Her Fazla Zarardır: Olumlu Kelimelerin Gölgesindeki Tehlikeler…

Kişisel gelişim kitaplarında ve seminerlerinde düşünürken ve konuşurken olumlu kelimeler kullanmamız gerektiği öğütlenir. Japon bilim Adamı Masaru Emoto’nun su deneyi örnek gösterilir. Bilim adamının su üzerine sevgi sözcükleri söylediğinde su molekülünün düzenli geometrik şekiller aldığı, nefret sözcükleri söylendiğinde şeklin bozulup amorf bir görüntü oluştuğu, %70’i su olan insanın da olumlu ve olumsuz sözcüklerden aynı şekilde etkileneceği belirtilir.

Peki, olumlu kelimelerden ne anlıyoruz? Bazen olumlu olarak bildiğimiz bir kelime tıpkı bir ilacın doz fazlası olarak alındığında insanı zehirlemesi gibi etki uyandırdığının farkında mıyız?

Bunlardan bir kaç tane örnek vermek istiyorum. Motivasyon, empati, özgüven ve sevinç gibi kelimeleri olumlu olarak bilinen kelimeler kişisel gelişim seminerlerinde başarının ve iletişiminin kutsal anahtarıymış gibi anlatılır. Oysa bu kelimeleri haddini hududunu çizmeden hayatımıza katmaya çalışırsak bize zarar verebilir.

İsteklendirme, güdüleme anlamında kullandığımız motivasyonun aşırı olması, kişinin doğal rahatlığını ortadan kaldırmakta kişinin daha fazla hata yapmasına yol açmaktadır. Örneğin bir cerrah ne kadar iyi olursa olsun kendi oğlunun ameliyatını iyi bir şekilde yapamaz. Onun iyileşmesini olağanüstü istediği için hata yapar. (Sağlık teşkilatında çalışır iken bir sağlık ocağı baş hekiminin sağlıksız davranışları dikkatimi çekmişti.. Hikayesini öğrendiğimde üzülmüştüm. İyi bir cerrahmış, trafik kazası geçiren oğlunun ameliyatına girmiş ve oğlunu kaybetmiş. Ondan sonra psikolojik sorunlar yaşamaya başlamış.) Motivasyonun abartılması stresi tetikliyor, stresin yoğunlaşması ise düşünmeyi algıyı ve başarıyı olumsuz yönde etkiliyor. Kıvamında bir rahatlık başarıda aşırı motivasyondan çok daha iyidir. Lise sayısal bölümden mezun olan kızım üniversite sınavında öylesine girdiği sözel sınavda diğer sınava göre çok üstün bir başarı elde etti. sayısalda 30000 li sıralarda yer alırken sözelde ilk 6000 içinde yer aldı. Stressiz ve kıvamında bir rahatlığın doğurduğu bir başarıdır. bu. Çünkü kıvamında bir rahatlık kişinin sağlıklı düşünmesi, doğru karar vermesi ve iletişim kanallarının açık olmasını sağlamaktadır.

Duygudaşlık anlamında kullandığımız empati çok dikkatli kullanılmadığında bizi şiddete, kötü düşüncelere sürükler. Gördüğümüz, karşılaştığımız insanlarla çoğu zaman empati kurarız. “Üzüm üzüme baka baka kararır” diye bir atasözümüz vardır. Televizyonda izlediğimiz ve çok tasvip de etmediğimiz, dizilerdeki kötü karakterler, haberlerdeki şiddet görüntüleri, cinsel sapmalar beynimizin arşivine girer, sonradan gelecek veri ve bilgi için referans kaynağı olur. Biz olumsuzlukları beynimize kopyalarken farkında olmadan duygudaşlık da kurarız. Onun için bir söz vardır “Batıl şeyleri iyice tasvir safi zihinleri bozar.” diye. Günlerdir televizyonda ve sosyal medyada bir cinsel sapmanın sürekli gündemde tutulması toplumda bilinç dışı gizli bir kabullenmenin de oluşmasına yol açacaktır. Konunun üzeri örtülmesin ancak beynimiz sürekli bu yörüngede dolaşmasın. Beynin ayna nöronları gördüğünü, duyduğunu kopyalamaya yatkındır. Bu nedenle empati kurarken de seçici olmamız gerekir aksi halde empati bizi kötü mecralara da sürükleyebilir.

Kişinin kendi kendine güvenmesine özgüven diyoruz. Rekabetçi bir anlayışla oluşturulan özgüven muhatabına meydan okumaya dönüşüyor. Gereğinden fazla Özgüven kibre diğer insanlara üstten bakmaya da dönüşebilir. Özgüven başarının ayrılmaz bir unsuru olarak bize lanse edilmektedir. Oysa insanın bir sınırı vardır ve başarının elimizde olmayan değişkenleri vardır. Bunlar gözardı edilerek başarısız olunduğunda özgüven yerle bir oluyor ve kişiler intihar bile edebiliyor. Asıl olan insanın kendini bilmesi, değerini başarısına bağlamaması, kendisiyle barışık olarak başarı yolunda adım atmasıdır.

İstenen veya hoşa giden bir şeyin olmasıyla duyulan coşkuya sevinç diyoruz. Bir maçta kazanan takımın taraftarları veya bir düğün sahipleri sevinci kontrol edemediği sevinciyle silah atmakta, insanları öldürmektedir. Sevinçte öfke gibi bir duygu halidir. Olumlu olarak gördüğümüz bu duyguyu abarttığımızda sevinç hem sevinene hemde başkalarına zarar vermektedir. Birilerinin sevinci birilerinin trajedisini oluşturmaktadır.

Velhasıl, olumlu görünen ve kutsanan kelimelere de dikkat edelim dozunda ve yerinde kullanılmayan olumlu kelimeler hayatımızı karartabilir.

Durdu GÜNEŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir