Fuat Sevimay…. Edebiyatımızın gülen yüzlerinden. Yazınımızın dili tatlılarından… Candan, içten… Onun keyifli, ironik, esprili, sıcak, her daim sürprizlere gebe bir kalemi var. Aynı zamanda çok güçlü bir anlatımı… Samimi, komplekssiz… Vasata kafa tutan bir anlatım. Aynı anda bir çok duyguyu, değişik ruh durumlarını yaşatabiliyor okuyucuya. Gülebilirsiniz, düşünebilirsiniz, hayret edebilirsiniz ve öykü ya da romanı bitirdikten sonra neydi bu diyebilirsiniz. Sevimay hem yetişkinlere hem çocuklara en çok da içindeki çocuğu öldürmeyen, çocuk ruhunu her türlü baskıya karşı korumayı bilenlere sesleniyor.
1972 doğumlu Sevimay. İstanbul’un en eski, en güzel yerlerinden Erenköy ve Üsküdar’da yaşamış, yaşıyor. İstanbul’u, sanayi sitelerinden tarihi kuytularına, en lüks semtlerinden varoşuna varana dek iyi biliyor. Bilmek derken buralara gidip gezmeyi kastetmiyoruz. Bu mekânların ruhunu, jargonunu, İstanbul’u İstanbul yapan değerleri iyi kötü yaşamış. Kadıköy Anadolu Lisesi’ni bitirmiş. Akademik eğitimin disipline eden, tekdüze, yetenek törpüleyici yönünü erken zamanlarda keşfedenlerden. Sıradanlaşmamak ve ruhunu yitirmemek için okulu kırmanın ve bazen de hayattan kaçmanın gerekliliğini bilenlerden. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme mezunu. İşletme bölümleri finans, organizasyon, pazarlama, muhasebe gibi sıkıcı, soğuk, maddi, teknik alanları içerir. İnsanları birer veri olarak görür. Bütün bu eğitime rağmen Sevimay dostluğun, dayanışmanın, bir arada olmanın önemine inanmış biri. Para kazanmanın son tahlilde bir halta yaramayacağını bilenlerden.
Çok zeki biri Fuat Sevimay. Cesur, muzip… Çok renkli, şenlikli, tekmili birden bir tarzı var. Yazdıklarında zaman ve mekân zenginliği, hayalle gerçek, eskiyle yeni bir arada koşturur. Kendisiyle yaptığımız bir söyleşide (https://www.dibace.net/soylesiyorum/) tarzıyla ilgili şunları söyler: “Edebiyata nasıl başladığımdan bahsederken “eğlence” sözcüğünü kullanmıştım ya, sanırım ben okur kimliğimle “kasvetli, ağlak ve içimizi karartan” metinlerden çok sıkılmıştım. Hatta bu tür metinler için bir söyleşide “arabesk metin” ifadesini kullanmıştım ve bugün bu tanımın yaygınlaşıp başkaları tarafından da kullanılmasından çok mutluyum. Çünkü gerçekten de sanatın bir şeyleri dert edinmesiyle, dertli cümleler yazılması birbirine çok karıştırıldı. “Acı satar” ilkesine sığınan, içimizi karartan şeyler okuduk bolca. O nedenle ben hep, elbette bir derdi merkeze almakla birlikte, gördüğüm bu sorunu sizin de belirttiğiniz gibi şenlikli bir dille, birazcık ironiyle, hayalleri gerçeğe karıştırarak anlatmayı yeğledim.
Eski ve yeni elbette bir arada olmalı çünkü insan zihninde bunları ayıran keskin bir sınır yok. Biz kimi zaman öyle olduğunu var sayıyor ve sanırım yanılıyoruz. O nedenle benim yazdıklarımda gün düne, bugün yarına karışır hep. Zihnimiz gibi. Geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirinden nasıl beslendiğini ıskalamamak gerekir diye düşünüyorum ve zihinlerimizi, yazarken de okurken de özgür bırakabildiğimiz ölçüde hayallerimizin bu birlikteliği daha çok algılayacağına inanıyorum. Kurgum da bu yüzden çoğunca, eğlenceli bir dil ve sınırsız hayaller üstüne kurulu.”
Kalemi bazen elinizden tutar sizi Kapalıçarşı’da gezdirir. Bazen Aziz Nikolay’la dünya turuna çıkarır. Antik zamanlara götürür. Bazen bir kenar mahallenin gürültülü, kalabalık sokağına götürür. Bazen bir ara nağme dinletir. Bazen bir kabadayının karşısına çıkarır. Bazen de James Joyce’nin elinden tutar ve Onu İstanbul’da gezdirir. “Aynalı”, “Anarşık”, “Kapalıçarşı”, “Gör Bağır”, “Ara Nağme”, “Benden’iz James Joyce”, “Çeviri’Bilirsin! Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar”, “Aziz ile Nikola” gibi roman ve öykü kitapları, “Haydar Paşa’nın Evi”, “Hayal Kurmak Bedava”, “Özgürlük Hayali”, “Hişt! Hişt!”, “Hayal Okulu İşbaşında” adlı çocuk kitapları ve Italo Svevo, Luigi Pirandello, Aldous Huxley, Oscar Wilde, James Joyce gibi dünya edebiyatının önemli isimlerinden çevirileri var.
Özellikle Joyce’un dünyanın okunması ve çevrilmesi en zor metni olarak kabul edilen Finnegans Wake kitabını çevirdi ve bu kitap Finnegan Uyanması adıyla yayımlandı. Sevimay çok ödüllü bir yazar. Ara Nağme 2014 Orhan Kemal Öykü Ödülü, Kapalıçarşı 2015 Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü, Gör Bağır 2022 Fakir Baykurt Öykü Kitabı Ödülü, Haydar Paşa’nın Evi Kent Öyküleri Yarışması Ödülü’ne değer bulundu. Fuat Sevimay’a Kadıköy Anadolu Lisesi tarafından, 2015’te Kristal Martı Ödülü verildi. 2017’de İKSV Talat Sait Halman Çeviri ve Dünya Gazetesi Yılın Çevirisi ödüllerini aldı. Kitapları Arapça, Sırpça, İngilizce, Gürcüce, İtalyanca, Arnavutça, Urduca, Hırvatça gibi dillere çevrildi ve yayımlandı.
Fuat Sevimay bir edebiyatçı ve çevirmen olmasının yanında tarih, sosyoloji, psikoloji, dinler tarihi gibi diğer disiplinleri de takip eden, okuyan, araştıran biri. Topluma söz söyleyecek birinin en azından o toplumu etkileyen tarihi, edebi, kültürel, coğrafi unsurlardan haberdar olması gerektiğine inanıyor. Söz söylenecek toplumun kültürüne yabancı olunmamasının gerekliliğinin bilincinde. Topluma yukardan bakmıyor. İçerden, içten… O, “Kapalı Çarşı” ve “Aziz İle Nikola” gibi romanlarında tarihi, geçmişi ele alırken egemenlerin, otoritenin, devletin tarihinden bahsetmiyor. Oralardaki esnafın, inşaat işçisinin, insanların, taşın, ahşabın, kiremidin tarihinden bahsediyor. İnsanların duygularından, hayal kırıklıklarından, yaşadıklarından, aşklarından ve coşkularından… Yani insanın tarihinden…
Aykırı durmak, sisteme dahil olmamak Sevimay’ın tercihlerinden. Dayatmaları kabul etmemeyi, itirazı, eleştiriyi salık veriyor. Sorgusuz sualsiz biat kültürünü kabul etmiyor. Çok da iyi ediyor.
Fuat Sevimay’ın özgün, neşeli, insanı merkeze alan sesi susmasın. Kalemi daima işlesin. Daha nice öykü ve roman yazsın. Okuyalım biz de….
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar