İslâm veya mezhep ile yahut Oğuz kökenli ırk ile tanımlama yolunu tutmuş görünmektedir. Diğer ifadeyle Türklüğü daraltanlar yine Türklerdir; Türk aydınlarıdır. Türkçülük düşüncesini yeniden tanımlamaya yönelik bu yaklaşım, Türklüğün genişletilmesi ve Avrasya’da Töre ile yaşamış halkların Millet tasavvuru ile en azından ekonomik/kültürel olarak birleştirilmesini amaçlamaktadır. Bu yaklaşım Türklüğün biyolojik, kültürel veya linguistik değil; medeniyet-hukuk (Nomos, Töre) ve ortak Ata (Yafes) temelli bir birlik olduğuna işaret etmektedir.

Son Yorumlar