Futbolun Hakiki, Samimi, Hakkaniyetli, İronik ve Mücadeleci Bilgesi: Özkan Sümer

Gözlerini dünyaya 20 Kasın 1940’ta açan Özkan Sümer’in biyografisini sağlıklı bir şekilde konumlandırabilmek için, onu öncelikle, ondan on iki sene önce aynı yerde doğan, doğduğu yerden hareketle, Maçkalı olarak anılan Hasan Tunç ile bir araya getirmek gerekir çünkü Sümer de müzikle organik bağı olmasa da, hemşehrisi gibi bilge olarak  hatırlanır.

Sümer’in biyografisinin ikinci basamağında konaklayacak ikinci isim, Tunç’un meslektaşı olsa da, Karadeniz kemençesini yorumlamada ondan daha yetkin olan Piçoğlu Osman müstearlı Osman Gökçe olmalıdır çünkü Sümer de Gökçe gibi bilgeliğini ironiyle bezemiş bir isim olarak belleklerde yer almıştır.

Kâzım Koyuncu’ya, Sümer’den yıllar sonra, Hopa’da doğmuş olsa da, biyografisinin üçüncü basamağında yer verilmelidir çünkü Koyuncu’nun Karadeniz Müziği’ni önce grup içinde, ardından solo çalışmalarıyla   devrim düşüncesiyle canlandırma  fiilini Sümer, futbola taşımıştır.

Futbol çalışmalarının perdesini, Karabükspor’da aralayan, ardından, Akçabat Sebatspor ve Trabzonspor’da  defansta görev üstlenen, uzun boyu, sert ve inatçı oyunuyla Deve lakabını alan Sümer’in futbolculuğu, futbol ile  müzik arasında bağ kurabilenin gözünde Karadeniz kemençesini canlandırabilecektir çünkü sözü edilen enstrüman da her ne kadar ritmik eserlere tulum ile eşlik etse de, sertliğin, öfkeliliğin ve inatçılığın hikâyesini anlatmak derdiyle yanıp tutuşmak için ete kemiğe büründürülmüştür.

Tulumdaki ehlikeyfliliğe de Sümer’de çoğu kez tesadüf edilmiştir ama söz konusu fiil umursamazlık ile karıştırılmamalıdır, Sümer de hem futbolculuğunda hem de, teknik direktörlüğünde umursamazlık zaafına saplanmamıştır.

Top koşturduğu Trabzonspor başta olmak üzere; Denizlispor, Konyaspor, Malatyaspor ve Samsunspor’da teknik direktör olarak çalışırken Anadolu Takımı gibi içi boş, dışı makyajlı vurgularla ilgilenmemiş, Galatasaray’ı çalıştırdığı yıllarda da, sıralananlar dâhil, İstanbul dışında kurulan takımlar ile gerçekleştirilen futbol maçları öncesinde ve sonrasında sorunlu Anadolu Takımı vurgusuna cümlelerinde yer vermemiştir.

Böyle bir yolda ilerlemesinin arkasında, sadece Trabzon’un ilçesinde doğması yoktur;  yerliliği, yerelliğe yeğlemesi, İstanbul’u; Sermet Muhtar Alus, Refi Cevad Ulunay, Refik Ahmed Sevengil, Osman Cemal Kaygılı ve Kemal Tahir gibi idrak etmesi de vardır.

Adları zikredilen edebiyatçıların nazarında İstanbul, kendi dışındaki şehirlerce beslendiği için, sırf nüfusu fazla diye onlara büyüklük taslayamaz. Sümer de futbolu sadece top sektirmekle ilişkilendirmediği ve onların düşüncelerini sahaya taşıdığı için, futbolla ilgilenme adı altında onu kirleten  oryantalistlerin uydurduğu Anadolu Takımı sorunlu vurgusundan uzak durmuştur.

Sümer’in teknik direktörlüğü; Galatasaray’ı ondan sonra çalıştıran ve ayrı bir yazının merkezine oturtulacak merhum Josef Jupp Derwall  ile Galatasaray dışında, Beşiktaş ve Türkiye Milli Futbol Takımı’nı da çalıştıran, Romanya Milli Takımı, Türkiye Milli Takımı’na mağlup olduktan sonra, adı sosyal, içeriği asosyal medya işgüzarlarınca vefat ettiği yazılarak yaygara koparılan Mircea Lucescu ile bir arada ele alınmalıdır çünkü Sümer de onlar gibi, futbolculuktan önce; hakiki, samimi ve hakkaniyetli insan olmak için çaba sarf etmiştir.

Trabzon’u yerel laubaliliğin ve onu katalize eden neoliberal düzeneğin nesnesi hâline getirmeye çalışan Mehmet Ali Yılmaz ile tek başına mücadele eden ve kadir kıymet bilenlerce adı ondan önce gelen Özkan Sümer, 22 Aralık 2020’de kendi boşluğunu da yanına alarak bu dünyadan göçmüştür.

Yerinin doldurulması, Galatasaray’da ve Türkiye Milli Futbol Takımı’nda da ter dökmüş ve futbola bakışı bağlamında, Kemalettin Şentürk ile  ortak paydada buluşturulabilecek olan Metin Kurt’un ifadesiyle, Futbol, artık arsada değil, borsada oynanırken ve futbolun özneleri, endüstri karşısında el pençe divan durarak nesneleşirlerken imkân haricindedir.

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir