2019’da Nihat Durak tarafından çekilen Kapı adlı sinema filmi ve özellikle bu sinema filminde, sonsuzluğa 26 Haziran 2026’da uğurlanan Kadir İnanır’ın etik üzerine çektiği diskur, İnanır’ın hayranlarını derinden etkilerken, İnanır dâhil herkesle mesafeli ilişkiler kurmaya özen gösterenlerce ciddiye alınmamıştır çünkü onlar, hem İnanır’ın, sözü edilen sinema filminin senaryo yazarı Filiz Üstün Durak’ın cümlelerini dillendirdiğinin, hem de etik gibi bir kavramın İnanır’la ortak paydada buluşamayacağının bilinciyle Kapı’yı izlemişlerdir.
İnanır, Beyaz Perde’ye adımını attığı ilk andan itibaren, kendisinden önce ete kemiğe büründürülmüş, adına Yeşilçam denilen düzeneğin kurallarına riayet etmiş bir isimdir. Hayranları, onu, bazen, itiraz ederken görmüşlerdir ama itirazının yüzeyde kalıp derine inmediğini hayranlıkları dolayısıyla fark edememişlerdir.
İnanır’ın birlikte çalışmasa da uzak durmadığı, Osman Fahir Seden, Ertem Eğilmez gibi isimlerle etiği hasıraltı ederek yerini sağlamlaştıran Yeşilçam, varlığını sürdürmek için İnanır gibi sözde muteriz isimlere ihtiyaç duymuştur çünkü bilindiği gibi senaryo da mesajını izleyiciye benzerlikleri değil, zıtlıkları ön plana çıkararak vermek için kaleme alınmaktadır.
Bir ara Âkil Adamlar içinde yerini alan İnanır ve hayranları için Kapı, biçilmiş kaftandır çünkü orada da, gündelik pratiğinde olduğu gibi, âdet yerini bulsun diye etnisite güzellemelerine girişen bir isim vardır.
Hayranları Kapı’nın, İnanır’ın güzellemesine hizmet etmek için çekildiğini de idrak etmeye yanaşmamışlardır çünkü onlar, eleştirilerini içeriden getiren siyasiler başta olmak üzere etnisite kavramını hariçten gazel okumadan konumlandıranlar diskalifiye edildiklerinde, İnanır’ın Ertuğrul Özkök gibi Beyaz Türklük’ün ve yerli oryantalizmin semirmesi için çaba sarf edenlerin ve Uğur Dündar gibi, sorunları boyundan aşan ve paçalarından dökülen bir ismi de finanse eden eski medya patronu Aydın Doğan’ın yanında durduğunu ve onun finanse ettiği Kanal D adına, bir ara, yaldızlı adalet dağıttığı bir programı sunduğunu bile isteye ıskaladıkları için, yaşanan sorunlara müdahale etmemesini de umursamamışlardır.
Enisite sorununu en fazla gündeme getiren oyuncu olduğunu sıklıkla söyleyen İnanır’a, kendilerini Sinema Eleştirmeni olarak servis etmeyi ve sözü edildiği şekilde servis edilmeyi önemseyenler, Karılar Koğuşu’nda, etnisite bağlamında yaşanan etiği hasıraltı etme sorununu hatırlatamamışlardır çünkü onlar için de İnanır tartışılamayacak bir ikondur.
Halit Refiğ’in 1990 yılında, İnanır’la Hülya Koçyiğit’e başrol vererek yönettiği, Kemal Tahir’in aynı adlı romanından uyarlanan sinema filminin çocuk karakterini yazar romanda Kürtçe konuştururken yönetmenin Türkçe tercihi, Kamran Usluer’in sesiyle konuşan İnanır’ı da, İnanır’ın oyunculuğunu methiye yağmuruna tutanları da ilgilendirmemiştir.
Kerim Korcan, 1969 yılında yayımlanan ve yazarından daha fazla tanınan romanı Tatar Ramazan’da, imparatorluktan ulus devletleşme sürecine geçişe pes perdeden yüklenirken, Melih Gülgen’in sadece adına müdahale etmeden 1992 yılında çektiği sinema filminde İnanır, kendi sesini kullanmadığı çalışmalarındaki karakterleriyle halleşerek etiği yine hasıraltı etmiştir.
Yönetmenliği henüz hakkı teslim edilerek analize tâbi tutulamayan Ömer Kavur; Kırık Bir Aşk Hikâyesi (1981), Ah Güzel İstanbul (1981) ve Amansız Yol (1985) başlıklı çalışmalarıyla İnanır’ın oyunculuğunun nasıl ele alınması gerektiğine yönelik ipuçları vermiştir.
Hayranları İnanır’ı Tarık Akan’la bir araya getirirken iki isme de haksızlık ettiklerinin ayırdına varamamışlardır çünkü Akan, Yılmaz Güney’le aynı karede buluştukları dönemler dâhil, çizgisinden taviz vermemiştir ama İnanır’ın çizgisini belirleyen kendisi değil, ona etiği hasıraltı etmeyi kavratan Yeşilçam’dır. Bu arada Güney’in de sanıldığının aksine muhalif olmayan, ulusalcı söyleme göz kırpmayı ihmal etmeyen bir sinema için ter döktüğü de unutulmamalıdır.
Yönetmenliği, etik savurganlığıyla bir arada ilerleyen Sinan Çetin’in Mesut Ceylan’ın senaryosundan hareketle 2000 yılında yönettiği Komser Şekspir’de eril dilini laf olsun diye sorgulayan; Şerif Gören’in, Metin Erksan’dan sonra, Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü adlı romanını senaryolaştıran Yavuzer Çetinkaya’nın cümlelerini tarumar ederek yeniden çektiği sinema filminde Ana Kuzusu konumundaki İnanır’ın erkekten çok kadın hayranı olmasına şaşırmamak gerekir çünkü sözü edilen ve Buket Saygı’ya taciz iddiası gündeme geldiğinde Saygı’yı değil, Yeşilçam’ın kodlarıyla çözülen göreceli yakışıklılığı ve eril söylemi dolayısıyla hayatlarında yer verdikleri İnanır’ı destekleyen kadınlar da onun erkek olmayan versiyonlarıdır. Onların İnanır dışında, sözgelimi Robert Redford’a hayranlıkları, Redford kadar onun oyunculuğunu önemseyen hemcinslerini de ilgilendirmeyecektir çünkü İnanır ve hayranlarının Türkiye’nin sınırlarının dışına çıkamayan sesini duymak akıllarının ucuna bile gelmeyecektir.
Kadın hayranlarını, 1989 yılına kayıtlı, yönetmenliği sorun yüklü Yavuz Özkan’ın yönettiği Film Bitti ve sonrasında Komser Şekspir’le hayal kırıklığına uğratsa da, 2003 yılında Yusuf Kurçenli’nin kendi senaryosundan yola çıkarak çektiği, İnanır’ın Türkân Şoray’la yıllar sonra yeniden bir araya geldiği Gönderilmemiş Mektuplar, İnanır’ı yeniden odaklarına almalarına yardımcı olmuştur.
Film Bitti’nin, Sıradan olmakla itham edilenler şöyle dursun, Sinema Eleştirmeni olduklarını durmadan hatırlatanlarca da Sanat Filmi olarak tanıtılmasına İnanır’ın sessiz kalması, sanatın nasıl olması gerektiği hakkında da ders vermeyi ihmal etmemiş İnanır’ın etiği hasıraltı etmesine verilebilecek örnekler arasındadır.
Kamran Usluer dışında; Abdurrahman Palay, Aykut Sözeri, Cüneyt Türel, Esen Günay ve Pekcan Koşar tarafından seslendirilse de, kendisini seslendirenlere cümlelerinde yer vermeyerek kadim meslektaşı Şoray’la sözü edilen bağlamda da buluşan İnanır’ın etiği hasıraltı eden oyunculuğunda; devrimciliğin, muhalifliğin ve mücadeleciliğin esamisi okunamaz çünkü Kadir İnanır, sınırları, dram ve trajedi deşmeye, moraliteyi sorgulamaya izin vermeyen melodramatik kurgu aygıtı Yeşilçam tarafından belirlenen bir isimdir ve hakiki ve samimi muhalif ve mücadelecilerin değil, etiği hasıraltı etmekten ve fırsatçılık oynamaktan çekinmeyen, cem’i cümleye akıl dağıtırken akıl almanın da gerektiğini hesaba katmayan samimiyet ve hakikilik savurganlarının sözcüsü olarak tarihe geçecektir.
Mehmet Akif ERTAŞ

Son Yorumlar