O kadar gereksiz şişirildi ki, bu kaçınılmazdı. Patlasın diye şişirmiyorduk elbet, daha büyük, daha görkemli bir mülkiyetti asıl derdimiz. Kim bilir belki de bundandı, adaleti yalnızca mülk ile temellendirmemiz. Kundera’nın hazcılıkla tasvir ettiği varoluş tasavvurumuzun zihnimizdeki tek karşılığı olan “Benim o !” diyebilmenin dayanılmaz hafifliği ile tatlı tatlı şişirdik. Durmadık. Çünkü o balonu tutan küçük çocuk misali zırıl zırıl ağlamadıkça durmayacaktık. Asla inanmayacaktık patlayacağına.
Şimdi inandık mı?! Bence hayır.
İnanmışlık halleri değil bu yaşadığımız; yalnızca karşıdan sağlı sollu gelecek hamleler dışında planlanmamış bir ölüm çağrışımının o ölümsüz nefislerimize vurduğu uppercut’ın çenemizi sızlatan ve dilimize vuran sancıları. Kuyruğunu düşüren kertenkelenin acısı bu, az sonra yeni kuyruğuna alışıp unutacak. En kötüsü de grup halinde aynı halata tutunup dik bir dağa tırmanırken ayağı kayan dağcının hayatta kalma içgüdüsüyle diğerlerini uçurumdan atmak pahasına halatı kesip yükünden kurtulması… Yük neydi peki? Toplumsal hafızamız, merhametimiz, ahlakımız, bizi hayata bağlayan, insanı insan yapan tüm değerlerimiz. İşin gülünç yanı bu halatı keserken “her şey insanlığın yararı için” diyerek rahatlattık vicdanımızı. Ne güzel bir balondu bu! Ne rüyalar, ne hayaller, ne janjanlı sloganlar sığdırdık içine! Aç gözlülük, doyumsuzluk, konformizm, kolaycılık gibi tanımlar itici olduğundan, insanlık yararına teknolojik ilerleme adını verdik balonumuza. Öyle güzel üfürüyorduk ki içine kendimiz bile inanamıyorduk bu büyümeye. Tevazuya gerek yok tabii, üfürükçülükte iyi olduğumuzu hepimiz biliyorduk.

Sonra teknolojik büyüme ve gelişme böylesi hızlıyken, ahlaki bakımdan en ufak bir ilerleme olmamasının yan etkilerini elbette hesaplamıştık. Yan etki dediğin nedir ki?! Sonuçta hesabı kitaba uydurmak konusunda kimse elimize su dökemezdi. Herşeyi kitabına uydurduk. Zira o kitabı yazan da bizdik. Biz insanoğlu ne badireler atlattık! Her ne kadar kendimiz sebep olsak da aslolan atlatmaktı. Başardık. Bunu da başaracağız elbet. Lâkin bir süre sonra paranın yenmeyeceğini anladığımızda, seslendiğimiz halde kimseler tarafından duyulmadığımızda, yalnızca kendi iyiliğini isteyenlerden oluşan bir dünyanın cehenneme döndüğünü gördüğümüzde Yaradan’ın beşere bağışladığı başarma fiilinin bir önemi kalmayacak.
Şşşşt çocuk ağlama, benimle oynamak ister misin ? Yaklaş… Al bakalım bu balon senin olsun.
Özer BİLGİÇ

Son Yorumlar