Tohumcu: “Kadınların Kadınlardan Başka Kimi Var?”

Aslı Tohumcu’nun okumaya, yazmaya ilgisi nasıl başladı? Onu yazmaya iten sebepler nelerdi? Bahseder misiniz?

Okumaya ilgim annem, annemin küçükken bana verdiği emek sayesindedir. Yazmaya ilgim de okumakla bağlantılı olduğundan, yazmam da annem sayesindedir diyebiliriz. 15 yaşımda, Jules Verne’in “Karpatlar Şatosu” adlı kısa romanını okuduğumda, roman beni o kadar çok etkiledi ki, akşam anneme gidip “Anne ben yazar olmak, Jules Verne gibi hikâyeler anlatmak istiyorum” dedim. Hikâye anlatmak hevesi böyle düştü içime. Koşullar beni başka hikâyelere sürükledi ama olsun, o gün bugündür aralıksız yazıyorum.

İlk kitabınızın yayınından son kitabınız “Cevizin Şarkısı”na kadar ülkemizdeki kadınları, onların yaşadıklarını yazıyorsunuz. Ataerkil, erkek egemen bir toplumda kadınları yazmak zordur. Siz daha da zorunu yaparak ülkemizdeki kadınların sıkıntılarını; yaşadıkları baskıları, tacizleri, tecavüzleri, kadına karşı toplumun ikiyüzlülüğünü anlatıyorsunuz. Çiçek böcek edebiyatı yapmak gibi bir kolaylık varken neden böyle zor bir yolu seçtiniz?

‘Kadınların kadınlardan başka kimi var?’ Kendime çok sık sorduğum bir soru bu. Yazmamak, görmezden gelmek de sorunuzda değindiğiniz toplumun o ikiyüzlülüğüne, körlüğüne dâhil olmak olur. Oysa ben vicdan sahibi bir insanım, öfkesini burnunu aşmış bir kadınım aynı zamanda. Bu düzen değişene kadar vicdanımı sızlatan hikâyeleri anlatmayı, okuyanda vicdan yaratmaya çalışmayı sürdüreceğim.

Kitapçı raflarında kitaplarınızı gördüğümde onların adları çok ilginç geldi. “Abis”, “Şeytan Geçti”, “Kötü Kalp”, “Yok Bana Sensiz Hayat”, “Taş Uykusu”, “Ölü Reşat”, “Sevil de Sevme”, “Durmadan Leyla”, “Cevizin Şarkısı”… Neler söylersiniz bu hususta? Var mı kitap isimleri seçerken özel ölçütleriniz?

Dünyanın en zor şeyi sanırım insanın kitabına isim koyması. Koskoca bir hikâye anlatıyorsunuz ve ona, onu ifade edecek, bir anlamda özetleyecek, okuyanı da cezbedecek tek bir isim koymak zorundasınız. İsim seçerken yazdığım hikayeyi yansıtması ve içime sinmesi sanırım en önemli ölçütler benim için.

Son romanınız “Cevizin Şarkısı” ince bir kitap olmasına rağmen çok etkileyici. Gerçekle hayal arasında, masalımsı, fantastik ama içimize yumruk gibi oturan, genzimizde acı bir tat bırakan bir kitap. Bahseder misiniz “Cevizin Şarkısı”ndan?

Cevizin Şarkısı dört kuşak süren istismarı, mağdurun hayatta kalmak için faile dönüşmekten başka çıkar yol bulamamasını anlatan bir roman. Evin, ailenin suç mahalline dönüşmesini, toplumun bundan haberdar olduğu halde sesini çıkarmayarak suça ortak olmasını anlatan bir roman. Ya da şöyle mi diyeyim; hayatları ve bedenleri, duyguları, eylemleri işgal edilmiş kadınların roman Cevizin Şarkısı.

“Cevizin Şarkısı” ve diğer kitaplarınızda argoyu yoğun olarak kullanılıyorsunuz. Argo genelde samimi olmanın göstergelerinden biri olarak algılanır. Aynı zamanda mecaza da dayalıdır. Argo kullananların genelde kurulu düzenle arası iyi değildir, kurallardan kaçma arzusundadırlar. Sizin argoyu kullanma nedenleriniz nelerdir?

Kitapların dilini belirleyen şey hikâyelerdir. Kimi hikâye sert şekilde anlatmayı gerektirir, kimi hikâye sokak ağzıyla anlatmayı gerektirir, kimi hikâye masalsı bir üsluba ihtiyaç duyar. Ben de yazdığım kitaplarda anlattığım hikaye uyacak bir dili, hikayenin gerektirdiği dili benimsemeye çalıştım. Fakat Cevizin Şarkısı çok ayrı bir yerde duruyor bence.

Geyiklerin boynuzlarına, ceviz ağaçlarının gölgesine sardım, dua ve bedduaların, büyülerin arasından anlattım bu romanı. Sonuçta çok acı  bir hakikati, bir kabusu anlattım ve bunu yaparken okuyanı bir parça da olsa teselli edecek bir dil kurmak, yüreğine indirmemek de önemliydi benim için.

“Cevizin Şarkısı” simgeler, metaforlar, gizemler barındırıyor. Romanda simgesel anlatım söz konusu. “Ceviz” adı da birçok anlam barındırır. Kabuk öz, iç dış vb… Tasavvuf edebiyatında da böyle anlatımlara rastlarız. Mevlana’nın Mesnevisindeki gibi… Tasavvuf edebiyatı ya da diğer kültürdeki mistik edebiyatla ilgilenir misiniz?

Başta ceviz ve geyik olmak üzere romandaki uhrevi, masalsı ya da mistik (adına ne derseniz) unsurları içgüdüsel olarak keşfettim, hatta bir kısmını keşfettiğimden ben kendim bile tekrar okuyana kadar haberdar değildim diyebilirim. Sonradan düşündüğümde fark ettim, ceviz benim için kök demek, bağ demek bir yanıyla. Çocukluğum demek. Zaten romanda da ailenin kızlarını/kadınlarını birbirine bağlayan ve koruyan bir unsur, bir tür kadınca şifanın taşıyıcısı, ulaştırıcısı olarak konumlanıyor ceviz ağacı.

“Cevizin Şarkısı”ndaki karakterlerden biri de geyik, dişi geyik. Geyik neyi ifade ediyor?

Geyik konusunda da içgüdülerimi izledim diyebilirim. Ceviz ağacının temsil ettiği merhametin, iyicilliğin karşısında kötülüğü cisimleştirecek bir şey gerekiyordu ve o da pandemi boyunca rüyalarıma giren bir dişi geyik oldu. Ceviz ağacı iyiliğin şarkısını söyleyen kadınları, geyik de bunca kötülük karşısında sakatlanan ruhu temsil ediyor belki de.

Elif, Ayşegül ve Cemile sevgisiz, hırpalanmış bir çocukluk yaşamışlar. Anneleri Suzan bu kızların hayatlarını cehenneme çevirmiş. Aslında aile içinde yaşanan olumsuzluklardan, tacizlerden, kavgalardan herkesin haberi var. Konu komşu, hısım akraba bu kötülükler karşısında niye sessiz kalıyor? Herkes görüyor, işitiyor, duyuyor ama neden tam tersi gibi davranıyor?

Ben de bu romanda, aslında belki de yazdığım her satırda, bu soruyu ve daha fazlasını sormak istedim.

Yukarıdaki soruya bağlantılı olarak soracak olursak, genelde çocukların hayatını erkekler cehenneme çevirir. “Cevizin Şarkısı”nda ise canavar bu sefer anne Suzan? Neler söylersiniz bu konuda?

Bir canavar arayacaksak bu kesinlikle kızına tecavüz ederek her şeyi başlatan Muhtar olur. Muhtar gibilere göz yuman insanlar olur. Muhtar gibilere göz yuman sistem olur. Yaşadıkları hayat onları ruhen sakatlamış olabilir ama romandaki kadınların hepsi, her biri masum benim gözümde. Suzan da dahil buna. Çünkü günün sonunda Suzan da ne yapıyorsa, çocuklarını olası canavarlardan korumak için yapıyor.

Türlü şekillerde kadınlıklarını bastırmaya çalışarak yaralıyor çocuklarını belki ama özünde niyeti onlara kötülük etmek değil.  Suzan da yaralı bir kadın. Tecavüz sonucu doğmuş, tecavüzcü babası tarafından büyütülmüş bir kadın. 

Romanda Sezen karakteri alışageldiğimiz kadın modelinin dışında. Romanın en küçük karakteri olmasına rağmen teyzelerine ve annesine akıl veriyor. Onları yönlendiriyor. Sezen hangi kuşağı temsil ediyor? Bahseder misiniz Sezen’den?

Bence Sezen, onu ben yarattığım halde tam olarak emin olamıyorum bundan ama, cesaretin insanlaşmış, kadınlaşmış hali. Kurban olmaktan fail olmaya geçme cesaretini göstermesi muhteşem bir şey bence. Ailesinden ve ailesinin hafızasından kurtulamadığı sürece temiz bir sayfa açmayacağının, bunca sakatlık arasında sağlıklı olamayacağının farkına vararak hayatını kurma, hayatını kurtarma eyleminde bulunan bir genç kadın.

Son olarak neler söylersiniz?

Kimse kimseyi incitmesin, biz de bambaşka romanlar yazalım. Derin, güzel bir nefes alalım. Hepimiz. Kadınlar ve erkekler.

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz Aslı Hanım.

Muaz ERGÜ

Aslı TOHUMCU

    • Aralık 1974’te Leverkusen’de doğdu, Bursa’da büyüdü.
    • İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü; çeşitli yayınevlerinde editörlük, TRT 2’de sunuculuk ve danışmanlık yaptı; kitap ekleri çıkardı.
    • 2003’te Abis, 2006’da Yok Bana Sensiz Hayat, 2010’da Şeytan Geçti ve Taş Uykusu, 2014’te Ölü Reşat, 2017’de Sevil de Sevme (Seyhan Argun’un çizgileriyle), 2018’de Durmadan Leyla ve 2020’de Kötü Kalp adlı kitapları yayımlandı.
    • Kutlukhan Kutlu ile 2015’te Güçoburlar adlı derlemeyi ve 2018’de İstanbul: 2099 adlı antolojiyi hazırladı.
    • Kitapları çeşitli dillere çevrilen Tohumcu, Kadın Öykülerinde İstanbul, İstanbul Sokakları (101 Yazardan 100 Sokak) ve Merhaba Asker adlı derlemelere öyküleriyle katkıda bulundu.
    • Çocuklar için Bolbadim Günlükleri, Eksimus Serüvenleri, Karadankaçanlar, Dünyayı Döndüren Kız, Üç, İkiii, Birr, Ateş!, Hışır Hışır Kırt Kırt, Herkesin Evine Döndüğü Gün ve Benim Babam Kötü Örnek adlı kitapları yazdı.
    • Kızı Tomris’le İstanbul’da yaşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir