Enternasyonal Perspektifin Futboldaki Karşılığı Olan Bilge: Mircea Lucescu

“Köpekler istedi diye atlar ölmez.”

Bu dünyadan 7 Nisan 2026’da göçen Mircea Lucescu ile özdeşleşen yukarıdaki Rumen atasözünü, Tevfik Fikret’in, Hak bildiğin yolda yalnız da olsan yürüyeceksin. cümlesiyle ortak paydada buluşturmak mümkün çünkü ikisi de önce kişi değil, birey olmayı önemseyen insanın, kendi bildiği doğrular ve hedeflerden sapmadan ilerlemesine odaklanıyor.

Tevfik Fikret şiirde, onun mezun olduğu ve ders verdiği lisenin takımı Galatasaray dâhil birçok takımda teknik direktörlük görevini üstlenen Lucescu ise futbolda, önce birey olma aşamasına gelmiş insanların çoğalması için çaba sarf etmişlerdir.

Romanya’nın başkenti Bükreş’te  29 Temmuz 1945’te gözlerini dünyaya açan Lucescu, Tevfik Fikret dışında, Macar şiirinin aşama kaydetmesi için ziyadesiyle ter döken Endre Ady ile de bir araya getirilmelidir çünkü teknik direktörlüğünde,  Ady’nin günü ve zevahiri kurtarmayan, özün çok katmanlı arkeolojisine girişen, direniş yanında değişimi önemseyen şiirinin izi vardır. 

Değişim, Lucescu’yu, ondan on dokuz sene önce sonsuzluğa uğurlanan, sadece 1984 ile 1987 arasında çalıştırdığı Galatasaray’da değil, Türkiye futbolunda da değişime imza atan Jupp Derwall ile de buluşturur çünkü Derwall de Lucescu gibi futbolda hem değişim, hem de dönüşümün mimarıdır.

Söz, değişim ile dönüşümünden açılınca akla ister istemez Franz Kafka’nın Türkçeye iki başlık da tercih edilerek kazandırılan eseri gelecektir.

Eser iki başlığı da bünyesinde barındırmaktadır çünkü metaforik anti karakter Gregor Samsa’nın yaşadığı pratikte ikisine de yer vardır.

Kafka, Gregor Samsa aracılığıyla modernizmi iğne ve çuvaldız yağmuruna tuttuğu ve bu tavrını diğer eserlerindeki anti karakterleriyle ete kemiğe büründürdüğü hâlde, işgüzar edebiyat eleştirmenleri tarafından Modernist Yazar olarak tanıtılırken Lucescu da futbola vâkıf olduğunu sananlarca Modernist Teknik Direktör olarak görülmüştür. Oysa Lucescu’nın amacı da modernizmle Kafka gibi hesaplaşmaktır çünkü modernizmi ilericilikle özdeşleştirmemiş, varolagelen düzeneğin eklentisi olarak konumlandırmıştır.

Teknik direktörlüğünü Manchester City’de sürdüren, asıl adı Josep olsa da futbol meraklılarının Pep dedikleri, bu vurguyu kendisinin de benimsediği Guardiola’nın da Modernist olduğu söylenir ama o da stratejisiyle Derwall ile Lucescu’ya eklemlenmeyi istediğini belgeler.

Modernizmin, Guardiola’nın başının püsküllü belası olmasına  futbol dışındaki olaylara duyarsız kalmaması, tepkiyle karşılanmayı umursamadan ses vermesi örnek olarak verilebilir.

Guardiola, futbola bilgece bakma bağlamında Derwall ile  Lucescu’dan ayrılır çünkü duyarlılığını vitrin malzemesi olarak kullandığı izlenimini de onu öylesine gözlemlemeyenlerde uyandırır.

Bilgece bakış bağlamında Derwall ile Lucescu’yu yalnız bırakmayacak isim kuşkusuz Özkan Sümer’dir çünkü Sümer de futbolcudan önce birey olmayı başarmış insanlarla muhatap olmayı istemiştir.

Sümer, ironiden beslenmesiyle Derwall ile Lucescu’dan ayrılır ve onun boşluğunu, Futbol artık arsada değil, borsada oynanıyor. cümlesinin sahibi Metin Kurt doldurur ve Tevfik Fikret de Kurt’a eşlik ederek zincire yeniden eklenir.

Enternasyonal perspektifin futboldaki karşılığı olan Mircea Lucescu, modernizm dışında postmodernizm heyulasıyla da cedelleşen bir isimdir. Onu sözü edilen özellikleriyle özümseyenler, modernizm yanında postmodernizmin de yerini sağlamlaştıran, ötekileştirme, yabancılaşma illetlerinin de hayatlarına müdahale etmesine izin vermeye yanaşmazlar çünkü onlar iyi bir futbolcudan önce iyi bir insan olmanın yolunun her türlü illetle mücadele etmekten geçtiğine inanırlar.

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir